“En Büyük Sözlük”mü? Yoksa
“Yanlışlarla Dolu, ÅžiÅŸirilmiÅŸ
Bir Sözlük” mü?
Püsküllüoğlu
Sözlüğü Â
Prof. Dr.
Recep TOPARLIÂ
Â
   Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün koruyucu baÅŸkanlığında kurulan Türk Dil Kurumu (TDK), Türkçenin öz güzelliklerini ortaya çıkarmak, dilimizi yabancı dillerin etkisinden korumak amacıyla çalışmalarını sürdürmektedir. TDK’ye yasayla verilen görevlerden biri de sözlükler ve yazım kılavuzları hazırlamaktır. Bu sözlüklerin en baÅŸta geleni de Türkçe Sözlük’tür. TDK, 1945 yılından bu yana Türkçe Sözlük’ün on baskısını yapmıştır.
   Sözlük hazırlamanın bir veya birkaç kiÅŸinin baÅŸarabileceÄŸi bir iÅŸ olmadığını bilen TDK, ÅŸu anda sanal ortamda herkesin hizmetine sunduÄŸu Güncel Türkçe Sözlük’ü, ilgilenenlerin eleÅŸtiri ve katkılarına açmıştır. Böylece imece yöntemiyle bir çalışma yürütülmektedir. Yurt içinden ve yurt dışından gelen eleÅŸtiri ve katkıların tamamı deÄŸerlendirilerek gereÄŸi yapılmaktadır.
   Son baskısı 2005 yılında yayımlanan Türkçe Sözlük; kullanışlılığı, baskı kalitesi, söz varlığının zenginliği, sözlükçülük ilkelerine bağlılığı ile toplumun her kesiminden büyük bir ilgi görmüştür.
   Sözlüğün bu denli ilgi görmesinden çeşitli nedenlerle rahatsız olanlar, sözlükçülük ilkelerine aykırı olmayan konuları dillerine dolayarak bir karalama kampanyası başlatmışlardır. TDK, amacını aşan ve bilimsel dayanaktan yoksun bu karalamalara önem vermemiş ve çalışmalarını bilimsel ilkeler doğrultusunda sürdürmüştür.
   TDK, Türkçenin söz varlığını ortaya çıkarmak ve bir veri tabanında toplamak amacıyla var gücüyle çalışmaktadır. Dünyanın en güçlü dillerinden olan güzel Türkçemizin bütün söz varlığını ortaya koymak amacıyla yürütülen bu çalışmalar, Türkiye’nin deÄŸiÅŸik yerlerinde, kendisini bu iÅŸe adamış bilim adamları tarafından yapılmaktadır. Amacımız yalnızca Türkçenin söz varlığını ortaya koyarak gelecek kuÅŸaklara Türkçeye yakışır bir sözlük armaÄŸan etmektir.
   Bu amaçla TDK’de yürütülen sözlük çalışmalarından bazılarını şöylece sıralayabilirim:
   Güncel Türkçe Sözlük:
   1945 yılından bu yana 10. baskısı yapılan Türkçe Sözlük’ü geniÅŸletmek ve güncellemek, çalışmalarımızın en önemli bölümünü oluÅŸturmaktadır.
   Türkiye Türkçesinin Tarihsel Sözlüğü:
   TDK’ce daha önceleri yalnızca Türkçe kelimelerin bir araya getirilmesiyle hazırlanan Tarama Sözlüğü’nün geniÅŸletilmiÅŸ biçimi olarak gerçekleÅŸtirilecektir. 13, 14 ve 15. yüzyıllarda yazılmış üç yüzü aÅŸkın Arap harfli eser 1970 yılından bu yana taranarak yaklaşık bir milyon iki yüz bin fiÅŸ hazırlanmıştır. Otuz yedi yıllık bir çalışmanın eseri olan bu fiÅŸler, TDK arÅŸivlerinde kaderine terk edilmiÅŸken yeniden elden geçirilerek yayıma hazırlanmaktadır. Çalışmanın sonucunda herkesin büyük bir heyecanla beklediÄŸi en az on beÅŸ ciltlik bir sözlük ortaya konulacaktır. Yalnızca Türkçe kökenli deÄŸil o dönemlerde kullanılmış sözlerin tamamını içine alacak olan bu sözlükte kelimelerin yazılış ve anlam farklılıkları ayrı ayrı gösterilecektir.
   Derleme Sözlüğü:
   Türkiye Türkçesi ağızlarından derlenmiÅŸ kelimeleri içeren Derleme Sözlüğü’nü geniÅŸletmeyi ve Genel AÄŸ ortamında kullanıma açmayı tasarlıyoruz. Üniversitelerimizdeki bilim adamlarıyla eÅŸ güdüm içerisinde hazırlayacağımız bu çalışma, bölgelerimizin söz varlığını canlandıracak ve gelecek kuÅŸaklara aktarılmasını saÄŸlayacaktır.
   Batı Kökenli Kelimeler Sözlüğü:
   Seçkin yazarların eserlerinden taranarak oluÅŸturulacak Batı Kökenli Kelimeler Sözlüğü’nü en kısa zamanda tamamlamayı tasarlamaktayız. Bu sözlük çalışmasında ona yakın bilim adamı görev yapmaktadır.
   Bilim ve Sanat Terimleri Ana Sözlüğü:
   TDK’nin kuruluÅŸundan bu yana yayımlanan terim sözlükleri, Veteriner HekimliÄŸi Terimleri Sözlüğü ve Su Ürünleri Terimleri Sözlüğü ile henüz tamamlanmamış olan İktisat Terimleri Sözlüğü bir veri tabanında toplanmış ve Genel AÄŸ ortamında kullanıma sunulmuÅŸtur. Yüz elli bine yakın terimi içeren bu veri tabanında Eczacılık Terimleri Sözlüğü, DiÅŸ HekimliÄŸi Terimleri Sözlüğü, HemÅŸirelik Terimleri Sözlüğü, Tıp Terimleri Sözlüğü, Ekonometri Terimleri Sözlüğü de kısa zamanda yerlerini alacaktır. Hedefimiz bütün bilim dallarının terimlerini bir veri tabanında toplamaktır.Â
   Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü:
   Dilimizin atasözü ve deyim bakımından ne denli zengin olduğu bilinen bir gerçektir. Taramalara dayalı yeni eklemelerle hazırlamakta olduğumuz bu çalışma da en kısa sürede yayımlanacaktır.
   Resimli Okul Sözlüğü:
   Özellikle ortaöğretim öğrencilerine yönelik olarak hazırlanan bu sözlük üzerindeki çalışmalarımız tamamlanmıştır. Sözlük 2007 yılı içinde yayımlanacaktır.
   İlköğretim Okulları İçin Türkçe Sözlük:
   İlköğretim öğrencileri için hazırlanan bu sözlük hâlen Kurum yayınları arasında yer almaktadır.
   Osmanlı Türkçesi Sözlüğü:
   Yirmi bilim adamı tarafından hazırlanmakta olan bu sözlüğün bütün malzemesi bir araya getirilmiş ve işlenmeye başlanmıştır. Bu çalışma ile Osmanlı Türkçesinin en kapsamlı sözlüğünün oluşturulması amaçlanmaktadır.
   Sözlükler… Sözlükler… Sözlükler… Tarihî ve çaÄŸdaÅŸ Türk lehçeleri ile ilgili sözlükler, iki dilli sözlükler, terim sözlükleri...
   Çalışmalar bu denli yoÄŸun ve kapsamlı olduÄŸunda kıskanılması, meyveli aÄŸaç gibi taÅŸlanması, çamur atılması mı gerekir? Yayımlanmış onca sözlüğe kaynaklık etmesine karşın TDK’nin Türkçe Sözlük’ünün hedef tahtası hâline getirilip sürekli olarak haksız eleÅŸtirilerle karşı karşıya bırakılmasını anlamak mümkün deÄŸil. DiÄŸer sözlüklerin pazar payını düşürdüğü için sözlüğümüzün bu denli haksız eleÅŸtiriler aldığı düşüncesini aklıma getirmek bile istemiyorum.
   Her neyse…
   Kim ne derse desin bizim ilkemiz; haklı eleştirilere kulaklarımızı tıkamamak, onlara değer verip gereğini yapmak, haksız eleştirileri ise dikkate almamak.
   Şimdiye kadar hep böyle yaptık. Ancak iÅŸi baÅŸka noktalara götürmek istediÄŸi anlaşılan Ali PüsküllüoÄŸlu’na gereken yanıtı vererek hem kendi sözlüğü üzerinde yazılı olan “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü” (!) iddiasının gerçeÄŸi yansıtmadığını gözler önüne sermek hem de ÅŸimdiye kadar yanıt vermeyiÅŸimizin bu tür maksatlı eleÅŸtirileri dikkate almayışımızdan kaynaklandığını kamuoyuna bildirmek düşüncesiyle bu satırları yazmak zorunda kaldık.
   “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü” gibi aslında çok abartılı ve yanlış bir ifadeyle bir sözlük yayımlayan Sayın PüsküllüoÄŸlu, eleÅŸtirilerinin ölçüsünü kaçırmış, yazılarını bir iftira ve karalama kampanyasına dönüştürmüştür:
   “Evet, “irtica”, eskiyi geri getirme eylemidir. Bunu siyasal, toplumsal alandan dar bir alana, dil konusuna indirgersek Osmanlıca özlemi olarak görebiliriz. ÖrneÄŸin sözlüğe, kullanımdan düşmüş Arapça, Farsça sözcükleri yeniden almak da böyle bir eylem sayılmalıdır. Bir sözlük düşünün ki, daha önceki baskılarda bulunmayan Osmanlıca sözcükleri almakla yetinmemiÅŸ, buna dinsel alanda kullanılan sözcükleri de yoÄŸun bir biçimde eklemiÅŸse, bu eyleme bir baÅŸka tanım verebilir misiniz?” (PüsküllüoÄŸlu 2007: 63-65)
   Sayın PüsküllüoÄŸlu’nun TDK’nin ÅŸu andaki çalışmalarından ne kadar habersiz ve TDK’ye karşı ne denli ön yargılı bir tutum içinde olduÄŸu yukarıdaki alıntıdan açıkça anlaşılmaktadır.
   Türkçenin söz varlığı içinde yer alan ve Osmanlıca olarak nitelendirilen kelimelere karşı bir özlem içinde olduğumuzu iddia etmenin gerçekle bağdaşmadığı açıktır. Biz böyle bir özlem içinde değiliz ve kullanımdan düşmüş olan Arapça, Farsça sözleri sözlüğümüze yeniden almak gibi bir düşüncemiz de bulunmamaktadır. Hazırlamakta olduğumuz Osmanlı Türkçesi Sözlüğü bu sözlerin tamamını içine alacak ve bu alanda çalışanların ihtiyacını karşılayacak bilimsel bir kaynak olacaktır.
   TDK’yi “Osmanlıca özlemi” içinde olmakla suçlayan Sayın PüsküllüoÄŸlu, “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü” (!) diye adlandırdığı sözlüğünde yer alan maddelerle, bu özlemi aslında kendisinin duyduÄŸunu gösterdiÄŸinin farkında bile deÄŸildir. Kullanımdan düştüğü için sözlüğümüzün 10. baskısında yer almayan birçok Arapça ve Farsça kökenli kelime PüsküllüoÄŸlu sözlüğünde varlıklarını sürdürmektedir. İşte bunlardan birkaçı:
   beşuş: (Arapça) Gülümseyen, güleç.
   hâd: (Arapça) 1. (hastalık için) Çabuk ilerleyen, iveğen. 2. (bunalım geçimsizlik gibi kötü durumlar için) Aşırı, çok, gerçek, yeğin, şiddetli.
   isaf: (Arapça) Bir isteği yerine getirme.
   kâfuru: (Arapça) Kâfur.
   rağm: (Arapça) İnadına, tersine davranma.
   suziş: (Farsça) 1. Yanma, yakma. 2. etkileme.
   şâhıs: (Arapça) Yer ölçme işinde kullanılan işaretli, dereceli sırık.
   talavet : (Arapça) Güzellik.
   vefiyat: (Arapça) Ölümler.
   PüsküllüoÄŸlu sözlüğünde, özgün yazımında kaf (ﻕ) harfi içeren Arapça sözlere eklenen “k kalın okunur” veya “k’ler kalın okunur” açıklamaları mantıksızdır. İnce sıradan ünlü alan sözlerdeki bu harfin kalın olarak nasıl okunduÄŸunu doÄŸrusu çok merak ediyorum. Hukuki, fakir, hukuken, müşfik vb. kelimelerdeki ince ünlülerin yanında bulunan k’leri mümkün olsa da Sayın PüsküllüoÄŸlu kalın okusa biz de dinlesek! Biz Arapça kökenli sözlerin Türkçeye uygun bir biçimde söylenmesini isterken Sayın PüsküllüoÄŸlu’nun Arapçanın özgün söyleyiÅŸine özenen bu tutumunu doÄŸrusu anlamakta güçlük çekiyoruz. Öte yandan “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü”nün (!) yazarı ÅŸevk gibi kaf (ﻕ) harfi içeren sözlerin bazılarında da bu açıklamaya yer vermemiÅŸtir.
   PüsküllüoÄŸlu sözlüğünde fesuphanallah, hasbıhal, hulasa, hulasaten, hulya, mubah, rıka, rızk, suiistimal, ÅŸahadet, zatürree vb. özgün söyleniÅŸ biçimleriyle yer alan sözler artık fesüphanallah, hasbihal, hülasa, hülasaten, hülya, mübah, rika, rızık, suistimal, ÅŸehadet, zatürre biçiminde söylenip yazılırken Sayın PüsküllüoÄŸlu’nun bu tür sözleri Arapça özgün biçimleriyle vermesinin anlaşılır bir yanı yoktur.
   Sözlüğün 664. sayfasında bir faikkıyet maddesi var ki evlere ÅŸenlik… Dilimizde faikiyet biçiminde olması gereken bu sözdeki yanlışlar nasıl düzeltilebilir, bilemiyorum. Sayın PüsküllüoÄŸlu’nun “geriye doÄŸru bir deÄŸiÅŸim” tanımlamasına bundan güzel bir örnek olamaz sanırım!
   “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü”nde halkiyat, ÅŸarkiyat vb. sözlerinin /i/ ünlüsü ile verilmesine karşın sevkıyat sözünün /ı/ ile verilmesi de özgün biçimlere olan özlemden kaynaklansa gerek!
   PüsküllüoÄŸlu sözlüğünde hâşâ sözüne düzeltme iÅŸareti neden konulmuÅŸtur? “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü”nde (!) haÅŸa biçiminde kısa ünlülü bir kelime olmadığı için bir karışmadan da söz edilemez. Türkçe kökenli olarak verilen kekâ ve kekâh sözlerinde düzeltme iÅŸaretinin kullanılma nedenini anlayana da aÅŸk olsun!
   Arapçadan dilimize giren sözlerdeki çift (y)’ler tek (y)’ye dönüşür ama takiye olarak söylenip yazılması gereken kelime, özgünlüğe olan baÄŸlılıktan dolayı “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü”nde takıyye biçiminde veriliyor.
   Sayın PüsküllüoÄŸlu: “TDK sözlüğü, her sözlük gibi, “seccade” yi almış. Onu yeterli bulmamış ‘namaz seccadesi’ne yer vermiÅŸ. ‘Seccade’ üzerinde bir tek kiÅŸinin namaz kıldığı küçük bir yaygıdır. Ona halk ‘namaz seccadesi’ dese bile, bu bir ‘galat’tır. Onu alan sözlüğün, en azından, bunun bir yanlış kullanım olduÄŸunu belirtmesi gerekir.” demektedir. Sayın PüsküllüoÄŸlu, Türkçe Sözlük’ün eski baskılarına bakmayı aklına getiremediÄŸi için namaz seccadesi sözünün 6. baskıya alındığını fark edememiÅŸ (TDK 1974: 595). Namaz seccadesi yanlış bir kullanım deÄŸildir. Seccadenin tanımındaki “... bir tek kiÅŸinin namaz kıldığı” ifadesinde “tek” ve “bir” sözlerini birlikte kullanıp yanlışlık yapan Sayın PüsküllüoÄŸlu, üstüne üstlük bir de “galat” dersi vermektedir. Ona göre halkın bu tür kullanımları bir “galat”tır. Anlaşılan Sayın PüsküllüoÄŸlu’nun galatlar hakkında bilgisi çok az.
   TDK tarafından yayımlanan sözlüğe haksız eleÅŸtirilerini sürdüren Sayın PüsküllüoÄŸlu: “Bu sözlükte kimi atasözlerinde bile, sözün özgünlüğü bozularak dinsel göndermeler yapılmış. ÖrneÄŸin “sora sora BaÄŸdat bulunur” sözü “sora sora Kâbe bulunur” biçiminde de sunulmuÅŸtur. Yani atasözünün hem özgün biçimi bozulmuÅŸ, hem de dinsel kılığa büründürülmüştür.” demektedir.
   Yapmayın Allah aÅŸkına “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü”nün (!) yazarı… Ömer Asım Aksoy tarafından yayımlanan Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü’ne hiç bakmadınız mı? Bu atasözünün orada nasıl verildiÄŸini görmediniz mi? Ömer Asım Aksoy’un eserinde bu atasözü Türkçe Sözlük’ün 10. baskısında olduÄŸu gibi “Sora sora BaÄŸdat (veya Kâbe) bulunur” biçiminde verilmektedir (Aksoy 1971: 349). Ömer Asım Aksoy da mı atasözünün özgün biçimini bozmuÅŸ, dinsel kılığa büründürmüştür?
   Sayın PüsküllüoÄŸlu Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü’nde dinî terimleri anlamlandırırken de çokça yanlış yapmıştır. Bunlardan birkaçı:
   fatiha: “Kuran’ın, ölülere Tanrı’nın rahmetini dilemek için dua olarak okunan ve halk arasında “elham” diye bilinen birinci suresi.”
   hafız (2): “Ahmak, aptal, bön, saf.”
   hatim sürmek: “Bitirmek amacıyla Kuran’ı okumayı sürdürmek.”
   kerahet vakti: “(akÅŸamcılar arasında) İçkiye baÅŸlama zamanı.”
   Arapça “Rabb’im, Tanrı’m” anlamına gelen ve sonundaki –i Arapça iyelik eki olan (Sayın PüsküllüoÄŸlu’na göre Rab, Tanrı) Rabbi sözü bir Türkçe sözlüğe madde başı olarak alınamaz. Böyle olsaydı rabbüke, rabbühüm vb. Arapça diÄŸer biçimlerinin de sıralanması gerekirdi.Â
   “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü”nde velfecir olarak verilip sanki ek alıyormuÅŸ gibi -cri biçiminde gösterilen madde başının doÄŸru biçimi velfecri’dir ve gözleri velfecri okumak deyiminde geçtiÄŸi için madde başı olarak da verilmesi yanlıştır.
   Sayın PüsküllüoÄŸlu yazısının devamında: “TDK sözlüğünde deyimlerin özgünlükleri bozulmuÅŸtur. ÖrneÄŸin “nohut oda, bakla sofa” deyimi bu sözlükte “bakla oda, nohut sofa” olmuÅŸtur. Özgün olana bir yazarımızdan tanık konmuÅŸ, ama özgünlüğü bozuk olarak “bakla oda, nohut sofa” biçiminde alınanda tanık tümce yok. Nedeni açık: Hiçbir yazarımız bu deyimin bozuk biçimini kullanmaz.” demektedir.
   Sayın PüsküllüoÄŸlu eleÅŸtirilerini bilimsel dayanaktan yoksun bir biçimde yapmaya alıştığı için bu deyimin Türkçe Sözlük’e 1959 yılında yapılan 3. baskıdan itibaren alındığını nereden bilsin (TDK 1959: 82)? Bilemez ki... Hiçbir deyimin ve atasözünün özgünlüğünü bozmak gibi bir çaba içinde deÄŸiliz, aksine onların dilimiz için ne denli bir zenginlik kaynağı olduÄŸunun farkındayız. Onları deÄŸiÅŸtirenlerle, onlara olmadık anlam yükleyenlerle mücadele ediyoruz.
   Sayın PüsküllüoÄŸlu’nun sözlüğünün 480. sayfasında yer alan deÄŸer maddesinin içinde bilmek deÄŸer (ne demekse!) diye bir madde içi var. Deyimlerin özgünlüklerinin Sayın PüsküllüoÄŸlu tarafından bozulduÄŸuna bundan daha güzel bir örnek olabilir mi?
   Sayın PüsküllüoÄŸlu, TDK’nin Türkçe Sözlük’ünün eski baskılarını esas alarak hazırladığını tahmin ettiÄŸimiz ve “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü” (!) olarak sunduÄŸu çalışmasında alay (I) kelimesinin 2. ve 3. anlamlarını düzeltme gereÄŸi duymadan aynen vermiÅŸ. Sözlüğün alay maddesinin 2. anlamı: “çok, kalabalık, pek çok” olarak verilmiÅŸ ve masa başı olarak nitelendirdiÄŸimiz “Bir alay insan birikmiÅŸti, bir alay azar iÅŸittik.” cümleleri örnek olarak sıralanmış. Örneklere dikkat edildiÄŸinde verilen anlamın alay deÄŸil bir alay sözünün karşılığı olduÄŸu açıkça anlaşılacaktır. Sayın PüsküllüoÄŸlu da aynı kanıda olduÄŸu için bir maddesinin içinde farkında olmadan bir alay diye bir madde içi daha almış ve “bir sürü, pek çok” anlamı vermiÅŸ. “Bahçede bir alay çocuk vardı” örneÄŸini de tanık olarak getirmiÅŸ. Alay (I) sözünün 3. anlamında “bütünü, hepsi” demiÅŸ ve “Onların alayını iyi tanırım.” cümlesini örnek olarak vermiÅŸ. ÖrneÄŸe dikkat edildiÄŸinde “bütünü, hepsi” anlamının alay sözcüğünün deÄŸil alayı kelimesinin karşılığı olduÄŸu açıkça anlaşılacaktır.
   Sayın PüsküllüoÄŸlu’nun “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü”nde (!) yaptıkları veya yapamadıkları bunlarla sınırlı deÄŸil. Bakınız daha neler var neler...
   muzahir (s. 1271) kelimesini madde başı alıp “arka çıkan, destekleyen, yardım eden” anlamları veren Sayın PüsküllüoÄŸlu, birkaç sayfa sonrasında         (s. 1278) müzahir diye bir madde başı daha alıp “arka çıkan, arkalayan, yardımcı olan” anlamları vermiÅŸ. Bununla da yetinmeyip 1271. sayfada muzaheret olarak alınan ve “arkalama, destek, yardım” anlamları verdiÄŸi madde başından sonra 1278. sayfada bu kez müzaheret diye bir madde başı alıp “yardımcı olma, arka çıkma, arkalama” anlamları vermiÅŸ. İş bununla da kalsa iyi... Sözlüğe darbetmek biçiminde bir madde başı alınıp “1. çarpmak, vurmak. 2. (para için) basmak” anlamları sıralanmış, darp maddesinin içinde darp etmek biçiminde bir madde içi daha alınıp “1. çarpmak, vurmak. 2. (para için) basmak, çıkarmak” anlamları, üstelik aynı sayfada (s. 472) verilmiÅŸ. Yorumunu okurlarımıza bırakıyorum.
   Sözlüğün 158. sayfasında yer alan asfaltlayabilmek sözünün tanımının verilmeden geçilmesi de kanımca yeni bir sözlükçülük ilkesi olsa gerek!
   “maiyetinde yanında” biçiminde verilip baÅŸka bir açıklama yapılmayan madde başı (s. 1211) da sanırım Sayın PüsküllüoÄŸlu’nun yeni sözlükçülük anlayışının bir eseri!
   Sayın PüsküllüoÄŸlu yazısının devamında: “Genel dil sözlüklerinde (daha doÄŸrusu, ölçünlü dil sözcüklerinin bölge ağızlarındaki bozuk biçimlerine) yer verilir mi? Bu sözlük vermiÅŸtir: “BenefÅŸe”, “bıtırak”, “böğrülce” ve daha niceleri... Buna bir ÅŸey diyen çıkmıyor.” demektedir.
   Sayın PüsküllüoÄŸlu “benefÅŸe”nin “menekÅŸe”nin özgün biçimi olduÄŸunu ve her ikisinin de ÅŸu anda yaygın bir biçimde kullanıldığını nereden bilsin? Bilemez ki… Sözlüğümüzde “bıtırak” ve “böğrülce” maddelerinde tanım verilmemiÅŸ, “pıtırak” ve “börülce”ye gönderme yapılmıştır. Sayın PüsküllüoÄŸlu da aynı yöntemi izleyip “namet”i “nimet”e, “mundar”ı “murdar”a gönderdiÄŸi hâlde bizim göndermelerimizden neden rahatsız oluyor?
   Derleme Sözlüğü’nü açıp oradaki kelimeleri kullanım sıklığına bakmadan “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü”ne (!) dolduran Sayın PüsküllüoÄŸlu iÅŸi o denli ileri götürmüştür ki hüsür, hüşür, heyle gibi yalnızca bir veya iki yörede kullanılan pek çok kelimeyle sözlüğünü ÅŸiÅŸirmiÅŸtir.
   “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü”nü yazmak gibi bir iddiayla ortaya çıkan Sayın PüsküllüoÄŸlu’nun, Derleme Sözlüğü’ndeki sözlerin fiil biçimlerini uydurup bunları kullanılıyormuÅŸ gibi göstermesi de yadırganacak bir durumdur:
   “iÅŸmar”dan: iÅŸmarlama, iÅŸmarlamak, iÅŸmarlaÅŸma, iÅŸmarlaÅŸmak;
   “zabın”dan: zabınlaÅŸabilme, zabınlaÅŸabilmek, zabınlaşıverme, zabınlaşıvermek, zabınlaÅŸma, zabınlaÅŸmak, zabınlık…
   Sözlüğündeki madde başı sayısını artırmak için Sayın Püsküllüoğlu bakınız başka neler yapmış:
   Bugün kullanımdan düşmüş olan helecan kelimesini almış ve helecanlandırabilme, helecanlandırabilmek, helecanlandırma, helecanlandırmak, helecanlanabilme, helecanlanabilmek, helecanlanış, helecanlanıverme, helecalanıvermek biçimlerini sıralamış.
   ticari karşılığı olan tecimsel sözünden bugün için kullanımı yaygın olmayan tecimselleşebilme, tecimselleşebilmek,tecimselleşme, tecimselleşmek, tecimselleştirebilme,tecimselleştirebilmek, tecimselleştirilebilme, tecimselleştirilebilmek,tecimselleştirilme, tecimselleştirilmek, tecimselleştirme, tecimselleştirmek, tecimsellik sözlerini türeterek sözlüğünü şişirmiş.
   Fiillerin bilmek, vermek, durmak, kalmak, yazmak yardımcı fiilleriyle yapılmış birleşik biçimlerini verirken işi abartmış, kullanımda olup olmadığını araştırmadan aklına geleni sıralamış.
   Ne diyelim… En büyük sözlük (!) ancak bu yöntemlerle (!) hazırlanır…
   Sayın PüsküllüoÄŸlu’nun sözlüğünde kelime kökenleri gösterilirken de pek çok yanlışlık yapılmıştır. İşte bunlardan birkaçı:
   biletilme, biletilmek: Kökeni “İtalyanca, Türkçe” biçiminde gösterilmiÅŸ. Türkçe biletmek’i “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü”nün yazarı Sayın PüsküllüoÄŸlu İtalyanca sanmış…
   faÅŸ: Farsça olması gerekirken “Arapça” gösterilmiÅŸ.
   felaketzede: Arapça, Farsça olması gerekirken “Arapça” gösterilmiÅŸ.
   mestane: Farsça olması gerekirken “Arapça, Farsça” gösterilmiÅŸ.
   meyvehoÅŸ: Farsça olması gerekirken “Arapça” gösterilmiÅŸ.
   “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü”nü hazırlarken yazım ve dizgi yanlışı yapmamak gerekmez mi? “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü” yazarının deÄŸil de dizgicisinin yanlışı olarak görmek istediÄŸimiz o kadar çok yanlış var ki bunların baskı iÅŸinin aceleye getirilmesinden kaynaklandığını sanıyorum. Birkaçını sıralayalım:
   Madde başı yanlışları:
   âcizleÅŸleÅŸebilmek (doÄŸrusu âcizleÅŸebilmek)Â
   bapırıverme (doğrusu bağırıverme)
   fakirhahe (doğrusu fakirhane)
   zahat (doğrusu izahat)
   ağbetsizlik (doğrusu rağbetsizlik)
   erpilmek (doğrusu serpilmek)
   elekız (doğrusu telekız)
   esanüt (doÄŸrusu tesanüt)…
   Madde içi yanlışları:
   aydınlanabilmek maddesinde olanağu (doğrusu olanağı)
   balkanlık maddesinde sıra sarı (doğrusu sıra sıra)
   balyalatmak maddesinde bayla (doğrusu balya)
   büyütebilmek maddesinde bütütmek (doÄŸrusu büyütmek)…
   Sayın PüsküllüoÄŸlu’nun sözlüğünde alfabetik sıraya uymayan sözcüklerden bazıları:
   Madde başında: akÅŸiÅŸ, anıvermek, çıkarış, çözünürlük…
   Madde içinde: Allah bereket versin, Allah sabır versin…
   Sayın PüsküllüoÄŸlu’nun “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü” yanlışları bakımından belki de bir rekor kırmak üzeredir. Madde baÅŸlarının birçoÄŸunda yanlış bulmak mümkündür. Bu yanlışlardan yalnızca birkaçını sıralamakla yetiniyorum:
   * Sıfat olduÄŸu belirtilen aşılmaz maddesinde verilen örnek sıfat deÄŸil çekimli bir fiildir: “Bu sınırlar aşılmaz, Mehmetçik bekliyor.”
   * kap kacak, sulu sepken, ufak tefek, yara bere ikilemeleri alındıktan sonra, bir anlam taşımayan kacak, sepken, tefek, bere vb. kelimelerinin yeniden madde başı yapılması gerekmez. “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü”nün (!) oluÅŸturulabilmesi için bunların da alınması gerekiyormuÅŸ demek ki!
   * hamakat kelimesine -i getirilirken talakat kelimesine -ı getirilmesi bir tutarsızlık değil midir?
   * tek tük sözünün hem madde başında hem de tek maddesinin içinde verilmesinin nedeni anlaşılamamıştır?
   * nezaket kelimesinde yapılan (Farsça “nazik”ten Arapça kalıbına göre uydurulmuÅŸ söz.) açıklamasının, galatımeÅŸhur sayılan tayyare, felaket vb. sözlerde de yapılması gerekirdi.
   * havadis kelimesinde yapılan (Arapça “hadise” sözcüğünün çoÄŸulu olmakla birlikte Türkçede tekil gibi kullanılır.) açıklaması hademe, elbise, talebe vb. sözlerde de tekrarlanmalıydı.
   Sayın Püsküllüoğlu 1 Kasım 1928 gün 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun ile belirlenen alfabemizde bulunmayan x ve w harflerine sözlüğünde (1792 ve 1793. sayfalar) ayrı birer bölüm açmış!
   Sayın PüsküllüoÄŸlu TDK’nin 10. baskısını eleÅŸtirdiÄŸi yazısının devamında ise: “Anchorman”, “au pair”, “billboard”, “blender”, “bodyguard”, “grossmarket” gibi İngilizce, Fransızca, Almanca sözcüklerin böyle kendi özgün yazılışlarıyla Türkçe Sözlük’e alınmasına da kimse bir ÅŸey demiyor. Üstelik böyle bir sözlük bir devlet kuruluÅŸunca hazırlanıyor ve devlet eliyle dağıtılıyor. DoÄŸru mu yanlış mı diye, bir göz atan olmuyor” demektedir.
   “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü”nün (!) yazarının amacı üzüm yemek deÄŸil baÄŸcıyı dövmek olduÄŸundan konuları saptırmakta da üstüne yok. Sayın PüsküllüoÄŸlu, sözlüğümüzü hazırlarken uyduÄŸumuz ilkelere dikkat etmediÄŸi, ne yaptığımızı anlamadığı veya anlamazlıktan geldiÄŸi için bir özenti sonucu kullanılan Batı kökenli kelimelerle ilgili tutumumuzla ilgili olarak haksız eleÅŸtirilerde bulunuyor. Bu konudaki tutumumuz son derece açıktır: Bu tür özenti alıntılarının Türkçede okunuÅŸunda ve yazılışlarında büyük sorunlar olduÄŸundan bu tür sözleri biz koyu biçimde eÄŸik olarak yazıyoruz ve karşılarına Türkçelerini veriyoruz. Sözlerin tanımları gönderme yapıldıkları Türkçe madde baÅŸlarında yer almaktadır. Amacımız Türkçe karşılıkların yaygın bir biçimde kullanılmasını saÄŸlamaktır. Sayın PüsküllüoÄŸlu’nun anlamadığı veya anlayamadığı uygulamamız şöyle:
   anchorman: bk. ana haber sunucusu.
   ana haber sunucusu: Toplanan haberleri önem derecesine göre değerlendiren ve yayımlayan yetkili sunucu.
   billboard: bk. ilan tahtası, duyuru tahtası.
   ilan tahtası: Duyuruların üzerine yazıldığı veya yapıştırıldığı düz levha.
   bodyguard: bk. koruma.
   koruma: Can güvenliğinin tehlikede olduğu düşünülen bir kimseyi saldırılardan korumak üzere görevlendirilmiş kişi.
   grossmarket: bk. büyük mağaza.
   büyük maÄŸaza: Her türlü tüketim maddesinin bol miktarda satışa sunulduÄŸu yer…
   Sayın Püsküllüoğlu! Yanlış bu uygulamanın neresinde? Türkçe kullanımın yaygınlaşmasını sağlama çabası içinde olmamız yanlış bir davranış mıdır?
   Siz ne yapmışsınız?
   İşte “Türkiye Türkçesinin En Büyük Sözlüğü” iddiasında olan bir sözlüğün, eskilerin deyiÅŸiyle “hâl-i pür-melali”…
   Bu yazıda değindiklerimiz Püsküllüoğlu sözlüğüne yalnızca ilk bakışta dikkatimizi çekenlerdi. O yüzden, bu sözlüğü kullananların bir kez daha düşünmelerini salık veririz.
   Niçin mi?
   Türkiye Türkçesinin ÅŸiÅŸirilmiÅŸ ve yanlışlarla dolu en büyük sözlüğünü kullandıkları için…
    Â
   Kaynakça
   Aksoy, Ömer Asım (1971), Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü I Atasözleri Sözlüğü, TDK yayını, Ankara.
   Püsküllüoğlu, Ali (2004), Türkçe Sözlük, Doğan Kitapçılık AŞ, İstanbul.
   PüsküllüoÄŸlu, Ali (2007), “Mızraklı İlmihal” ya da Mızrak Çuvala Sığmaz, Sözcükler, Ocak-Åžubat 2007, S.: 5, s. 63-65.
   TDK (1959), Türkçe Sözlük, 3. baskı, TDK yayını, Ankara.
   TDK (1974), Türkçe Sözlük, 6. baskı, TDK yayını, Ankara.Â
   TDK (2005), Türkçe Sözlük, 10. baskı, TDK yayını, Ankara.