Reklam: Orhan Kıvılcım ile portreni yaptırmak ister misin? Web kameranı aç ve Orhan Kıvılcım tablonu yapsın. Şimdi tıkla.

Facebookda Paylas
English French German Italian Portuguese Russian Spanish

Öğrenme Psikolojisi

Bireylerde öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini açıklayan bilim dalıdır.
Eğitim: Bireyin davranışlarında istendik yönde değişiklikler meydana getirme, istenmedik davranışları ortadan kaldırma sürecidir.
Öğretim: Okullarda bir plan dâhilinde yürütülen eğitim faaliyetidir.
Öğrenme: Tekrar ya da yaşantılar sonucu organizmanın davranışlarında meydana gelen oldukça kalıcı değişmelere denir. Sağ kolunu kopan bir kişinin sol elle yazı yazması. (Not: Sağ eli kırılan bir kişinin eli iyileşesiye kadar sol elini kullanması, iyileştikten sonra ise sağ elini kullanması öğrenme değildir.) Yolda giderken düşme öğrenme değildir. Çünkü kalıcı değildir.

• Felç ve tik gibi kalıcı davranışlarda öğrenme değildir.
• Öğrenme her zaman doğru olanı öğrenmek değildir. İnsanlar yanlışları ve kötü davranışları da öğrenirler. (Sigara içme, kopya çekme vs..)
Bireyin yaşamını sürdürebilmesi için çevreye uyum sağlaması gerekir. Öğrenme çevreye uyumda en önemli süreçtir. İnsan bir kısım ihtiyaçlarını otomatik olarak karşılar. (Homeostatis veya homeostatik denge – terleme ile vücut ısısı dengelenir) Bununla birlikte refleks ve içgüdüler de çevreye uyumu sağlamaya çalışırlar. Ancak yeterli olmaz.
Refleks: Doğuştan getirilen, basit, belli bir uyarıcısı olan, otomatik ve ani tepkilere denir. Ör: Göz kırpmak, dize vurulduğu zaman ayağın kalkması.
İçgüdü: Doğuştan getirilen, türe özgü, kalıplaşmış, karmaşık davranışlardır. Evrimleşmezler. Ör: Arıların bal yapması, İpek böceğinin koza örmesi vs. Değiştirilemeyeceği için eğitim konusu içerisine girmez.

Davranış: En geniş anlamı ile insanın her yaptığı şey diye tanımlanabilir. Konuşmak ta bir davranıştır, konuşmamakta; gülmekte bir davranıştır, gülmemekte. – (Organizmanın içten ve dıştan gelen uyarıcılara vermiş olduğu tepkilere davranış denir.)

1.Doğuştan gelen davranışlar: Refleks – içgüdü
2.Geçici davranışlar: Sarhoş veya hastayken gösterilen davranışlar
3.Sonradan kazanılan davranışlar: Öğrenme ürünü olan tüm davranışlardır. İkiye ayrılır. a) İstendik davranışla: Planlı eğitimin ürünüdür. b) İstenmedik davranışlar: Eğitimin hatalı yan ürünleri

Uyarıcı: Organizmayı herhangi bir yönde harekete geçiren, içten veya dıştan kaynaklanan değişikliklere denir? İç uyarıcı; Karnın acıkması, kalbin hızlı atması vs. Dış uyarıcı: Ses, ısı, ışık vs.

Tepki: Organizmanın uyarıcılara göstermiş olduğu davranışlara denir.
Karşılık: Organizmanın göstermiş olduğu tepkiye karşılık almış olduğu uyarıcıdır.

Karşılık Türleri
a) Pekiştirme: Organizmanın davranışının gösterilme olasılığının arttırılmasıdır. İkiye ayrılır.
1. Olumlu pekiştirme: İçinde bulunulan duruma hoş bir uyarıcı eklenmesidir. Ör: Öğretmenin soruya doğru cevap veren öğrenciye kalem vermesi.
2. Olumsuz pekiştirme: İçinde bulunulan durumdaki hoş olmayan bir uyarıcının ortadan kaldırılmasıdır. Ör: Atışta başarılı olan bir askerin hafta sonu iznine gönderilmesi. – İyi halden dolayı mahkûmun hafta sonu eve gönderilmesi.
b) Ceza: Organizmanın davranışı göstermeme olasılığının arttırılmasına denir. İkiye ayrılır.
1. I. Tür ceza: İçinde bulunulan duruma hoş olmayan uyarıcı eklenmesidir. (Günlük dildeki ceza) Ör: Suç işleyen birinin hapse atılması. Ağzına biber sürülmesi
2. II. Tür ceza: İçinde bulunulan durumdan hoş bir uyarıcının kaldırılmasına denir. Ör: Verilen bir ödülün geri alınması. – çocuğa ödül olarak verilen cep telefonunun işlediği kabahat sonucunda geri alınması.
c) Karşılık vermeme: Organizmanın davranışının görmezlikten gelinmesidir. Uzun vadede unutmaya (sönme) yol açar.
●Bireylerin öğrenmesini etkileyen iç ve dış koşullar vardır. İç koşullar zeka, yetenek, ilgi, sağlık durumu vs. Dış koşullar ise öğretmen, çevre, pekiştireç, yöntem, doküman vs.
Öğrenmeyi Etkileyen Faktörler
Öğrenme ortamında bazı faktörler söz konusudur. Bunlar;
a) Öğrenenle ilgili b) Öğrenme yöntemleriyle ilgili c) Öğrenilecek olanla ilgili
Not: Bu üç faktörü dolaylı olarak etkileyen öğretmen yani öğrenmeye yardımcı olan ve öğrenme ortamı vardır.
a) Öğrenenle İlgili Faktörler
• Türe özgü hazır oluş: İnsanın istenilen davranışı kazanabilmesi için gerekli olan biyolojik donanıma sahip olması anlamına gelir. İnsan ancak kendi türünün öğrenebileceklerini öğrenir. Ör: İnsan tazı gibi kokuyla iz sürmeyi veya uçmayı öğrenemez. – papağanın konuşması ama serçenin konuşamaması.
• Olgunlaşma: Organizma bir davranışı gösterebilecek biyolojik yapıya sahip olsa bile öğrenme için belli bir olgunluğa erişmesi gerekmektedir. Olgunlaşma genel olarak yaş ve zekâ olarak ele alınır. Ör: Yeni doğmuş bir bebeğe konuşmayı öğretemezsiniz. Çünkü hem yaş hem zekâ olarak gerekli olgunluk seviyesine ulaşmamıştır.
• Genel uyarılmışlık düzeyi ve Kaygı: İnsanın dıştan gelen uyarıcıları alma derecesi anlamına gelir. Uyarılmışlığın azı da çoğu da öğrenmeyi olumsuz etkiler. En iyi öğrenme orta düzeyde bir uyarılmışlıkta gerçekleşir. En düşük uyarılmışlık bitkisel hayattır. Heyecan veya dehşet(Korku) ise aşırı uyarılmışlıktır.
- Kaygının kaynağı belli değildir, korkunun bellidir.
- Korku kaygıya oranla daha şiddetlidir.
- Kaygı uzun süre devam eder, korku ise daha kısa sürelidir.
• Transfer: Eski bilgilerin yeni öğrenilecek olan bilgileri etkilemesine denir. Olumlu (Pozitif) ve olumsuz (negatif) transfer olmak üzere ikiye ayrılır. Olumlu Transfer: Önceki öğrenilenlerin yeni öğrenilecek olan bilgileri kolaylaştırmasıdır. Ör: Bisiklet kullanmayı bilen birinin motosiklet kullanmayı hiç bilmeyene göre daha rahat öğrenmesi. Nohut pişirmeyi bilen birinin fasulye pişirmeyi öğrenmesi – Traktör kullanan birinin araba kullanmayı öğrenmesi. Olumsuz Transfer: Önceden öğrenilmiş olan bilgilerin yeni öğrenilecek olanları zorlaştırmasıdır. Ör: İki parmak daktilo kullanan birinin on parmak kullanmayı öğrenmesi – F klavye bilen birinin Q klavye kullanmayı öğrenmesi – Manuel vites araba kullanan birinin otomatik vites kullanmayı öğrenmesi – direksiyonu sağda olan arabayı kullanan birinin solda olan araba kullanmayı öğrenmesi.
• Güdü: Organizmayı herhangi bir amaç doğrultusunda harekete geçiren güce denir. İkiye ayrılır. a) Birincil güdüler (doğuştan gelen – fizyolojik güdü) : Bu güdüler doğuştan getirilir ve organizmanın yaşamını sürdürmesi için gerekli olan güdülerdir. Açlık, susuzluk b) İkincil güdüler (Edinilen – kazanılan – sosyal güdü) : Yaşamsal önem taşımayan ancak yinede organizmayı davranışa yönelten güdülerdir. Başarılı olma, saygı duyulma vs.
Güdüler döngüseldir yani güdüler giderilse bile bu geçicidir. Daha sonra tekrar ortaya çıkar. Acıkan biri karnını doyurur ancak bir süre sonra açlık güdüsü yeniden ortaya çıkar. Güdüler üç aşamada ortaya çıkar. Bunlar; ihtiyacın hissedilmesi, ihtiyacı gidermeye yönelik davranış, doyum ve rahatlama. Öğrenilecek konular bireyi harekete geçirecek nitelikte olmalı veya konuya o nitelik kazandırılmalı.
Öğrenme sürecinde bireyler bazı davranışları yapmaktan haz duyarlar ve kendi kendilerini harekete geçirirler. Buna içten güdülenme denir. Dıştan güdülenmede ise birey takdir edilmek veya ödüle ulaşmak için harekete geçer.
• Dikkat: Belli bir uyarıcılar üzerine adaklanması anlamına gelmektedir. İnsan günlük hayatında birçok uyarıcı alabilir fakat bu uyarıcılardan sadece dikkat ettiklerini algılayabilir. Öğrenmenin olabilmesi için organizmanın dikkatini öğrenilecek konuya vermiş olması gerekir. Ancak dikkat edilen uyarıcılar kısa süreli belleğe atılır. Sınıf içerisinde mutlaka öğrencinin dikkati çekilmelidir. (Zıtlık – örnek – yükselip alçalan ses – hareketlilik olmalıdır.)
• Bireysel farklılıklar: Bireysel farklılıkların ortaya çıkmasında kalıtım ve çevrenin rolü vardır. Bireysel farklılıklar öğrencinin öğrenme hızını, düzeyini, öğrenmeye ilişkin ilgi ve eğilimini, öğrenmenin kalıcılığını etkiler. Bireysel farklılıklar; zeka, ilgi ve ihtiyaçlar olarak tanımlanabilir.
b) Öğrenme Yöntemleriyle İlgili Faktörler
• Öğrenme zamanını ayarlama: Bireylerin öğrenme yöntemleri farklılıklar göstermektedir. Kimileri konuların tamamını öğrenirken, kimileride aralıklı tekrarlar sonucu öğrenme eylemini gerçekleştirmektedirler. Her ne kadar aralıklı öğrenme daha sağlıklı olsa bile genel olarak yüksek not alma açısından toplu öğrenme tercih edilmektedir. Ancak toplu öğrenmenin uzun vadede kalıcılığı söz konusu değildir. Aralıklı öğrenmeden sonra yapılan toplu tekrar en iyi öğrenme yöntemidir. (Aralıklı öğrenme kalıcıdır. Çoğumuzun bilgilerinin kalıcı olmamasının sebebi toplu öğrenmedir)
• Konunun yapısı: Öğrenilecek konunun özelliğine göre öğrenmenin bütün veya parçalara bölerek mi gerçekleştirileceği belirlenir. Öğrenilecek olan aşırı derecede uzunsa parçalara bölerek öğrenme uygulanır. Parçalara bölerek öğrenmede anlamlı parçalardan oluşmasına dikkat edilmelidir. Kısa ve parçalara ayrıldığında içeriğini kaybeden konular bütün olarak öğrenilmelidir. (Matematik probleminin parçalanması zordur)
• Katılma (Öğrenenin etkinliği – Öğrenci aktivitesi): Organizma öğrenme etkinliğinde ne kadar aktif olursa, öğrenmenin meydana gelme olasılığı o kadar yüksek olur. (Dinleme – Düşük etkinlik Uygulama – en yüksek etkinliktir) – (Ödev verme, araştırma yaptırma aktiviteyi arttırır)
• Geri bildirim (Dönüt): Organizmaya öğrenme eyleminin ne kadar başarılı olduğunun bildirilmesidir. Sonuçların bilinmesi öğrenmeyi olumlu yönde etkiler. Yanlışın bilinmesi onu düzeltme imkânı sağlar. Güdülenme ortadan kalkmadan sonuçları bildirilmelidir. (Sorular unutulmadan sonuçlar verilmelidir)
c) Öğrenme Malzemesiyle İlgili Faktörler
• Algısal ayırtedilebilirlik: Öğrenilecek olan konu çevresindekilerden ayırtedilebilir olmalıdır. Yani konu kişinin algılarına hitap etmelidir. Ör. Bir sürü kırmızı bilye içinde sarı bir bilye dikkat çeker. Bir manzara resminde hareketli nesneler dikkat çeker. (bazen bir eski bir gazete açarsınız ve bir sayfa diğerlerine göre daha göze çarpıcıdır.)
• Anlamsal çağrışım: Öğrenilen konuların daha önceden kazanılmış olan bilgi birikimleriyle ilgili olmasıdır. Öğrencinin zihnindeki diğer bilgilerle bağlantısı olmayan bilgilerin öğrenilmesi daha zordur ancak unutulması çok kolaydır. Her bireyde aynı çağrışım olmaz. Bu geçmiş yaşantılarla alakalıdır. Yani özneldir. (Köyde yaşamış bir çocuk için et, koyun, inek, sürü. Çoban gibi kavramları çağrıştırırken; kentli bir çocuk için, mangal, yamek, piknik gibi kavramları çağrıştırır) (Babası doktor olan biyoloji veya anotomi dersinde başarılı olur)
• Kavramsal gruplandırma: Birey yeni öğrendiği bilgileri kavramsal olarak gruplandırabilirse, öğrenme kalıcı ve kolay olur. Nesneldir. (f,s,t,k,ç,ş,h,p —– fıstıkçı şahap). Ör: dallara ayrılan şema halinde gösterme vs.
d) Ortam
Gerek fiziki ortam, gerekse sosyal ortam organizmanın öğrenmesini etkiler. Televizyonun açık olduğu veya anne-babanın sohbet ettiği bir odada ders çalışma öğrenciyi olumsuz etkiler. Aynı şekilde çok sıcak veya çok soğuk oda – rahatsız sandalye vs. öğrenmede etkilidir

ÖĞRENME KURAMLARI

A) DAVRANIŞÇI ÖĞRENME KURAMLARI

Davranışçı kurama göre insan ve hayvanlar benzer yolla öğrenir. Bu yüzden hayvanlarda öğrenme araştırılarak insanlara genellenebilir. Öğrenme uyarıcıya karşı verilen bir tepkidir. Öğrenmenin gerçekleşebilmesi için davranışların pekiştirilmesi gerekir.
Birçok öğrenme stratejisi bu kuramdan hareketle ortaya çıkmıştır.

1. KLASİK KOŞULLANMA (ŞARTLANMA) – I. PAVLOV

Pavlov, köpeklerdeki tükrük salgısının araştırırken, köpeğin araştırmacının ayak seslerini duyduğunda aynı şekilde salya salgıladığı dikkatini çekmiştir. Buna koşullu refleks demiş ve sistematik olarak incelemiştir.
Et → Salya
(Koşulsuz uyarıcı) (Koşulsuz tepki)
Zil (Köpek sadece kulaklarını dikmiş ve o yöne kafasını çevirmiş)
(Nötr uyarıcı)
Zil → Et → Salya
(Koşullu uyarıcı) (Koşulsuz uyarıcı) (Koşulsuz tepki)
Zil → Salya
(Koşullu uyarıcı) (Koşullu tepki)
Koşulsuz uyarıcı: Organizma için doğal olan ve tepkiyi otomatik olarak meydana getiren uyarıcıdır.
Koşulsuz tepki: Koşulsuz uyarıcının organizmada meydana getirdiği doğal ve otomatik tepkidir.
Nötr uyarıcı: Önceleri organizma için herhangi bir şey ifade etmeyen uyarıcıdır.
Koşullu uyarıcı: Nötr uyarıcının doğal (koşulsuz) uyarıcı ile eşleştirilmesi sonucu doğal uyarıcının yerine geçen uyarıcıdır.
Koşullu tepki: Koşullu uyarıcının meydana getirdiği doğal ve otomatik tepkidir.

Klasik koşullanma örnekleri
Köpek görünce korkma Para görünce sevinme Işık sarı olunca geçmeye hazırlanma
İğne görünce ağlama Kırmızı ışıkta durma İstiklal marşında hazır ola geçme
Zil çalınca tenefüse çıkma Ezan okunurken doğrulma Bayrak görünce saygı durma

Kırmızı ışık (Koşullu uyarıcı) → Durma (Koşullu tepki)
(Birey kırmızı ışıkla durma eylemi arasında ilişki kuruyor)

Koşullanma İlkeleri
Bitişiklik: Koşullanma sürecinde, koşullu ve koşulsuz uyarıcıların verilme zamanının birbirine yakın olması anlamına gelmektedir. En etkili koşullanma, koşullu uyarıcının yarım saniye önce verildiği durumlarda gerçekleşir. Değişik durumlara göre koşullu ve koşulsuz uyarıcı arasındaki sürenin 5-30 saniye arasında değişebileceği belirtilir. Bitişiklik ortadan kalktığında sönme meydana gelir.
Habercilik (haber vericilik): Koşullu uyarıcının, kendisinden sonra koşulsuz uyarıcının geleceğine ilişkin haber verici nitelikte olması gerekir diye tanımlanır. Koşullanma için zil etin haber vericisi olmalıdır. (Egger ve Miller) – Ruscarla – İleriye koşuıllanma (Olumlu habercilik) – Geriye koşullanma (Olumsuz habercilik)
Pakiştirme: Davranışın olma olasılığını arttıran uyarıcıya denir. Klasik koşullanmada et (Fizyolojik ihtiyaçlar) birincil pekiştireç, koşullu uyarıcı olan zil (Aferin, yıldız, pekiyi) ise ikincil pekiştireçtir Klasik koşullanmada pekiştireç davranışa bağlı değildir. Pekiştireç davranıştan önce verilir.
Sönme: Koşullu uyarıcıdan sonra koşulsuz uyarıcı verilmezse ve bu durum bir süre tekrar edilirse şartlı tepki ortadan kalkar. Yani birincil uyarıcı olan et (aynı zamanda koşulsuz uyarıcı) zilden sonra bir süre verilmezse davranış ortadan kalkar. Ör. Uzun süre dişçiye gitmeyen birinin bu korkusunu unuıtması – Asansörü olmayan bir eve taşınınca asansör korkusunu unutma.
Genelleme: Organizmanın şartlı uyarıcıya (zil) verdiği tepkinin aynısını benzer uyarıcılara da vermesine denir. Verilen şartlı uyarıcıların benzerliği azaldıkça tepkide azalmaktadır. Ör: Köpek tarafından ısırılan çocuğun tüm dört ayaklı hayvanlardan korkması. Her sakallıyı dedesi sanmak
Ayırt Etme: Organizmanın şartlı uyarıcıya (zil) benzer uyarıcıları birbirinden ayırt etmesine denir. Köpeğin farklı tonlardaki zil sesini ayırmayı öğrenmesidir. Ör: Her beyaz önlüklünün doktor olamadığını öğrenme
Dereceli (Üst düzey) Koşullanma: İkinci bir koşullu uyarıcının koşullanma sürecine sokulmasına denir. Zile koşullanmış organizmaya zilden önce bir ışık verilerek, zile verdiği tepkinin aynısını ışığada vermesi sağlanmıştır. Köpek sadece ışığada salya salgılamıştır. Bu çalışma bir adım daha ileri götürülmüş ve üçüncü uyarıcıya koşullanma sağlanmıştır. Ancak köpeğin verdiği tepki üçüncüye doğru azalmıştır. Ör. Uçakta çarpıntı yaşayan birinin uçak gördüğünde, havaalanına gittiğinde de çarpıntı yaşaması. – Öğretmenin kötü tutumu nedeniyle okulu sevmeyen bir öğrencinin milli eğitimin önünden geçerken de öğretmenine küfretmesi.
Gölgeleme: İki koşullu uyarıcı birlikte verildiğinde, koşullanma daha çok dikkati çeken koşullu uyarıcıya karşı meydana gelmekte, diğeri etkisiz kalmaktadır. Bu duruma gölgeleme denir. Ör: Işık ve şiddetli gürültü birlikte koşullu uyarıcı olarak kullanıldığında, koşullanma şiddetli gürültüye karşı meydana gelmiştir. (Ör. Hem deprem hem de yüksekten korkan birinin deprem olunca çatıya kaçması, camdan atlaması vs.)
Karşı Koşullama: Korku yoluyla davranışı öğretmedir diyebiliriz. Zil yerine elektrik şoku verilerek yapılan çalışma örnektir.
Öğrenilmiş Çaresizlik: Klasik koşullanmada organizma pasiftir ve tüm durumlar için çaresizdir. Ne yaparsa yapsın durumu değiştiremeyeceğini öğrenir ve bu olumsuz durumu diğer istenmeyen durumlara geneller. Buna öğrenilmiş çaresizlik denir. Öğrenilmiş çaresizlikte isteksizlik, korku, pasiflik, depresyon ve sonucu kabul etmeye yönelik isteklilik görülür. Ör: Okulda başarısız olan bir öğrenci hayat boyu başarısız olacağını düşünür.

Eğitim Açısından Klasik Koşullanma
● Olumlu benlik, olumlu tutum ve tavırların kazandırılmasında (Davranışsal ve duygusal özellikler) önemli rol oynamaktadır. Ancak bu tutum ve tavırlar eğitim sisteminde tesadüfen oluşmaktadır. Eğitim programları düzenlenirken klasik koşullanmanın ilkeleri göz önünde bulundurulmalıdır.
● Okula, öğretmene ve derse olumlu tutum geliştirmede kullanılır. Bazı çocukların okula mutlu ve istekli, bazılarının ise korkarak ve ağlayarak gitmelerinin nedeni okul ile çevrelerinde, kendilerine mutluluk veren ya da korku yaratan uyarıcıları ilişkilendirmeleridir.
Okul başlangıçta nötr uyarıcıdır.
Okul → Sevecen Öğretmen → Mutluluk (Okul sevgisi)
Okul → Mutluluk

Okul → Sinirli (bağıran öğretmen) → Nefret (Okuldan soğuma)
Okul → Nefret
Mama → Mutluluk
Sevecen anne → Mama → Mutluluk
Sevecen görüntülü kişi → Mutluluk
Sevecen öğretmen → Mutluluk
Okul → Sevecen Öğretmen → Mutluluk
Okul → Mutluluk
Bu durum ders çalışmaya, kitap okumaya vs. genellenebilir.
● Çocuğun normal yapması gereken şeyleri ceza aracı olarak kullanmak (Yaramazlık yaptığı için aynı cümleyi 50 kez yazmasını istemek) öğrencinin yazmaya ve okumaya karşı olumsuz tutum geliştirmesine sebep olabilir. Hatta bu olumsuz tutumlar garcia etkisine dönüşebilir. Çocuk tüm yaşamı boyunca okula, eğitime ve öğretmenler düşman olabilir.
● Klasik koşullanma ilkeleri eğitimden çok reklamcılıkta kullanılır. (Güvenilir kişiyle ürün arasında bağ kuruluyor)
● Bazı alışkanlık ve fobiler koşullanma yolu ile öğrenilir.
● Reflekslerle ilgili davranışların oluşmasında da etkilidir. Limon deyince ağzın sulanması.
● Zihinsel engelli bireylerin eğitiminde kullanılır. Basit işler bu şekilde öğretilebilir.

Klasik Koşullanma Yoluyla Öğrenilmiş Tepkileri Ortadan Kaldırma
1. Sönme: Pekiştirilmeyen davranışlar söner. Ör. Öğretmeni çok bağırdığı için korkan bir öğrenci öğretmen bir süre bağırmazsa bu korkma davranışı söner. (Yeni gelen öğretmen bu etkiyi söndürebilir)
2. Karşıt Koşullama (Bastırma): Koşullanma yoluyla öğrenilmiş tepkiyi ortadan kaldırmak için hoş olmayan bir uyarıcı verilmesidir. (İzinsiz konuşmayı alışkanlık haline getiren öğrenciye eksi vermek)
3. Duyarsızlaştırma: Aynı uyaranla sürekli karşılaşılması sonucu organizmanın tepkisinin azalmasıdır. Sınav stresi yaşayan birine önce not verilmeyen bir sınav yapılır, sınav kâğıdını evde yazması istenir. Daha sonra iyi bildiği konulardan sınav yapılır sonra gerçek sınav yapılır ve korku yenilir. (Sistematik duyarsızlaştırma)

2. BİTİŞİKLİK KURAMLARI (WATSON - GUTHRİE)
John Watson önceleri üniversitede profesördür. Daha sonraları ticari reklamcılığa girmiştir.
William Wunt yapısalcılığına karşı çıkmış, içgözlem (içebakış) yönteminin geçerli bir yöntem olmadığını savunmuştur. Bilimsel olabilmek için psikolojinin gözlenebilir ve ölçülebilir davranışları konu edinmesi gerektiğini belirtmiştir.
Watson’a göre psikoloji, davranış ve davranışın yaşantı yoluyla nasıl değiştirileceğini araştırmalıdır. Bilincin çalışması filozoflara bırakılmalıdır.
Sistematik bir öğrenme kuramı geliştirmemiştir. O’na göre insanlar doğmaz, yaratılır. Bir bebek koşullanma yoluyla, suçlu, doktor veya sporcu olarak yetiştirilebilir.
Watson’un Öğrenmeye İlişkin Görüşleri
John Watson, eğer köpek koşullanabiliyorsa insanda koşullanabilir düşüncesiyle yola çıkmış ve arkadaşı Rayner ile 10 aylık Albert isimli bir bebek üzerinde çalışmışlardır.
Çocuğa beyaz bir fare göstermişler ve o anda yüksek gürültü çıkarmışlar. Bir süre sonra çocuk fareyi görür görmez ağlamaya başlamıştır. Bu şekilde bebeğe koşullanma yoluyla korku tepkisi kazandırılmıştır. Daha sonra Albert uyarıcı genellemesi sonucunda fareye benzer her şeyden, beyaz sakaldan, annesinin giydiği kürkten, pamuktan korkmaya başlamıştır.
● Watson Klasik koşullanmayı meydana gelmiş olan korkuları yok etmek için kullanmak istemiştir. O’na göre korku öğrenilmişse, bunun yok edilmesi ya da öğrenilmemesini sağlamak ta mümkün olmalıdır.
Albert’in annesi çocuğunu hastaneden aldığı için daha önceden bu korkuları olan Peter’in üzerinde çalışmalarına devam etmişlerdir. Peter’e önce korktuğu şeyler, diğer çocuklar oynarken izletmişlerdir. Daha sonra aynı odaya koymuşlar ve her gün biraz daha yaklaştırmışlardır. Ve bir gün Peter kafesteki tavşanla oynamaya başlamış. Zamanla bu sonuçlar genellenerek Peter’in diğer korkuları da yok olmuştur. (Sistematik duyarsızlaşma)
En Son ve En Sık İlkesi
Watson öğrenmede pekiştirme ya da ödüllendirmeden söz etmemiştir. Watson’a göre bir uyarıcıya verilecek tepki, o uyarıcıya verilmiş en son ve en sık tekrarlanmış tepkidir. Ör: Okulda matematik problemini çözmekten hoşlanmayan bir öğrenci, karşılaştığı bir başka matematik problemini çözmekten de hoşlanmaz.

Watson’un Öğrenmeye İlişkin Görüşlerinin Eğitim Açısından Doğruları
● Pavlov’u Amerika’ya tanıtmış ancak kendisi tüm ilkeleri kabul etmemiştir.
● Watson’a göre öğrenme, koşullu ve koşulsuz uyarıcıların birbirine çok yakın zamanlarda verildiğinde meydana gelmektedir. Bunlar ne kadar sık verilirse aralarındaki ilişki o kadar güçlenmektedir.
● Watson öğrenmede bitişiklik ve sıklık ilkelerini kabul etmekte ancak pekiştirmenin gereğine inanmamaktadır.
● Çocukların korkularının ve diğer duygusal özelliklerinin giderilmesi ile ilgili bazı ilkelerin (sistematik duyarsızlaşma) uygulamalarının öncülerindendir.
● İstenilen davranışların kazandırılmasında tekrarın önemini vurgulamıştır.

Edwin Ray Guthrie
Öğrenmeye İlişkin Görüşleri
● Öğrenmede bitişikliğin önemini vurgulamıştır. Thorndike, Skiner, Hill, Pavlov ve Watson’u sübjektif bularak, öğrenmenin tek bir ilke ile açıklanabileceğini savunmuştur. Bu ilke bitişikliktir.
Guthrie’ye göre bir uyarıcıya gösterilen tepki, aynı uyarıcıyla tekrar karşılaşıldığında da gösterilir. Guthri’nin bitişikliği uyarıcı-tepki bitişikliğidir.
Bir kişi belli koşullar altında yaptığı davranışı, bir başka zaman aynı koşullarla karşılaştığında da yapar. Ör. İlk matematik dersine karşı duyulan tepki diğer matematik dersinde de tekrar eder.
● “Dikkat edilen şey, yapılan şey için işaret haline gelir” der. Birey yaşamında birçok uyarıcı alı ancak bunlardan bir kısmına tepkide bulunur. (Thorndike’nin öğelerin baskınlığı prensibiyle benzer.)
● Sıkılık ilkesini kesinlikle reddeder. Öğrenme uyarıcı ile tepki arasındaki bitişikliğin sonucudur.
● Ayrıca sonunculuk ilkesinden bahseder. Sonunculuk, belli bir uyarıcıya verilen tepkinin, aynı uyarıcıyla karşılaşıldığında tekrar gösterilme eğilimidir.
● Tekrarlar beceriyi geliştirir.
Hareket → Etkinlik → Beceri
(Kitap okuma-Yazı yazma)
Hareket bir kerede öğrenilir. Etkinlik için tekrar ve alıştırma gereklidir. (İlkokulda defterlerin kenarının kıvrık olması- tekrar olmadığı içindir.) Beceriler ise etkinliklerden meydana gelir. (Araba kullanma – Tenis oynama) Vites değiştirme, pedalları kullanma, aynaları kullanma etkinliktir. Bunların koordineli olarak kullanılması ise beceridir.
● Beceri zaman ve alıştırma gerektirir.
● Guthrie’ye göre güdülenme öğrenmede önemli yer tutmaz. Dürtüler belirli tepkileri oluşturur. Yeme, içme gibi… ve bu ihtiyaçlar giderilince hareketlilik ortadan kalkar.
● Öğrenmede ödüle veya pekiştirmeye gerek yoktur. Pekiştirme öğrenmemeyi veya öğrenilen bağın yok olmasını engeller. (Kafese konan kedi kola dokunmuş, kafesten çıkmış ve balığı yemiştir. Balık öğrenmemeyi engellemiştir. Kedi balık olmasa da kola dokunur.)
● Guthrie’ye göre ceza da bitişiklikle ilgilidir. Ceza istenmeyen davranışın yok edilmesinde etkili olabilir. Ceza, istenmeyen davranışla onu meydana getiren uyarıcı arasındaki bağı yok ederek, aynı uyarıcıyla istenilen bir davranış arasında (istenmeyen davranışa zıt) bağ kurmalıdır.
Ceza istenmeyen bir davranışın yapılmasını uyaran uyarıcıların olduğu bir durumda etkilidir. (Eve giren çocuğun çantasını atması ve annesinin bağırması)
● Guthrie uyulamayacak emir verilmemesini önerir. (Yerine getirelemeyecek bir durumda öğretmenin sus demesi, ileride öğretmenin uyarısı gürültü için bir uyarıcı haline gelebilir.)
● Cezanın acı verici olması değil, organizmaya istenilen davranışı yaptırması önemlidir.
● UNUTMA: Guthrie bütün unutmaların yeni öğrenmelerle ilgili olduğunu, yeni öğrenmelerin eski öğrenmelerini bozduğunu ifade etmiştir. (Geriye ket vurma) Örn: İlkokuldan sonra okulu bırakmış bir kişi bize göre ilkokul anılarını daha iyi hatırlar. (Anne babanın memleketinde 5 yaşına kadar kalmış bir kişi o dilin günlük konuşmalarını daha sonra hatırlayabilir.)
Alışkanlıkları Yok Etme Yöntemi
Eşik Yöntemi: İstenmeyen davranışı meydana getiren uyarıcı azar azar ve uzun sürede yavaş yavaş verilmeli, böylece istenmeyen davranışın meydana gelmesi önlenerek, istenen davranışın yapılması sağlanır. Sistematik duyarsızlaşma bu yollardan biridir. Ör: Okula gitmekten korkan çocuğa önce okulla ilgili hikâyeler anlatılır. Daha sonra okulun etrafında gezmeye götürülür. Okul bahçesinde oyun oynanır ve okula alıştırılır.
Bıktırma Yöntemi: İstenmeyen davranış organizmaya bıkıncaya kadar ve sıkılıncaya kadar yaptırılır. Organizma bu tepkiyi göstermekten bıkacağı için aynı uyarıcıya karşı yeni bir tepki göstermeyi öğrenir. (At ve eyer / Köpek ve ölü tavuk / Kibrit ve Çocuk)
Zıt Tepki Geliştirme: İstenmeyen davranış ile istenilen davranış birlikte yaptırılır. Kediden korkan çocuğa, kedi annesinin kucağında gösterilir.
● Alışkanlığı bastırma: Bireyin ortamını değiştirmedir. Sağlıklı değildir. Yeni ortamda da o uyarıcıyla karşılaşabilir.
Guthrie’nin Öğrenme Kuramının Eğitim Açısından Doğurguları
● Eğitime hedefleri belirleyerek başlamak gerekir. Böylece, istenen tepkilerin yapılmasını sağlamak için hangi uyarıcıları vermek, öğretme ve öğrenme ortamını nasıl düzenlemek gerektiğine karar verilebilir.
● Öğrenme – Öğretme ortamını düzenlerken, öğrencilere verilecek uyarıcıların, öğrencinin dikkatini çekecek ve beklenen tepkiyi sağlayacak nitelikte olmalıdır.
● Güdü organizmayı amaca ulaşıncaya kadar aktif tutar. O yüzden öğrenilecek konuya karşı bireyde ihtiyaç hissettirilmelidir.
● Ceza ancak istenmeyen davranışların yok edilmesinde kullanılabilir.

3. BAĞLAŞIMCI KURAM (EDWARD LEE THORNDİKE)
Thorndike, uyarıcı ile tepkinin sinirsel bir bağla bağlandığını inanır.
● En temel öğrenme deneme – yanılma öğrenmesidir. Organizmanın yiyeceğe ulaşma – para kazanma gibi ihtiyaçları vardır. Bu amaçlarına deneme – yanılma yoluyla ulaşmaya çalışır. Bir çok yol dener ve bunlardan işe yarayanları alır işe yaramayanları ise eler. (Kedi – Dar kafes - zincir)
● Öğrenme büyük atlamalardan çok küçük adımlarla meydana gelir.
● Öğrenme bir tür problem çözmedir. (Yapmış olduğu deneyde kafes kedi için bir problemdir ve kedi çıkmayı öğrenir.)
Öğrenmenin Üç Temel Kanunu
1. Hazırbulunuşluk kanunu: Öğrenmeye istek, motivasyon ve ön bilgilerin etkisidir. Birey etkinlik yapmaya hazırsa ve istekliyse, etkinlik mutluluk verir – Hazır değilse veya yapmaya zorlanırsa bu durum bireye bıkkınlık, üzüntü veya sıkıntı verir)
2. Tekrar kanunu: Uyarıcı ile tepki arasındaki bağ kullanıldıkça güçlenir. Tekrar devam etmediğinde ise bağlaşım zayıflar. Yani yaparak öğrenir yapmayarak unuturuz. (Daha sonra bu görüşünü değiştirmiştir. Tekrar az bir gelişme sağlar tekrar etmeme ise az bir unutmaya sebep olur demiştir.) Öğrenme sürecinde tekrarlama ezberlemeden daha önemli bir etkilidir.
3. Etki kanunu: Eğer bir davranış, haz verici veya tatmin edici ise tekrar edilir. Tepki (davranış) rahatsız edici ise uyarıcı – tepki arasındaki bağ zayıflar. Davranışları değiştirmede ödül cezadan daha önemlidir. ÖR: Ders çalışarak yüksek not alan bir öğrenci bundan haz alır ve çalışmaya devam eder.

● Organizma ortamdaki dikkat çeken uyarıcıları seçerek onlara tepkide bulunur. Diğer önemsiz öğeleri ise eler. Çevredeki tüm uyarıcılar davranışı yönlendirmez. (Öğelerin baskınlığı)
● Thorndike’ye göre psikoloji alanındaki bilgilerin eğitime uygulanması yetersizdir. (Nasıl batanik ve kimya tarıma uygulandığında verim artıyorsa psikoloji de eğitim için öyle bir önem taşır)
● Psikoloji bilen öğretmen diğerlerine göre daha başarılı olacaktır.

Eğitim açısından Thorndike
● Eğitim bilimsel bir nitelik taşımalıdır. Bilimsel olması gözlenedilir ölçülebilir olmasıdır. Gözlenen birim de davranıştır.
● Hedef davranışlar belirlenirken hazırbulunuşluk düzeyi dikkate alınmalıdır.
● Öğrenme adım adımdır. O yüzden öğrenme faaliyeti kolaydan zora doğru olmalıdır.
● Öğrenilecek konunun dikkat çekici olmasına özen gösterilmelidir. (Öğelerin baskınlığı)
● Öğrenme – öğretme ortamında öğretmenin değil, öğrencinin etkin olması gerekir.

4. EDİMSEL KOŞULLANMA (Operant Şartlanma) – B. FREDERİCH SKİNNER
Skinner, öğrenme kuramına katkıda bulunan en etkili psikologlardandır. Programlı öğretimin kurucusu olarak tanınmaktadır.
● Çalışmalarını güvercin, köpek, fare, maymun ve çocuklarla yapmıştır. Bu organizmaların aralarındaki büyük biyolojik farklılıklara rağmen, öğrenme süreçlerinin birbirine inanılmaz ölçüde benzediğini belirtmiştir.
● Skinner, iki tür koşullanmadan bahseder. Bunlar, klasik (tepkisel) koşullanma ve edimsel koşullanmadır.
● Davranışsal yaklaşımda Watson’dan Skiner’e kadar uyarıcının olmadığı yerde tepki yoktur düşüncesi hakimdir. Ancak Skiner, meydana getirilen tepki ve meydana gelen tepki ayrımını yapmıştır.
● Tepkisel davranışlar tüm refleksleri kapsar. ÖR: Karanlıkta gözbebeğinin büyümesi
(uyarıcı) (tepki)
Edimsel davranış ise bilinen bir uyarıcı tarafından oluşturulmaz, organizma tarafından ortaya konur. Edimsel davranış, kendiliğinden ortaya çıkar ve sonuçları tarafından kontrol edilir. ÖR: Çocuğun ayağa kalkma, yürüme, konuşma gibi davranışları edimsel davranıştır. Çocuğun ayağa kalktığını gören yetişkinler sevinç çığlıkları atar. Çevrenin bu ilgisi çocuğu mutlu eder ve çocuk aynı davranışı tekrarlar. Yani çocuğun ayağa kalkma davranışı sonuçları (yetişkinlerin ilgisi) tarafından kontrol edilir.
Önce tepki sonra uyarıcı gelir ve tepkiler uyarıcılar tarafından kontrol edilir. Davranıştan sonra gelen uyarıcı haz verirse davranış tekrar eder, davranıştan sonra gelen uyarıcı acı, üzüntü verirse davranış tekrar edilmez.
● Skiner, Pavlov’un klasik koşullanmayı açıklamada kullandığı ilkeleri kabul etmiş ancak bu ilkelerin duygusal ve psikolojik öğrenmelerde geçerli olduğunu söylemiştir. Davranışların çok azı klasik koşullanmayla edinilir.
● Edimsel davranışla ilgili olan koşullanmaya edimsel koşullanma demiştir.
● Edimsel koşullanma büyük ölçüde Thorndike’nin etki yasasından kaynaklanmıştır. (Davranış haz verici bir etkide bulunursa devam eder)
● Klasik koşullanmayı kabul etmiş ancak daha çok edimsel koşullanmayla ilgilenmiştir.
●Edimsel koşullanmada davranış, pekiştireç almak için yapılan bilinçli tepkilerdir. Davranışın sonucu doyumla sonuçlanırsa, aynı davranış tekrar edilir. ÖR: ders çalışıp yüksek not alan öğrenci ders çalışmaya devam eder. – Girdiği lokantada lezzetli yemek yiyen biri, aynı lokantada yemek yeme alışkanlığı kazanır.
● Edimsel koşullanma, organizmayı ödüle götüren ya da cezadan kurtaran davranışın (tepkinin) öğrenilmesidir. Pekiştirme tepkiyi kuvvetlendirir.
● Edimsel koşullanmada pekiştireç tepkiye bağlıdır. Doğru davranış gösterilirse pekiştireç verilir. Klasik şartlanmada pekiştireç davranıştan önce verilir ve davranışa bağlı değildir.
● Davranışlar pekiştirilmezse söner. İstenilen davranış pekiştirilerek devamı sağlanır. İstenmeyen davranış ise pekiştirilmeyerek söndürülür. (görmezden gelinerek)

Sınava çalışma → İyi not alma → Bireysel haz – çevreden övgü

Edimsel Şartlanma Deneyi
Fare Skiner kutusuna bırakılır. Fare için butona basma davranışı önceleri karmaşık gelmiştir. Bu yüzden öğrenemez. Skiner, fare butona yaklaşınca yiyecek verir. Bu şekilde aşama aşama butona basma davranışını aşama aşama öğretir.

PEKİŞTİREÇ
Organizma üzerinde olumlu iz bırakan ve davranışın olma olasılığını arttıran uyarıcıya denir. İkiye ayrılır.
a) Olumlu Pekiştireç: Ortama konulduğunda belli bir davranışın yapılma olasılığını arttıran uyarıcıdır. Ör: Soruyu bilen öğrenciye çikolata vermek, aferin demek, vs.. İkiye ayrılır.
Birincil olumlu pekiştireç: Yiyecek, su, cinsellik, sevgi, korunma gibi organizmayı doğal olarak pekiştiren, biyolojik ihtiyaçlardan kaynaklanan, öğrenilmemiş pekiştireçlerdir.
İkincil olumlu pekiştireç: Koşullu pekiştireçtir. Nötr bir uyarıcının birincil pekiştireçle ilişkilendirilmesi ile ortaya çıkar. (Para ile çikolata alır – Para ikincil pekiştireçtir. / Aferin deyince sevinç – aferin başta nötrdür.) Statü, not, yıldız vs.. örnektir.

b) Ortamdan çıkarıldıklarında belirli bir davranışın yapılma olasılığını arttıran uyarıcılardır. Olumsuz pekiştireçler, organizmaya rahatsızlık veren uyarıcılardır. Organizma rahatsızlık veren bir durumla karşılaşmamak için davranışta bulunur. ÖR: Başı ağrıdığı için ders çalışamayan bir öğrencinin ağrı kesici alması. – Yün kazağı kaşıntı yapan öğrencinin kazağını çıkarması – kekeme çocuğa arkadaşları gülünce öğretmenin sınıfı susturması – anneyi üzmemek için odayı toplama.
İkiye ayrılır; Birincil olumsuz pekiştireç: Organizmaya zarar veren, yaşamı yaşamı tehdit eden uyarıcılardır. Ör: Elektrik şoku, dövme, kızma, bağırma, acı çekme. İkincil olumsuz pekiştireç: Herhangi bir nötr uyarıcının birincil olumsuz pekiştireçle ilişkilendirilmesiyle pekiştireç özelliği kazanan uyarıcılardır. ÖR: Soba nötr uyarıcıdır. Dokunup yanınca olumsuz pekiştireç olur.
● Gerek olumlu, gerek olumsuz pekiştireçler bu özelliklerini büyük ölçüde klasik koşullanma ilkelerine göre kazanırlar
● Olumlu pekiştirmede de olumsuz pekiştirmede de istenilen bir davranışın devamı gerçekleşir.
● Pekiştirme; olumlu pekiştireçleri ortama koyarak ya da olumsuz pekiştireçleri ortamdan çıkararak davranışın yapılma olasılığını arttırma işlemidir.
Olumsuz Pekiştirme Ve Ceza
● Olumsuz pekiştirmede, olumsuz pekiştireçler ortamdan çıkarılırken, cezada olumsuz pekiştireçler (uyarıcılar) ortama konur.
● Olumlu ve olumsuz pekiştireçler davranışın yapılma olasılığını arttırırken, ceza, davranışın yapılma olasılığını azaltır.
CEZA
Organizmaya istemediği bir uyarıcının verilmesi veya istediği bir uyarıcının verilmemesidir. Diğer bir ifadeyle, organizmaya olumsuz pekiştireçlerin verilmesi ya da olumlu pekiştireçlerin verilememesidir.
● Ceza yapılmaması istenen davranışı yok etmez, baskı altına alır. (Eğer yok etseydi hapse giren hırsız, çıkınca hırsızlık yapmazdı)
● Skinner ve Thorndike, “cezalandırılan davranış, cezanın etkisi ortadan kalkınca tekrar ortaya çıkar” demiştir.

● Skiner’e göre ceza ilk aşamada etkili görülebilir ancak, ceza kalktığı zaman cezalandırılan davranış eski haline döner. (iki gruba ayrılan 8 fare deneyi)
Cezanın Olumsuz Etkileri
● Cezalandırılan bireyde korku meydana gelir ve bu korku çevrede bulunan diğer uyarıcılara da genellenir.
● Ceza, organizmaya ne yapmamasını göstermekle birlikte, ne yapması gerektiğini göstermez. (Doğru davranışı pekiştirmez. Para çalan çocuğu döversin ama bu dayak ona doğru davranışı göstermez)
● Verilen ceza, istenmeyen başka bir davranışa sebep olur. ÖR: Öğrencinin harçlığını kesmek, arkadaşının parasını çalmasına sebep olabilir.
● Bir davranışı yapmamayı değil, yaptıktan sonra yakalanmamayı öğretir.
Cezaya Alternatif Durumlar
1. Ortamı değiştirme: İstenmeyen davranışa neden olan ortamı değiştirmektir. Ör. Çocuk sıkıldığı için sınıfta disiplin sorunu çıkarıyorsa, sıkılmasını önleyecek bir öğretim hizmeti sunulmalıdır. – Salonda kırılmasını istemediğiniz bir vazo varsa, vazoyu kaldırırız. – Kopyayı engellemek için öğrencileri aralıklı oturtmak.
2. Bıktırma: İstenmeyen davranışı bıkıncaya kadar yaptırırız. (Guthrie’nin bıktırma yöntemi) Ör: Bıkıncaya kadar hamburger yedirme.
3. Eğer istenmeyen davranış, çocuğun gelişim döneminin bir özelliği ise, çocuğun bu dönemi atlatması beklenir.
4. Görmezden gelme: İstenmeyen davranış görmezden gelinerek gerçekleştirilir. Görmezden gelmede, olumsuz davranış bir süre için sıklaşır ve tekrarlanır fakat, daha sonra ortadan kalkma eğilimi gösterir. Ör: Yaramazlık yapan çocuğu görmezden gelme.
5. Olumsuz pekiştireç kullanma: Organizmanın hoşa gitmeyen bir durumdan kurtulmak için istenilen davranışa yönelmesi sağlanır.
6. İstenmeyen davranışın tersi pekiştirilir: Kopya çekme davranışı olan çocuk, çalıştığı zaman iyi not verilerek pekiştirilir.
7. Sönme: En etkili süreç sönmedir. Ancak uzun zaman alır ve sabırla beklemeyi gerektirir. İstenmeyen davranış pekiştirilmezse sönme meydana gelir. Ör: Çocuk ağlayarak istediği zaman, istği yerin getirilmez ama güzelce istediği zaman isteği yerine getirilirse ağlayarak isteme davranışı söner.

Cezanın Uygulanması ile İlgili Genel İlkeler
● Ceza geciktirilmeden verilmelidir.
● Hatalı davranışların ne tür cezayı gerektirdiği önceden belirlenmelidir.
● İstenmeyen davranış gösterilmeden ceza verilmemelidir.
● Ceza, korkutma amacıyla kullanılmamalıdır.
● Bireyin kişiliğine olumsuz etkide bulunacak tüde olmamalıdır.
● Ceza yanlış olan davranışa verilmeli, kişiliği hedeflememelidir.
● Ders çalışma gibi istenilen özellikler ceza olarak verilmemelidir.
Ceza Türleri
1. I. Tip ceza: Bildiğimiz klasik anlamdaki cezadır. Hoşa gitmeyen uyarıcının rtama sokulmasıdır. Ör: Kavga eden öğrencinin azarlanması – Küfür eden çocuğun ağzına biber sürmek – Tokat atmak – Hakaret etmek – Sınıfta kalmak – Kırmızıda geçen sürücüye ceza yazmak.
2. II. Tip ceza: Hoşa giden bir uyarıcının ortamdan çekilmesidir. ÖR: Gürültü yapan öğrencinin teneffüse çıkarılmaması – Ders çalışmayan öğrenciye çizgi film izletmemek – Ehliyete el koymak – Yaramaz öğrenciye ilgi göstermeme – ilgiyi kesme – küsme – Gürültü yapan öğrencinin topunu alma.

Pekiştirme Tarifeleri
Pekiştirme tarifesi, tepkiyi izleyen pekiştireçlerin verilme biçimini kapsar.
1. Sürekli pekiştirme
En basit pekiştirme tarifesidir. Bu tarife yeni, zor ve karmaşık konuların öğretilmesinde kullanılır. Tepki öğrenildikten sonra sürekli pekiştirme bırakılıp, diğer pekiştirme tarifeleri uygulanmalıdır. Pekiştireç sürekli verilirse, değerini kaybeder. Öğrenme olduktan sonra diğerleri kullanılmalıdır. Sönmeye karşı en az dirençli pekiştirme tarifesidir.
● En etkili pekiştirme tarifesi Değişken oranlı pekiştirme, en az etkili ise sürekli pekiştirmedir.
2. Aralıklı pekiştirme
Sabit oranlı pekiştirme: Organizmanın belli bir sayıdaki davranışı pekiştirilir. Ör: Hayvanın her 10 doğrudan sonra yiyecek alması, 5 doğru cevaba artı vermek, 10 gömlek diken işçiye belli bir ücret vermek.
● Sabit oranlı pekiştirmede zaman önemli değil, doğru davranışın sayısı önemlidir.
● Organizma pekiştirildikten sonra hemen pekiştirilmeyeceğini bildiği için durgunluk içine girer.
Sabit aralıklı pekiştirme: Bu pekiştirmede doğru davranış sayısı önemli değildir. Belirli bir sürenin geçmesi sonucunda organizma pekiştireç alır. ÖR: Hayvan her iki dakika sonunda pekiştirilir. Bu iki dakika içerisinde doğru davranışı ne kadar gösterirse göstersin pekiştireç süre sonunda verilir. Bu şekilde tepki, zaman aralığının bitimine doğru hızlanırken zaman aralığının başında yavaştır. ÖR: belli bir sürede tamamlanacak işler (tez), dönem ödevleri, maaş, teneffüs sabit aralıklı pekiştirmeye örnektir.
● Sabit oranlı pekiştirmede olduğu gibi pekiştirme yapıldıktan sonraki zamanda, organizma yavaş hareket eder.
Değişken oranlı pekiştirme: Kaç doğru davranışa pekiştireç verileceği belli değildir. Değişen sayıdaki davranışlar pekiştirilir. Bu tarifede organizma, kaç doğru davranıştan sonra pekiştireç geleceğini bilmediği için sürekli olarak etkin olmaktadır.
● Sönmeye karşı en dirençli pekiştirme türüdür.
● En etkili pekiştirme tarifesidir.
● Kumar makineleri bu pekiştirme tarifesine uygun bir pekiştirme yapar.
Değişken aralıklı pekiştirme: Bu pekiştirmede zaman sabit değildir. Pekiştirecin ne zaman geleceğini birey bilmez. Bu nedenle davranış uzun süre devam eder.
● Sabit aralıklıya göre tepkiyi arttırır ancak değişken oranlı pekiştirmeden daha az etkilidir. ÖR: Bazen haftada bir bazen iki kez sınav yapmak (Öğrenci sınava her zaman hazırdır)
● Sabit aralıklı pekiştirmeden sonra görülen tepkisizlik görülmez.
Pekiştirme etki düzeyleri
Değişken oranlı → Değişken aralıklı → Sabit oranlı → Sabit aralıklı → Sürekli

Premack İlkesi (Büyükanne kuralı)
Organizma bir çok etkinlik yapar. Bunlardan bir kısmını çok sık ve severek yaparken bir kısmını ise daha az ve isteksiz yapmaktadır.
Organizmanın daha sık yaptığı etkinliklerin, daha az yaptığı etkinlikleri pekiştirmede kullanılmasıdır.
Bu ilkenin uygulanması için öncelikle organizmanın hangi etkinlikleri daha sık ve severek gösterdiğini tespit etmek gerekir. ÖR: Oyuncaklarını toplarsan top oynayabilirsin. – Yemeğini yersen bilgisayarda oynayabilirsin. (2003 – 2004 – 2005 yıllarında soru çıktı)

Simgesel ödülle pekiştirme (sembolik pekiştirme)
İstenilen davranışı ortaya koyan organizmanın aferin, şeker gibi uyarıcılar yerine yıldız, boncuk, artı gibi nesneler verilmesi esasına dayanır. ÖR: Yıl sonuna kadar 10 artı alan sınıfı geçer.
● Özellikle öğrenme güçlüğü çeken ve zihinsel engelli bireylerin eğitiminde kullanılır.
Koşullu anlaşma
Bireyin belli bir davranışı göstermesi için yapılan sözleşmedir. ÖR: Çocuğa ağlamadan istediği takdirde, isteğinin yerine getirileceğini, aksi takdirde getirilmeyeceğini belirtmek.
● Davranışlar, anında verilen pekiştiricilerden, uzun vadeli olanlara göre daha çok etkilenir. ÖR: Nikotinini o anda verdiği etk, sigarasız uzun bir ömür yaşamaktan daha pekiştirici olur.
● Ör: Sigara içmezse saygı göreceği, zayıflarsa beğenileceğini söylemek.
● Koşullu anlaşma bireyin kendi kendisiyle de olur. Dersimi bitirirsem sinemaya gideceğim. / bu gün hiç sigara içmezsem akşam …….. yapacağım vs.
Ekinin yayılması (Thorndike’nin 1930’den sonraki görüşlerindendir)
Pekiştireç doğru davranışı devam ettirebildiği gibi doğru davranışın yanında, doğru davranışla yan yana olan yanlış davranışı da pekiştirebilir. ÖR: Öğretmenin derse katılana ödül verdiği bir sınıfta izinsiz derse katılma görülebilir. (veya gürültü)
Pekiştirme – Karşı pekiştirme
İstenilen ya da istenmeyen bir davranış devam ediyorsa, ortamda o davranışı pekiştiren bir uyarıcının varlığı söz konusudur. ÖR: çocuğa yaramazlık yapmasın diye masal anlatmak, yaramazlığı yapması için pekiştireç olur. (Hamburger almak)
“Yaramazlık yapma” diye uyarıda bulunma da yaramazlık için pekiştireç olur. (Guthrie’nin cezada bitişikliği)
Biçimlendirme – şekillendirme – Kademeli yaklaştırma
Edimsel koşullanma süreci normal koşullarda çok zaman almaktadır. Fare için manivelaya basma davranışı karmaşıktır.(ölür) Biçimlendirme, hayvanın daha kısa sürede yiyeceği elde etmeyi öğrenmesini sağlamaktır. Davranış kademeli yaklaştırma yoluyla biçimlendirilmektedir. İstenilen davranışa en yakın davranış, daha sonra biraz daha yakın davranış pekiştirilerek yapılır. (güvercine bowling oynamayı öğretmiştir) – (Sıcak – soğuk oyunu) Müzik aleti çalma / kasadan atlama / topluluk önünde konuşma bu yolla öğretilir.
Ayırt edici uyarıcı
Skinner’e göre uyarıcılar tepkileri doğurur, edimleri doğurmaz. Ancak uyarıcılar edimlerin ortaya çıkışını belirleyebilir.
Eğer bir edim, ortamda bir uyarıcı varken pekiştirilir, diğer bir uyarıcı varken pekiştirilmezse, gelecek sefer ilk uyarıcının bulunduğu ortamda edimi yapar, diğerinde ise yapmaz. ÖR: Öğrenciler her bir öğretmene farklı bir şekilde davranırlar. Çocuklar için farklı bir ayırt edici özelliğe sahiptirler.
Işık → Manivelaya basma → Yiyecek
Işık yok → Manivelaya basma → Yiyecek yok

Zincirleme
Aşamalardan oluşan davranışların kazandırılmasında kullanılır. Her aşama diğer bir aşamanın ayırt edicisi olur ve her aşama pekiştirilerek davranış öğretilir. ÖR: Araba kullanma, çay demleme vs. (çaydanlığa su koyma, ocağı yakma, çayı demleme vs) – suyun kaynaması için çayı demleme için ayırt edici bir uyarıcıdır.
Sistematik duyarsızlaştırma
Korkuların ve fobilerin ortadan kaldırılmasında kullanılır. Korku yaratan uyarıcının en azdan en çoğa doğru sıralanarak verilmesidir. (Biçimlendirmenin klasik koşullanmada kullanılmış halidir) (Peter’in tavşan korkusu - Watson)
Batıl davranış
Edimsel koşullanmada pekiştirme gösterilen tepkiye bağlı olarak yapılır. Hayvan pekiştirilen davranışı yapma eğiliminde olur. ÖR: Fare tesadüfen başını kaşıdığında yiyecek verilirse ve bu durum tekrar edilirse, arasında hiçbir ilişki olmamasına rağmen yiyecek elde etmek için başını kaşıma davranışı tekrar eder.
Tesadüfen yan yana gelen iki olay gerçekle ilişkisi olmayan batıl davranışların meydana gelmesine sebep olur. ÖR: Sol ayakla gider ve işi ters giderse gelecek sefer sağ ayakla gider. – uğurlu gün – uğurlu sayı – solundan kalkma – merdiven altından geçmeme
Kendini gerçekleştiren kehanet
Bireyin sahip olduğu olumsuz düşünceye inanarak, buna göre davranması ve bir süre sonra etrafındaki insanların da yaklaşımının bu şekilde olması.
● Öğrenilmiş çaresizlikte etkinliğe karşı duyulan isteksizlik vardır. Kendini gerçekleştiren kehanet ise bu durumun gerçeğe dönüşmesidir. ÖR: Kızlar beni beğenmiyor düşüncesinden dolayı onlarla konuşmaz, çekingen durur. Daha sonra kızlar da onu itici bulur. Kızların beğenmeyeceğini düşünüp onlarla konuşmama öğrenilmiş çaresizlik; bu düşüncelerinin gerçeğe dönüşmesi ise kendini gerçekleştiren kehanettir. / Matematikten zayıf aldığı için sayısal derslere kafasının çalışmadığını düşünmesi ve çalışmaması sonucu etrafındaki insanların da bireyin kafasının sayısal derslere çalışmadığını düşünmeye başlaması.
Zamanlama
Organizmanın gösterdiği davranış ile pekiştirme arasındaki zamanın yakınlığına denir. (aradaki süre 5-30 saniye arasında olmalıdır)
Programlı Öğretim
Skinner öğrenme kuramının eğitim sürecine uygulanması için çaba harcamıştır.
Öğrenmenin etkili bir biçimde olabilmesi için;
● Öğrenilecek bilgi küçük adımlarla öğrenciye sunulmalıdır.
● Bireye, öğrenmelerinin doğruluğu ya da yanlışlığı anında bildirilmelidir. (Dönüt)
● Öğrenen kişinin kendi hızıyla öğrenmesine olanak verilmelidir.
Skinner sınıf öğretimine karşıdır. Çünkü sınıftaki tüm öğrencilerin öğrenme hızları birbirinden farklıdır. Bununla birlikte her öğrenciye anında dönüt vermek ve doğru öğrenmelerin pekiştirilmesi mümkün değildir. Skiner öğrenme problemlerine alternatif olarak programlı öğretimi önermiştir.
Öğretme makinelerinin yararları (Temel ilkeleri)
a) Öğretme makineleri öğrenciyi sürekli aktif tutar ve konular ile doğrudan ilişki kurmasını sağlar. Her bilgiden sonra davranışı göstermesi beklenir. Davranışı gösterme soru ve alıştırmalar yolu ile olur. (Etkin katılım)
b) Diğer konuya geçmeden önce konuyu tam olarak öğrenir. Sorulan soruların doğru cevaplanmasıdır. Öğrenme pekiştirilmiş olur. (Başarı ilkesi)
c) Öğrencinin kendi hızıyla öğrenmesine yardım eder. (Bireysel hız ilkesi)
d) Öğrencinin hazırbulunuşluk düzeyine uygun bilgiyi sunar. Düzeyinin üzerinde veya altındaki bilgiyi sunmaz.
e) Öğrenci doğru cevabı buluncaya kadar ona rehberlik eder, sürekli uyarıcılar verir.
f) Doğruları anında pekiştirerek ilgiyi ve güdülenmeyi canlı tutar.
g) Konular basitten karmaşığa doğru küçük parçalara bölünerek adım adım öğretilir.

Skinner’in Öğrenme Kuramının Eğitim Açısından Değerlendirilmesi
● Etkili bir eğitimin sağlanabilmesi için, öğrenme ve öğretme süreçlerinin tam olarak anlaşılması ve hedeflerin eğitime başlamadan önce belirlenmesi gerektiğini söylemiştir.
● Skinner’e göre tepki bağlaşıma göre meydana gelmez. Tepki ya doğal olarak meydana gelir ya da biçimlendirme yoluyla oluşturulur. Öğretmenin görevi davranışları biçimlendirmektir. Biçimlendirme için ise hedeflerden haberdar olmak ve uygun teknikleri bilmek gerekir.
● Davranışların pekiştirilebilmesi ve uygun pekiştireçlerin kullanılabilmesi için pekiştirmenin temel ilkelerini bilmek gerekir. (pekiştirme için, üç gün sonra teşekkür etmek uygun değildir.)
● Öğrenmenin ilk aşamasında yapılan her doğru davranış pekiştirilmelidir. Daha sonra diğer pekiştirme tarifeleri uygulanmalıdır.
● Eğitimde dışsal pekiştireçlerin önemini vurgulamış ve sınıf ortamında ikincil pekiştireçlerin daha etkili olduğunu söylemiştir.
● Programlı öğretim okullarda uygulanmalıdır. Bu öğretmenlere saygıyı arttırır.
● Eğitim faaliyeti içerisinde cezadan kaçınılması gerektiğini vurgulamıştır. Uygun olan davranışlar pekiştirilmeli, uygun olmayanlar ise görmezden gelinmelidir.
● Öğrencinin kendi hızıyla öğrenmesine olanak verilmelidir.

Sistematik Davranış Kuramı (Davranışçı öğrenme kuramı)–Clarck Leonard Hull
Amerikan psikologu Hull, mühendislik eğitimi aldığından, öğrenmeyi matematiksel bir yaklaşımla açıklamaya çalışmıştır. Hull’a göre ideal bir öğrenme kuramı Öklid geometrisi gibi mantıksal bir yapıya sahip olmalıdır.
● Organizmayı öğrenmeye götüren ihtiyaçlardır. Organizmadaki biyolojik yoksunluk dürtüyü meydana getirir. Dürtü güdülenmeye götürür ve davranış ortaya çıkar. (Ağız kuruluğu – susuzluk – su içme) – Aç olmayan hayvan kapıyı açmaz. Hayvanda ihtiyaç hissettirilmelidir.
● Öğrenmenin temeli alışkanlıktır.
● Karmaşık davranışlar aşama aşama öğrenilir. Öğrenmenin temel mekanizması koşullanmadır.
Eğitim açısından Hull
● Öğrenilecek konular öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte düzenlenmelidir.
● Öğrenmede önceki öğrenilenlerin (transfer) önemini vurgulamıştır.
● Konu üzerinde sürekli çalışma yorgunluğa sebep olur. Bu nedenle aralıklı çalışma yapılmalıdır. (Haftalık ders programları düzenlenirken değişik dersler gün içerisine yayılmlıdır.)

BİLİŞSEL AĞIRLIKLI DAVRANIŞÇI KURAMLAR
İŞARET ÖĞRENME (İşaret – Beklenti Öğrenme) – Edward TOLMAN
Tolman’ın öğrenme kuramı davranışçılık ile Gestalt’ı birleştiren bir kuramdır.
Psikolojinin tamamen objektif bir bilim olmasını savunmuş, içe bakış yöntemini reddetmiştir. Onun davranışçılığı Thondike, Guthrie, Skinner ve Hull’dan farklıdır. Tolman, insan ve hayvan davranışlarının, onların amaçları, niyetleri, bilgileri, düşünmeleri, planlamaları ve anlamlandırmalarıyla nasıl ilişkili olduğunu açıklamaya çalışmıştır. (Düşünce ile davranış arasındaki ilişki)
Davranışçıların savunduğu gibi küçük davranış birimleriyle, hareketlerle değil bütüncü davranışlarla çalışmak gerektiğini savunmuştur. Davranışçıların, davranışı çok küçük parçalara ayırıp analiz ederken bütünü gözden kaçırdıklarını ifade etmiştir.
● Tolman’a göre davranış, amaçlı etkinliktir yani amaca yönelik etkinliktir. ÖR: Telefon etmek, su içmek, ekmek almak vs.. Farenin amacı yiyeceği elde etmekse, yiyeceği arama davranışı, buluncaya kadar devam eder. Farenin davranışı amaçsaldır.
● Davranış, organizmayı amaca ulaştıracak şekilde değişen koşullara göre değişebilir. ÖR: birey işe her gün arabayla gidiyordur. Arabası o gün bozuksa taksiyle, yaya veya bisikletle gidebilir. Bu tepkisel bir refleks değildir. Organizma değişen koşullara kendi bilgisini kullanarak, amaca ulaştıracak en uygun davranışı seçer ve uygular.
● Öğrenmede bilişsel süreçleri ilk ele alan psikologdur.
● Öğrenme, çevreyi keşfetme sürecidir. Organizma, araştırma yoluyla belli bazı olayların, belli başka olaylara yol açtığını ya da bir işaretin, diğer bir işarete götürdüğünü keşfeder ve bunları kullanarak amacına ulaşır.
● Tolman’a göre bilgi edinimi, iki ya da daha fazla uyarıcı olaylar arasındaki ilişki (klasik koşullanma) olabilir. ÖR: saat 12 olduğunda öğle yemeği yeme beklentisi oluşur. Bu nedenle Tolman uyarıcı – uyarıcı kuramcısı olarak alınır.
● Organizma çevreden çok şey öğrenir ancak bu öğrendiklerini etkinlik olarak göstermez. Bu bilgiler onlara ihtiyaç duyuluncaya kadar bellekte kalır. ÖR: Bankanın yerini biliriz ancak bu bilgiyi ihtiyacımız olana kadar kullanmayız.
● Öğrenme ile performans ayrımı yapmıştır. Öğrenilenlerin gerek duyulduğunda gözlenebilir davranışa dönüşmesine performans denir.
Yer Öğrenme(İşaret): Organizmanın amaçlarına ulaşabilmek için çevre hakkında bilgi edinmesi, ipucu ve çevre kaynaklarını kullanarak en kısa yoldan amacına ulaşmasıdır. (Labirentteki üç yol deneyi) ÖR: Aç olan birey zihninde yer alan karnın doyurmayla ilgili şemaları harekete geçirir ve karnını doyurur.
Öğrenme Türleri
1. Kateksis: Organizmanın içinde bulunduğu kültürel özelliklere bağlı olarak belli dürtü durumlarıyla, belli nesneleri ilişkilendirme eğiliminin öğrenilmesidir. ÖR: İtalyanlar açlığını makarna ya da pizza ile giderme eğiliminde olabilir.
Organizmanın belli dürtü durumlarında belli nesnelerden kaçınmayı öğrenmesine ise olumsuz kateksis demiştir. ÖR: Bir Müslüman açlığını gidermek için domuz eti yemez çünkü açlık ile domuz etini ilişkilendirmemiştir.
2. Eşdeğer İnançlar: Alt amaç (not) esas amaçla (sevgi - saygı) aynı etkiye sahip olduğunda, alt amaç eşdeğer inanç oluşturmaktadır. Olman, bu öğrenme türünün, fizyolojik dürtülerden çok sosyal dürtülerin doyurulmasıyla ilgili olduğunu ilgili olduğunu düşünmektedir. ÖR: yüksek not alma saygı ihtiyacını doyurur.
● Tolman, pekiştirme olarak, sevgi – saygı ihtiyacının karşılanmasını görürken, U-T kuramcıları açlık, susuzluk gibi fizyolojik dürtülerin doyurulmasını tercih etmektedirler.
3. Alan Beklentileri: Organizma neyin neye götüreceğini öğrenir. Belli bir işaret gördüğünde onu, belli bir diğer işaretin izleyeceğini bekler. Bu öğrenmeye uyarıcı-uyarıcı öğrenmesi de denir. Bu tür öğrenmenin gerçekleşmesi için tek pekiştirme beklentinin doğrulanmasıdır. ÖR: Zil çalması dersin başlaması için bir işarettir.
4. Alan Biliş Yolları: Problem çözme yaklaşımı ya da yolu da denebilir. Tolman’a göre en az güvenli öğrenme türüdür. Bir problemi çözmede kullandığı stratejiyi diğer problemlerde de kullanmadır.
5. Dürtü (Güdü) Ayırımları: Organizmanın kendi dürtü durumunu belirlemesini ve buna uygun tepkide bulunmasını kapsamaktadır. Organizma kendi dürtü durumunu belirlemedikçe onunla ilgili biliş haritasını kullanamaz. Yani ihtiyacını bilmedikçe amacını belirleyemez ve davranışta bulunamaz.
6. Gizil Öğrenme: Dürtünün az ya da ödülün olmadığı öğrenme türüdür. Herhangfi bir yeri kazara öğrenme buna örnektir.
Tolman’ın Eğitim Açısından Değerlendirilmesi
● Eğitimle kazandırılacak davranışlar, öğrencilerin amaçlarıyla tutarlı olduğu, onların gereksinimini karşıladığı ölçüde, öğrencinin öğrenme çabasını sürdürmesini sağlayacaktır.
● Öğrenme sonunda verilecek ödül, öğrencinin beklentisine uygun olmalıdır. Öğrenci beklediği ödülü elde edemezse kızgınlık duyar. Performans düşer. (Maymun – saklanan muz)
● Dersler, üniteler ve konuşlar birbirini işaret etmelidir. Yani mantıksal ve aşamalı bir sıra izleyecek şekilde yapılandırılmalıdır.
● Deneceler biliş haritasının gelişiminde önemli yere sahiptir. Önem verilmelidir.
SOSYAL BİLİŞSEL KURAM – ALBERT BANDURA
Gözlem Yoluyla Öğrenme (Model Alarak Öğrenme):
Gözlem yoluyla öğrenmeyi deneysel olarak ilk açıklamaya çalışan kişi Thorndike’dir. (Kedi – bulmaca kutusu ve yan taraftaki acemi kedi) Daha sonra Watson maymunlarla denemiş ancak herhangi bir bulgu elde edememiştir.
Bandura’ya göre gözleyerek öğrenme, sadece bir kişinin diğer kişilerin etkinliklerini basit olarak taklit etmesi değil, çevredeki olayları bilişsel olarak işlemesiyle kazanılan bilgidir.
● Gözlem yoluyla öğrenme, taklidi içerebilirde, içermeyebilirde. ÖR: Sınavda yanındaki arkadaşının kopye çekerken yakalandığını ve cezalandırıldığını gören bir öğrenci, böyle bir duruma düşmemek için soruları kendisi cevaplamaya çalışır. Bu durumda öğrenci gözlemleri yolu ile öğrenmiş ancak taklit etmemiştir.
● Bandura ve Tolman’ın kuramları birer pekiştirme kuramları değil, bilişsel eğilimli kuramlardır.
● Bandura da Tolman gibi öğrenmeyle performansı birbirinden ayırmıştır.
● Bandura’ya göre davranışların çok büyük bir kısmı, diğer insanların gözlenmesi, yani davranışı gösteren bireylerin model alınması sonucu öğrenilir.
● Öğrenmenin etkili olmasında, gözlenen davranışların taklit edilmesi ve bunun sonucunda alınan ödül veya ceza etkilidir.
Gözlem yoluyla öğrenme süreçleri
1. Dikkat etme: Birey, model alacağı etkinliklere dikkat edip, doğru biçimde algılamazsa gözlem yoluyla öğrenme meydana gelmez. Gözlemcinin dikkatini etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bunlardan bazıları gözlemciye, bazıları ise modele aittir. gözlemcinin dikkatini etkileyen faktörler şunlardır.
● Gözlemcinin duyu organlarının yeterliği (sağır, kör olmamalı)
● Gözlenecek etkinliklerin, gözlemcinin amacına uygun olması (Birçok gözlenecek etkinlik varsa, birey amacına uygun olanını gözler)
● Yaş, cinsiyet, saygınlık, statü, çekicilik, güç, ün vb. özellikler.
2. Hatırda tutma süreci: Gözlem yoluyla öğrenilen bilgiden yararlanabilmek için, gözlemcinin modelin davranışlarını hatırlaması gerekmektedir. Bu nedenle gözlenen bilgi, sembolleştirilip kodlanmakta ve bellekte saklanmaktadır. Bilgi iki yolla sembolleştirilir. Biri, bilginin zihinsel resimlere dönüştürülmesidir. Diğeri ise sembollere dönüştürülerek saklanmasıdır. Hatırda tutmada özellikle sözel semboller daha etkilidir. Görsel sembollerin çoğunluğu sözel sembollere dönüştürülerek saklanır.
3. Davranışı meydana getirme süreci (Uygulama): Gözlenen ve zihinde saklanan davranışlar, modelin davranışlarına benzeyene kadar tekrar edilir. İlk aşamada zihinde olan bu tekrar daha sonra davranışa dönüşür.
4. Güdülenme süreci (güdülenme ve pekiştirme): Bandura, öğrenme ile performans ayrımı yapmıştır. Güdülenme süreci, öğrenilenleri performansa dönüştürmeyi sağlayan bir süreçtir. Pekiştirilen davranışlar tekrar edilir, cezalandırılan davranışlar ise söner. Bundan başka Bandura, dolaylı pekiştirme ve dolaylı cezanın da etkili olduğunu belirtmiştir.
Bandura’nın değer verdiği bir diğer pekiştirme türü ise içsel pekiştirmedir. (Bireyin kendi yeterliğinden zevk almasıdır.)
Model alma yoluyla kazanılan ürünler
1. Birey başkalarını gözleyerek yeni bilişsel beceriler ve psikomotor becerileri (masa tenisi oynama) öğrenebilir.
2. Önceden öğrenilmiş olan yasaklar ya güçlenir ya da zayıflar. Kendisinin yapmaktan çekindiği bir davranışı model gösteriyor ve pekiştiriliyorsa, gözlemci de bu davranışı gösterir hale gelebilir.
3. Gözlemci yeni değerler ve inançlar kazanabilir. Model, gözlemci için sosyal bir harekete geçirici olabilir. (Gösteri, miting vs.)
4. Modeli gözleyerek çevrenin ve eşyanın nasıl kullanılacağını öğrenir. Yetişkinler de bu yöntemi kullanır. (Kahve fincanı)
5. Duygusal tepkilerin nasıl gösterileceğini de bu yolla öğrenebilir. Özellikle çocuklar bu yolla öğrenirler.
S.219
Öğrenmeyi Sağlayan Dolaylı Yaşantılar
1. Dolaylı Pekiştirme
Davranışı pekiştirilen modeli izleyen bireylerin, modelin davranışlarını daha kısa sürede ve sıklıkla taklit ettiği görülür. ÖR: Derse katılan öğrenciyi öğretmenin övmesidiğer öğrencileri de derse katılması için cesaretlendirir.
2. Dolaylı Ceza
Modelin olumsuz davranışlarının cezalandırılması, gözleyenlerin benzer davranışlarda bulunmalarını engellemekte veya azaltmaktadır. Bir gruptaki bireylerin, kurallara uymalarını sağlamada ve istenmeyen davranışları engellemede önemli role sahiptir. ÖR: Yalan söyleyen bir öğrenci cezalandırıldığında diğer bireyler aynı durumla karşılaşmamak için yalan söylemezler. Ancak çocuklar saldırganca ve duygusal olarak cezalandırılırlarsa, saldırganlığı taklit etme eğilimi doğabilir. Yani saldırganca cezalandıran anne-babalar, çocuklarının da saldırganca cezalandıran birer anne-baba olmalarına neden olurlar.
3. Dolaylı Güdülenme
Gözlenen ürünler, bireyi sadece bilgilendirmez, aynı zamanda onu elde etmeye de güdüler. Gözlenen davranış, değer verilen bir ürünle sonuçlanırsa, birey davranışta bulunmaya istek duyar. Ayrıca gözlemci o davranışı yapabileceğine inanmalıdır. Başkalarının başarılarını ya da başarısızlıklarını gözlemek, belli bir davranışı yapmak için, bireyin kendi yeteneğini değerlendirmesine yardın eder. ÖR: Sınıfta burs kazanan bir öğrenciyi gören ve kendi düzeyinin de burs kazanmaya uygun olduğunu gören birey harekete geçer.
4. Dolaylı Duygu (Dolaylı Duygusallık)
Birçok duygu gözlem yoluyla kazanılır. Birçok insan doğrudan zarar görmedikleri halde fareden, köpekten, yılandan, hocadan, sınavdan korkmaktadırlar. Bu korkuların nedeni söz konusu korkulara sahip modellerin gözlenmesidir. ÖR: Böcek gördüğü zaman çığlık atan annesini gören çocuk, annesini taklit eder ve böceğin korkulacak bir yaratık olduğu sonucuna ulaşır.
Sosyal Öğrenme Kuramının İlkeleri
Karşılıklı Belirleyicilik: Bandura’ya göre bireyin davranışı ile çevre, karşılıklı olarak birbirini etkilemekte, bunun sonucunda bireyin sonraki davranışları belirlenmektedir. Hem çevre davranışı, hem de davranış çevreyi değiştirebilir.
● Pekiştirme ve ceza çevrede potansiyel olarak vardır. Ancak onların ortaya çıkışını davranışlar belirler. Ör: sürekli problem yaratan birey olumsuz bir sosyal çevre yaratmaktadır.
● Bandura’ya göre insanlar çevreyi belli yollarla etkilemekte, değiştirmektedir. Çevre de insanların daha sonraki davranışlarını etkilemektedir. ÖR: Saldırgan bireylerin olduğu bir yerde saldırganlık uygun görülür. Saldırganlığın uygun görüldüğü ortamdaki birey de saldırgan davranışları seçebilir.
Sembolleştirme Kapasitesi: insanoğlu, düşünme ve dili kullanabilme gücüne sahip olduğundan geçmişi hafızasında taşıyabilmekte, meydana gelmemiş olayları da zihinde sembolik olarak gerçekleştirebilmektedir. Yani bireyler dış çevre ile zihinsel işlevler arasında etkileşim kurar ve sembolik olarak düşünür.
Öngörü Kapasitesi: Bireylerin ileriyi görme, plan yapabilme, başkalarının kendilerine nasıl davranacaklarını kestirebilme kapasiteleridir.
Dolaylı Öğrenme Kapasitesi: Bireyler başkalarının davranışlarını gözlemleyerek birçok şey öğrenirler. Yaşam yalnızca insanların kendi yaptıklarından öğrenmelerini içerseydi çok kısıtlı kalırdı.
Özdüzenleme Kapasitesi: İnsanların kendi davranışlarını kontrol edebilme yeteneğine sahip olmalarıdır. İnsanlar ne kadar çalışacaklarına, ne kadar uyuyacaklarına, ne yiyeceklerine, nereye gideceklerine kendileri karar verirler ve davranışlarını kontrol ederler.
Özyargılama Kapasitesi: İnsanların kendileri hakkında düşünme, yargıda bulunma, kendilerini yansıtma kapasitesine sahip oluşlarıdır. Bireyler etkinliklerin sonuçlarına göre yargıda bulunurlar. (Bu yargıya özyeerlik denir)
ÖZYETERLİK
Bireyin, farklı ve güç durumlarla baş etme, belli bir etkinliği başarma yeteneğine, kapasitesine ilişkin kendini algılayışıdır, inancıdır. Bu güç durumlar, sınava girme, yarışmaya katılma, bir sınıfta öğretmenlik yapma, topluluk önünde konuşma vb.
● Bireyin kendi kapasitesinin farkında olmasıdır.
Özyeterlik yargıları dört kaynaktan gelir.
1. Yaşantı: Bireyin doğrudan kendi yapığı başarılı ya da başarısız etkinlikler sonucu elde ettiği bilgiler.
2. Dolaylı yaşantılar: Gözlenen modelin başarılı ya da başarısız ekinlikleri, bireyin aynı etkinliği başaracağına ya da başaramayacağına ilişkin yargıları ortaya çıkarır.
3. Sözel ikna: Bireyin başarabileceğine ya da başaramayacağına ilişkin teşvikler, nasihatler öayeterlik algısını etkiler.
4. Psikolojik durum: Bireyin belli bir görevi başarma ya da başarısız olma beklentisi özyeterlik algısını etkiler.
● Öğrencilerin özyeterlik algısını güçlendirmek için öğretmenlerin, öğrencileri bireysel ihtiyaçlarına uygun öğretim yapmaları, işbirliğine dayalı öğretim yaklaşımlarını kullanmaları ve öğrencileri birbirleriyle kıyaslama yaklaşımından kaçınmaları gerekir.
Özyeterliği yüksek bireyin özellikleri
● Karmaşık olaylarla baş edebilir ● Karşılaştığı problemleri çözebilir
● Kendine güveni yüksektir ● Kendi ilgi ve yetenek saygı duyar
● Evde, okulda ve meslekte başarılı olur ● Cesaret ve inancı gelişmiştir
●Başarıya Odaklanır

ÖZDÜZENLEME
Bireyin kendi davranışlarını gözlemleyip, kendi ölçütleriyle karşılaştırarak yargıda bulunması ve gerekiyorsa davranışlarını ölçütlerine uygun hale getirmesidir. Yani bireyin, kendi davranışlarını etkilemesi, yönlendirmesi, kontrol etmesidir. Özdüzenleme insan olmanın bir özelliğidir. Bu nedenle Bandura’ya göre davranışlar sadece dışsal pekiştireçler ve cezalarla kontrol edilmez. İnsanlar davranışlarını büyük ölçüde kendi kendilerine düzenlerler
Birey kendi kendini değerlendirme sonucunda, kendini içsel olarak pekiştirir. Davranışların düzenlenmesinde içsel pekiştirmeler dışsal pekiştirmelere göre daha etkilidir.
Birey çevreyi gözlemleyerek performans standartlarını belirler (doğru davranışlar pekiştirilen davranışlardır). Daha sonra kendini gözlemler ve davranışlarından bu performans standartlarına uyanları pekiştirir uymayanları ise cezalandırır. (suç işleyip daha sonra pişman olma)
Sonuç olarak; sosyal öğrenme kuramında birey, kendi davranışlarını gözleyip, kendi ölçüleriyle karşılaştırarak değerlendirir ve kendini pekiştirerek ya da cezalandırarak davranışlarını düzenler. İnsan kendi davranışlarını kontrol edebilir. Dışarıdan başkalarının kontrolüne ihtiyacı yoktur.
Sosyal Öğrenme Kuramının Eğitim Açısından Değerlendirilmesi
● Özellikle okul öncesi ve ilköğretim çağındaki çocukların gözünde saygın bir yere sahip olan anne-baba ve öğretmenler, kendileri iyi birer model olarak, çocuklara pek çok istendik davranışları kazandırabilirler. ÖR: Yere tükürmemesi isteniyorsa büyüklerde tükürmemelidir
● Öğretmenler çocuğa yaratıcılığı, etkili öğrenme ya da çalışma stratejilerini, problem çözme becerilerini öğretmede, kendileri model olmalıdırlar.
● Gözlem yoluyla öğrenmenin temel süreçlerinden biri dikkat etmedir. Bu nedenle anne-baba ya da öğretmenler, çocukların model almalarını istediği davranışları dikkat çekici hale getirmelidirler.

BİLİŞSEL ÖĞRENME KURAMLARI
GESTALT KURAM
● Wertheimer, Köhler ve Kofka tarafından geliştirilmiş bir yaklaşımdır.
● Gestalt, Almanca, bütün, şekil, biçim gibi anlamlara gelir. Gestalt kuramcılara göre; bütün parçaların toplamından daha farklıdır. Birey bütünü parçalarına ayrıştırarak değil, bütünlük içinde algılar. ÖR: Bir senfoni orkestrasını dinlerken, her bir müzisyenin orkestraya katkısını analiz ederek değil, bütün olarak dinleyip anlamaya çalışırız.
● Gestaltçılar, organizmanın dışarıdan gelen duyumlara kendisinden bir şeyler katara, yaşantıyı yeniden örgütlediğine inanmaktadırlar. Bizler dünyayı bütün olarak algılarız. Uyarıcıları birbirinden ayrılmış bir şekilde değil, bir arada anlamlı bütünler halinde görürüz.
● İçebakış yöntemini psikoloji için uygun görmekle birlikte, yapısalcıların bu yöntemi yanlış kullandığını belirtmişlerdir. İçebakış, yaşantıları bilmek için değil, anlamlı olan ve bütünlük taşıyan yaşantıları incelemek için kullanılmalıdır. (İnsanların dünyayı nasıl algıladığını öğrenmek için)
● Davranışsal yaklaşımı eleştirmişlerdir. Davranışların yalnızca uyarıcı-tepki ile açıklanmasının insan davranışlarını basitleştirdiğini savunmuşlardır.
● Uyarıcı-tepki örüntüsü yerine algısal örgütleme-algıya dayalı tepki formülünü önermişlerdir. Organizma sadece çevreden gelen uyarıcılara tepkide bulunmaz. Çevreyle etkileşim içindedir.
Gestalt Kuramda Algılama
● Gestalt psikologlar öncelikle algılama ve problem çözme süreçleriyle ilgilenmişlerdir. Öğrenmeyle ilgili görüşleri, algılamayla ilgili çalışmalarına dayanmaktadır. Algısal örgütlenme yasaları öğrenmeyi de açıklamaya yardım eder.
● Algı bir örgütlenmedir. Çok sayıda algılama ilkesi vardır. (şekil-zemin, yakınlık, benzerlik, tamamlama, basitlik)
● Gestaltçılar bu yardımcı yasaları daha genel ortak bir yasa çevresinde toplamak için çaba harcamışlardır. Bu genel yasaya Pragnez adını vermişlerdir.
Pragnez: Her psikolojik olayda anlamlı olma, basit olma ve tam olma eğilimi olmasıdır.
Algısal Örgütlenme Yasaları
1. Şekil – zemin algısı
İnsanın algılama sistemi şekil ve zemin arasında bir ayrım yapar. Şekil, bireyin, dikkatinin odaklandığı şeydir. Zemin ise, şeklin gerisinde kalan, dikkat edilmeyen, algı alanına girmeyen şeydir. Şekil zeminden daha dikkat çekici özelliklere sahiptir. Bazı durumlarda şekil ve zemin yer değiştirebilir. Ancak aynı anda her ikiside şekil ya da zemin olarak algılanamaz.
2. Yakınlık
Organizma birbirine yakın olan nesneleri gruplandırarak algılama eğilimindedir. İşitsel uyarıcıların gruplandırarak algılanması ise zaman içinde birbirlerine olan yakınlıklarına göre gerçekleşmektedir. Konuşmayı sözcükler ve cümleler arasındaki duraklamalara göre anlamlandırırız. Yazma ve okumayı ise sözcükler arasındaki ayrım ve noktalama işaretlerine göre yaparız.
3. Benzerlik
Şekil, renk, cinsiyet gibi pek çok özellik bakımından birbirine benzer maddeler gruplanarak algılanma eğilimindedir.
4. Tamamlama
Organizma, önceden tanıdığı nesne, olay, ses ve etkinliklerin bazı parçaları eksik olsa bile onları tamamlayarak algılar.
5.Devamlılık
Aynı yönde giden noktalar, çizgiler vs birlikte gruplandırılarak algılanır.
6. Basitlik
Diğer unsurlar eşit olduğu takdirde birey, daha düzenli ve basit olan nesne ve şekilleri algılama eğilimindedir.
Algısal Değişmezler (Algıda değişmezlik)
Nesnenin içinde bulunduğu fiziksel koşullardan dolayı olduğundan farklı görünmesine rağmen bizim onu orijinal şekliyle algılamamıza denir. Renk değişmezli, büyüklük değişmezli ve biçim değişmezliği olmak üzere üçe ayrılır.
Algıda Seçicilik
Organizmanın pek çok uyarıcı içerisinden belli belli uyarıcıları algılamasına denir. Algılanan uyarıcıların seçilmesinde bireyin ilgi ve ihtiyaçları, uyarıcının büyüklüğü ve şiddeti rol oynar. (Kiralık ev arayan bireyin boş evler dikkatini çeker)
İllüzyon
Nesnelerin içinde bulundukları koşullardan dolayı olduklarından farklı algılanmasıdır. Psikolojik ve fiziksel illüzyon olmak üzere ikiye ayrılır.
Halüsinasyon
Herhangi bir uyarıcı olmamasına rağmen, bireyin algıda bulunmasıdır. Akıl hastalarında ve ateşli hastalık geçirenlerde görülür. Aşırı alkol alındığı durumlarda da görülebilir.
İÇGÖRÜSEL ÖĞRENME
Temel Özellikleri
1. Ön çözümden çözüme geçiş ani ve tamdır.
2. İçgörü yoluyla edinilen performans genellikle hatasız ve pürüzsüzdür.
3. İçgörü yoluyla kazanılan problem çözümü uzun süre hatırlanır.
4. İçgörü yoluyla kazanılan bir ilke, diğer problemlerin çözümüne kolaylıkla uygulanabilir.
5. Zeki olanlar içgörüsel çözüme daha kısa sürede ulaşırlar.
İçgörüsel öğrenmeyle ilgili en ünlü deneyler 1913 – 1917 yıllarında Köhler tarafından maymunlarla Tenerife adalarında yapılmıştır. (Chica – kutu – sopa, Grande – boyuna kutu, Sultan - çubuk)
Böyle bir deney düzeneğinin yararı hayvanın tüm çözüm yollarını görmesidir. Oysa davranışçıların deneylerinde organizma labirenti çözümlemek için gereken bütün öğeleri görmemekte, deneme yanılmalardan sonra çözüme ulaşmaktadır. İçgörüsel öğrenmede maymun pek çok yol dener ve başarısız olur. Daha sonra köşede duran kutuları görür. Kutularla muza ulaşma arasındaki ilişkiyi kurar ve harekete geçer.
Maymun Thorndike’nin ifade ettiği gibi deneme – yanılma yaparak çözüme yaklaşmaz. Aktif olarak deneme yanılma yapmadan, zihinsel deneme – yanılmalar sonucu uygun çözümü bulduğunda harekete geçer.
Ön çözüm dönemi daha uzun süre almaktadır. Bu dönemde birey, karşılaştığı problemi ve problemin çözümü için verilen öğeleri, araçları değerlendirir. Problemin çözümü için olası yolları belirler, bu yolları zihinsel olarak test eder ve problemin çözümü için en uygun yolu keşfettiğinde harekete geçer. Bir bakıma bilişsel deneme – yanılmadır.
● En önemli özelliklerinden biri de öğrenilen ilkelerin kolaylıkla yeni durumlara transfer edilebilmesidir.
Yer değiştirme (Transfer): Bir problemin çözümünde kullanılan ilkenin, benzer bir başka problemin çözümünde de kullanılmasına denir. (Köhler - Civciv – koyu gri karton) (Senemoğlu – s.254)

Wetheimer ve üretici düşünme
Gestalt psikolojisine en önemli katkısı, Gestalt psikolojisinin ilkelerini eğitime uygulamak olmuştur.
İki tür problem çözmeden bahseder. A türü çözümler, bireyin kendisi tarafından bulunan içgörüsel çözümlerdir. B türü çözümler ise anlamadan ezberlemeye dönüktür. Kolayca unutulurlar.
Gestalt Psikolojisi ve Öğrenme
Öğrenmeyle ilgili görüşleri
1. Tekrar etme – pratik yapma: Hatırladıklarımız, algıladıklarımızın bizde kalan izleridir. Yaşantının tekrar edilmesi, öncekinin yeniden düzenlenmesine ve daha tutarlı, daha anlamlı hale getirilmesine yardım eder. Aralıklı tekrar bilgilerin bellekteki izini korur.
2. Güdülenme: Ödüllenen davranışların tekrar edildiği, cezalandırılan davranışların ise baskı altına alındığı (etki yasası) Gestalt psikologlar tarafından da kabul edilmektedir. İçsel ödül dışsal ödüle göre daha etkilidir.
3. Anlama: Problemin mekanik bir şekilde, eski alışkanlıkları ya da ezberlenen kuralları kullanarak değil, kavrayarak, sezerek, yapısal olarak çözümlenmesi gerekmektedir. Fiziksel deneme yanılma değil, içgörüsel deneme yanılma kullanılmalıdır. Çözüm için kullanılan ilke keşfedilmelidir.
4. Transfer: Bir durumda keşfedilen ilkelerin bir başka durumda da kullanılabilmesidir. Transferi etkileyen Thorndike’nin dediği gibi, iki durumun öğeleri arasındaki benzerlikler değil, problemin ve kullanılan ilkenin anlaşılmasıdır.
5. Unutma: Unutmada iki öğe rol oynamaktadır. Birinci neden, geriye getirme için kullanılan ipucunun zayıf bir ipucu olması, yani bellekteki izle ilişki kurmayı sağlayamamasıdır. Diğer neden ise, bellekteki izin yeni örgütlenmeler sırasında giderek büyük ölçüde değişikliğe uğramasıdır.
Gestalt Kuramının Eğitim Açısından Değerlendirilmesi
● Gestalt psikologlarına göre öğretmen, dönem başında öğrenciye önce bütün olarak dersin temel çerçevesini organize edilmiş anlamlı bir bütünlük içinde vermesi daha sonra ayrıntıya inmesi gerekmektedir. Ders yılı için yapılan bu planlama her bir ünite için de yapılmalıdır.
● Konular basitten zora, bilinenden bilinmeyene doğru aşamalı olarak bir bütün halinde öğrencilere sunulmalıdır. Bu şekilde öğrenciye nerede olduğu ve ne kadar öğrendiği konusunda bilgi verir.

● Öğrencinin içgörüsel problem çözmesi için uzunca bir çözüm dönemine ihtiyacı vardır. Bu nedenle öğretmen, öğrenciye problemle ilgili yeni bilgi araştırması yapması, problemi yeniden kurması, olası yolları geliştirip bilişsel olarak denemesi için yeterli zamanı vermelidir.
● Eğitime yaptığı en önemli katkılardan biri içgörüsel öğrenme ve üretici düşünmedir. Yani problemin çözümü için tüm öğeler öğrenciye verilmelidir.
● Öğrenci ihtiyaç duyduğunda küçük ipuçlarıyla rehberlik etmelidir. Ancak çözümü öğrenci bulmalıdır.
● Öğrenmeyle ilgili yapılan tekrarlar, öğrencilerin yeni ilişkileri keşfetmesini, bellekteki izlerinin daha sağlam olmasını sağladığı için çokça problem çözülmelidir. Bu şekilde problem çözme sürecide kısaltılmış olur.
● Transferi kullanmaları için yani öğrenilenleri farklı durumlarda kullanmasını sağlamak için öğrencilere alışılmamış problemlerle karşılaştıracak ödevler verilmelidir.
● Dersin başında önceki öğrenmeler hatırlatılmalıdır.
● Hatırlamayı kolaylaştırmak için algı ilkeleri kullanılmalıdır.
GİZİL ÖĞRENME
Birey herhangi bir öğrenmeyi gerçekleştirirken farkında olmadan o konuyla doğrudan ya da dolaylı olan başka konuları da öğrenebilir. Bu öğrenmede herhangi bir pekiştirme söz konusu değildir. ÖR: Bir kitapta bir konu araştırılırken başka bir konunun da öğrenilmesidir.
Gizil öğrenmede bilişsel harita ve bilişsel senaryo olmak üzere iki etkinlik yer alır.
Bilişsel Harita: Fiziksel çevre ile ilgili zihinde oluşturulan haritaya denir. (Yer öğrenme) Bilşsel haritalar farkına varmadan öğrenilir.
Bilişsel senaryo: Zihindeki bir olayın nasıl gerçekleştiğine dair senaryoya denir. Bilinçli ve amaçlı bir şekilde öğrenilmezler. Ör: Lokantada yemek yemenin zihinde bir senaryosu vardır.

BİLGİYİ İŞLEME KURAMI
● Bazı davranışlar, davranışçı öğrenme ilkeleriyle açıklanmamış ve psikologlar insan öğrenmesini yeniden tanımlamaya yönelmişlerdir. Böylece bilişsel öğrenme kuramları ağırlık kazanmaya başlamıştır.
● Bilişsel öğrenme kuramları, insanın dünyayı anlamada kullandığı zihinsel süreçleri inceleyen kuramlardır.
● Bilişsel açıdan öğrenme, bireyin zihinsel yapılarındaki değişme olarak tanımlanmaktadır. Bu zihinsel yapıdaki değişme, bireyin davranışlarında değişmeyi ya da yeni davranışlar kazanmayı sağlar.
● Biliş, tüm zihinsel süreçleri tanımlamak için kullanılır. İnsan zihninin dünyayı ve çevresindeki olayları anlamaya yönelik yaptığı işlemler diye de tanımlanabilir.
Bilgiyi işleme kuramı temel olarak şu dört soruyu cevaplamaya çalışmaktadır.
1. Yeni bilgi dışarıdan nasıl alınmaktadır.
2. Alınan yeni bilgiler nasıl işlenmektedir.
3. Bilgi uzun süreli olarak nasıl depolanmaktadır.
4. Depolanan bilgi nasıl geriye getirilip hatırlanmaktadır.
● Bilgiyi işleme kuramına göre öğrenme olayı, bilgisayarların çalışmasına benzetilmekte, girdilerin işlenip çıktılara dönüştürülmesi olarak görülmektedir. Ancak insan zihninin yeteneklerine sahip bir bilgisayar üretilememiştir.
● Bilgiyi işleme kuramına göre, dışarıdan duyu organlarına gelen bilgiyi alma işleminden başlayarak, davranış değişmesi olarak ortaya çıkıncaya kadar bilginin dönüştürülme biçimlerine öğrenme süreçleri adı verilmektedir.
● Geliştirilmiş olan bilgiyi işleme modeli iki temel öğeye sahiptir. Bu temel öğelerden biri, üç tür bellekten oluşan bilgi depolarıdır. Diğer öğe ise, bilginin bir depodan diğerine aktarılmasını sağlayan içsel ve bilişsel etkinlikleri kapsayan bilşsel süreçlerdir.
Öğrenmeyi sağlayan süreçler
1. Çevredeki uyarıcıların alıcılar (duyu organları) yoluyla alınması.
2. Duyusal kayıt yoluyla bilginin kaydedilmesi. (Duyusal kayıt)
3. Dikkat ve seçici algı süreçleri harekete geçirilerek, duyusal kayda gelen bilginin seçilerek kısa süreli belleğe geçirilmesi.
4. Kısa süreli bellekte kısa bir süre zihinsel tekrarın yapılması.
5. Uzun süreli belleğe aktarılabilmesi için kodlamanın yapılması.
6. Kodlanan bilginin uzun süreli bellekte depolanması.
7. Depolanan bilginin uzun süreli bellekten işleyen belleğe geri getirilmesi.
8. Kısa süreli bellekten tepki (Hareket) üreticiye gönderilmesi.
9. Tepki üreticinin bilgiyi vericilere (Kaslar) göndermesi.
10. Performansın gösterilmesi.
BELLEK TÜRLERİ
Üç tür bellek vardır.
1. Duyusal kayıt
2. Kısa süreli bellek
3. Uzun süreli bellek
Duyusal Kayıt
Günlük yaşantımızda çevremizden gelen sürekli bir uyarıcı bombardımanına tutulmaktayız. ÖR: Egzoz kokusu, gülme sesi, arkadaşının görüntüsü, öğretmenin sesi vs.
Bilgiyi işleme çevreden gelen bu uyarıcıların alınmasıyla başlar.
Çevreden gelen uyarıcılar öğrenenin alıcılarını yani duyu organlarını etkiler ve duyusal kayıt yoluyla sinir sistemine girer. Duyu organlarına gelen uyarıcıların ilk algılanmalarından duyusal kayıt sorumludur. ÖR: Parmağı gözünün önüne getirip bir anda çektiğinde gölgesi gözünün önünde kalır. Yine anlamsızca sıralanan sözcüklerinin bir kısmı kalır.
Duyusal kayıttaki bilgi uyarıcının tam bir kopyasıdır. Bilgi burada çok kısa bir süre kalır. Görsel bilginin duyusal kayıtta bir saniye civarında, işitsel bilginin ise dört saniye civarında kaldığı düşünülür. Bilginin kalış süresi kısıtlı olmasına rağmen duyusal kaydın kapasitesi sınırsızdır.
Kendinden sonraki bilişsel süreçler için önemlidir. ÖR: Duyusal kayıt olmasaydı bir cümle okurken, cümlenin sonuna geldiğimizde başını unutmuş olacak ve hiçbir anlam çıkaramayacaktık.
Duyusal kayda gelen bilgi anında işlenmezse, çok hızlı bir şekilde kaybolur. Dikkat edilen uyarıcılar kısa süreli belleğe aktarılır. Diğerleri yok olur.
Kısa Süreli Bellek / İşleyen Bellek
Dikkat edilen ve algılanan bilgi duyusal kayıttan kısa süreli belleğe geçirilir. Kısa süreli belleğin, birbiriyle ilişkili iki temel fonksiyonu vardır. Bundan dolayı hem kısa süreli bellek hem de işleyen bellek olarak adlandırılmaktadır.
Birinci işlevi, sınırlı miktardaki bilgiyi sınırlı bir zaman süreci içinde geçici olarak depolamasıdır. Yetişkin bir bireyin kısa süreli belleği 7±2 birimlik bilgi kapasitesine sahiptir. Bu bilgi zihinsel tekrar yapılmadığında 20 saniye tutulabilir. Kısa süreli bellekteki bilgiler zihinsel tekrar ve gruplama yapılarak uzun süreli belleğe aktarılır.
İkinci işlevi ise; zihinsel işlemleri yapmaktır. Bu nedenle işleyen bellekte denir.
Duyusal kayıtta, açılar, köşeler, yatay ve dikey çizgiler halinde olan bilgi kısa süreli bellekte, üçgen, kare gibi anlamlandırılmış bir biçimdedir. Yani kavramsal forma dönüşür. ÖR: Duyusal kayıtta “V” biçiminde olan bilgi kısa süreli bellekte içinde bulunduğu yere göre Romen rakamı ile 5 veya V harfi olarak algılanır.
Kısa süreli bellekte depolanan bilgi, sunulan şeyin aynısı değildir. Gösterilen materyal sadeleştirilir, düzenlenir ve üzerine yeni şeyler eklenerek zenginleştirilir.
Kısa süreli belleğe gelen bilgiler anlamlandırılarak doğrudan tepki üreticilere gönderilebileceği gibi, kodlanıp uzun süreli belleğe de gönderilebilir. (Rehbere bakıp tuşlara basmak)
Bilginin uzun süreli belleğe gönderilmesi ve eski bilgilerin geri getirilmesi işleyen bellek tarafından yapılmaktadır.
Uzun Süreli Bellek
İyi öğrenilmiş bilgilerin sürekli olarak depolandığı bellektir. Bilgi kısa süreli bellekte çok kısa bir süre kalmasına karşın, uzun süreli bellek bilginin sürekli depolanma yeridir.
Kısa süreli bellek, zihinsel tekrar yapıldığı sürece bilgiyi tutmaktadır. Uzun süreli belleğe geçirilmeyen bilgiler yok olur.
Uzun süreli belleğin kapasitesi sınırsızdır. Öğrenilenlerin ömür boyu saklanabildiği düşünülmektedir.
Uzun süreli bellek, gerektiğinde kullanılmaya hazır olarak saklanan düzenlenmiş, organize edilmiş bilgilerin depolandığı bir kütüphaneye benzetilebilir.
Bilginin hatırlanması, materyalin uygun bir şekilde kodlanarak, uygun yere yerleştirilmesine bağlıdır.
Üç bölüme ayrılır.
1. Anısal bellek (Episodik hafıza)
Kişisel yaşantılarımızın depolandığı bölümdür. Yaşamımız boyunca başımızdan geçen olaylar, şakalar, dedikodular, kısaca kişisel yaşantılar burada depolanır.
Anısal bellekteki bilgi, imajlar halinde depolanır. Gözümüzü kapatıp dün akşam ne yaptığımızı düşündüğümüzde, nerede, ne zaman, ne yaptığımız bir film şeridi gibi zihnimizde resimler halinde canlanır. Örneğin; geçen yıl bayramda ne giymişti? veya yılbaşında neredeydin? dediğinde o zamanki olayları gözümüzün önünde canlandırırız. Bu sırada olayları imajlar halinde anlamlı bir şekilde canlandırabilmek için anlamsal bellekteki geçen yılbaşı, doğum günü, giysi gibi kavramlara ilişkin bilgiyi de kullanmak gerekir. Yani anısal bellekle anlamsal bellek birbirinden kesin çizgilerle ayrılmaz.
Anısal bellekte olağan ve sürekli tekrarlanan olayların hatırlanması güçtür. Çünkü yeni olaylar öncekini bozabilir. Bu nedenle zaman bakımından yakın olaylar, öncekilerden daha kolay hatırlanır. Ancak önemli, özel ve olağan dışı olaylar çaba gerektirmeden hatırlanır. Örneğin; geçen hafta Salı günü akşam ne yediğimizi hatırlamayabiliriz. Çünkü her gün tekrar edilen önemsiz bir olaydır. Geçen doğum gününü kimle kutladın denilirse bu sorunun cevabı çok rahat hatırlanır.
2. Anlamsal bellek (Semantik hafıza)
Uzun süreli belleğin bu bölümünde, bilginin temel öğeleri, kavramlar, genellemeler ve kurallar bulunur. Tıpkı bir sözlük gibi bildiğimiz imajların ve sözcüklerin anlamlarını kapsar. Okulda öğrendiklerimizin çoğu anlamsal bellekte saklanır.
Anlamsal bellek bilgiyi hem görsel hem de sözel olarak kodlanmış ve birbirine bağlanmış olan ağlarda depolar. Bilgi hem görsel hem de sözel olarak kodlandığında hatırlama çok daha kolay olmaktadır. Bu nedenle okullarda bilgi öğrenciye hem sözel hem de görsel olarak sembollerle sunulduğu takdirde bilginin hatırlanması kolay olmaktadır.
Anlamsal bellek, önerme ağları ve şemalardan oluşmuştur. Anlamsal belleğe gelen bilgi bu yapılar içinde depolanmaktadır.
3. İşlemsel bellek (Prosedural hafıza)
Herhangi bir şeyin nasıl yapılacağı ile ilgili bilgilerin, işlemlerin depolandığı bellektir. İşlemsel belleğin oluşumu çok zaman alıcıdır. Ancak bir kez meydana geldiğinde de güçlü bir kalıcılığa, hatırlanma özelliğine sahiptir. Örneğin; nasıl yüzüleceği, nasıl kayak yapılacağı, nasıl araba kullanılacağı, denklemlerin nasıl eşitleneceği gibi bilgiler işlemsel bellekte depolanır.
Durum-etkinlik kuralları depolarıdır. Yani A durumu meydana gelirse B davranışını göster gibi. Örneğin; debriyaja bas, vitesi 1’e tak, ayağını yavaşça çek, gaza bas gibi.
İşlemsel bellekteki bilgilerin kalıcılığı ve otomatikleşmesi büyük ölçüde yapılacak alıştırmalara ve tekrarlara bağlıdır. Bu şekilde kalıcı olur. Kalıcı olan bilgi uzun süreli bellekten daha kolay geri getirilir.
Bilişsel Süreçler
Bilgiyi işleme modeli iki temel süreçten oluşmuştu. Bu süreçler üç tür bellekten oluşan bilgi depoları, diğeri ise bilginin bir bilgi deposundan alınıp diğerine aktarılmasını sağlayan bilişsel süreçlerdir.

Bilginin Duyusal Kayıttan Kısa süreli belleğe aktarılmasını sağlayan süreçler
Dikkat
Öğrenme, dikkat etme süreciyle başlar. Çevremizde çok uyarıcı olmasına ve duyusal kayıtın kapasitesinin bunların tümünü alabilecek büyüklükte olmasına rağmen sadece dikkat ettiğimiz, bizim için önemli olan bilgiyi öğreniriz. Eğer tüm uyarıcıları algılamış olsaydık, yaşamak mümkün olmazdı. Biz sadece dikkat edilen uyarıcıları işlemeye başlarız.
Duyusal kayıtta bilgi çok kısa süre kalır. Bunun için duyusal kayda gelen bilgiyi işleyebilmek için çok hızlı olmak gerekir. Duyusal kayıtta bilgiyi işleme dikkat ile başlar.
Dikkat çok sınırlı bir kaynaktır. Bu nedenle duyusal kayda gelen tüm farklı uyarıcılara dikkat etmek asla mümkün değildir. Ör: Acemiyken örgü ören, diğer konuşmaları dinleyemez ve sohbet edemez. Araba kullanırken müzik dinleyemez.
Öğrencinin dikkatini çekme yolları
Öğrenmede ilk adım dikkattir. Öğrenci herhangi bir şeyi fark etmeden ya da algılamadan o bilgiyi işlemeye başlayamaz.
Öğrencinin dikkatini bir noktada toplayamamasının iki temel nedeni vardır. Birincisi her insan için geçerlidir. Dikkat gücümüz çok azdır. Çok çabuk yoruluruz. (Özellikle küçük çocuklarda bu yorgunluk daha fazladır). İkincisi ise, ders sırasında öğrenciye sunulan tüm bilgilerin eşit derecede önemli olmamasıdır. Bazıları temel bilgilerdir, bazıları ise önemli değildir.
Bilgiyi işleme bir bakıma dikkatle başlar. Bu nedenle dersin başında öğrencinin dikkatinin gerekli uyarıcılara yönlendirilmesi önemlidir.
Dikkat, bireydeki bilinçli içsel süreçler tarafından kontrol edildiği gibi aynı zamanda çevresel uyarıcılar tarafından da kontrol edilebilir. Dikkati etkileyen içsel özellikler, akademik özgüven, geçmişteki ve o andaki akademik yaşantılar, başarılı olma isteğidir.
Dikkati etkileyen dışsal uyarıcılar dört grupta toplanabilir.
1. Fiziksel uyarıcılar: Bir ya da birden fazla duyu organını etkileyen alışılmışın dışındaki uyarıcılar, fiziksel uyarıcılardır. Resimler, haritalar, tepegöz, projektör, yazı tahtaları, slaytlar, uyarıcılardaki ani ve hızlı değişmeler, öğretmenin sınıfta dolaşması, konuşma hızındaki, vurgularındaki değişmeler, jestler ve mimikler birer fiziksel uyarıcıdırlar. Örneğin; dede efendinin işlendiği derste eserlerinin bulunduğu kaset vs.
Fiziksel uyarıcıların sürekli ya da uygunsuz kullanılması da dikkati dağıtıcı etki yaratır.
2. Aykırı uyarıcılar: Zıt tepki yaratn, aykırı gelen uyarıcılar öğrencinin dikkatini harekete geçirir. Ör: iki su bardağının birine saf alkol diğerine su koyulup içine buz atıldığında, suyun içindeki buz orada alkoldeki buz ise dipte durur. Böylece öğrencinin dikkati yoğunluk konusuna çekilmiş olur.
Ayrıca birbirine uymayan zıt etki yaratan uyarıcılar öğrencilerin dikkatini kolaylıkla çekebilir. Ör: Kutuplarda sıcak plaj manzarası, ekvatorda kar fırtınası gibi.
Öğretmenin sandalye yerine yere oturması, yanlış grafik çizmesi, problemi yanlış çözmesi öğrencinin dikkatini çekmede kullanılabilir. Basit bir işlem sırasında zor bir soruda dikkat çeker. (Bir bilinmeyenli denklem sorusu çözerken iki bilinmeyenli denklem sorusu sorma)
3. Duygusal uyarıcılar: Bazı uyarıcılar duygusal tepkileri uyarırlar ve etkinlik düzeyini arttırırlar. Sınıfta en etkili duygusal uyarıcılardan biri öğrenciye adıyla hitap etmektir. Adıyla hitap etmek hemen onun dikkatinin çekilmesini sağlar.
Ayrıca öğrenciler sevgi, ölüm, nefret gibi duygu yüklü sözcüklerin bulunduğu materyalleri, nötr sözcüklerin bulunduğu materyallerden daha hızlı öğrenir.
4. Emir verici uyarıcılar: Emirler büyük ölçüde uyarı niteliği kapsayan sözel ifadelerdir. Ör: Öğretmenin “şimdi buraya dikkat edin”, “şimdi herkes tahtanın sağ tarafına baksın”, “şimdi söyleyeceğim çok önemli” gibi öğrencinin dikkatini tek bir noktaya çekmek.
Bazı durumlarda öğretmenler özellikle öğrencilerin başlangıç öğrenmelerinde neye dikkat edeceklerini vurgulamalı, önemli bilgiyi önemsizden ayırt etmeyi öğrenmesini sağlamalıdır. Öğrenciler bu tür yaşantıları kazandıktan sonra dikkatlerini kendileri toplayabilirler.
Öğrencinin Dikkatini Arttırma Yolları
1. Öğrencilere dersin hedefleri açıklanmalı, derste öğrenilecek olan şeylerin kendileri için yararlı olduğu benimsetilmelidir.
2. Öğrencilere sorular sorarak merak uyandırılmalıdır. ÖR: Yerçekimi olmasaydı insanlar nasıl yaşardı? gibi.
3. Beklenmeyen olaylar yaşatarak öğrencilerin dikkat kesilmesini sağlamak.
4. Sınıfın oturuş düzeni değiştirilmeli ve fiziksel uyarıcılar kullanılmalıdır.
5. Değişik araç – gereç ve envanter kullanılmalıdır.
6. Öğrencinin dokunmasını, tatmasını, koklamasını, duymasını, görmesini gerektiren uyarıcılar kullanılmalıdır.
7. Hareket dilmeli, jest ve mimikler kullanılmalı, ses tonu alçaltılıp yükseltilmeli, yumuşak ses tonu kullanılmalıdır.
8. Kalemin başıyla oynama, gözü bir noktaya odaklama, hızla sınıfta dolaşma gibi dikkat dağıtıcı davranışlardan kaçınılmalıdır.
ALGI
Algılama, duyusal bilginin anlamlandırılması, yorumlanması sürecidir.
Duyusal kayda gelen belli uyarıcılara dikkat ettiğimizde algılama süreci başlar. İşleyen belleğe giren bilgi, duyusal kayda gelen çevresel uyarıcılardan, öğrencinin sadece algılayabildiği bilgilerdir. Bu nedenle öğrenmede özel bir öneme sahiptir.
Algılama, büyük ölçüde bireyin beklentilerinden etkilenir. Bireye gelen çevresel uyarıcılar, doğrudan saf bir şekilde algılanmaz. Algılamada bireyin geçmiş yaşantıları, ön bilgileri, güdülenmişlik düzeyi ve daha birçok içsel faktörlerden etkilenir. Bu nedenle işleyen bellekteki bilgi “objektif gerçek” değil “algılanan gerçek”tir. Algılanan bilgi yanlış bilgiyse ve bu uzun süreli belleğe yerleştirildiyse bunu değiştirmek oldukça güçtür. Algılamayı etkileyen faktörler; 1. Geçmişte kazanılan yaşantılar yani ön öğrenmeler
2. Beklentiler
1. Ön öğrenmeler ve algılama: Bize gelen yeni uyarıcılara verdiğimiz anlamlar, büyük ölçüde geçmişte edindiğimiz yaşantılara dayalıdır. Kimya dersindeki bir formülü anlayabilmek için elementlerin simgelerini daha önceden öğrenmiş olmamız gerekir. (9 ve g harfi)
2. Beklentiler ve algılama: Bir olay ya da objeye verdiğimiz anlam, yaşantılarımızla kazandığımız beklentiden etkilenir. Ör: Bir filmi izlemeden önce o film ile ilgili yapılan olumlu eleştiriler, filmi daha olumlu algılamamızı sağlar.
Kısa Süreli Bellekte Bilgiyi Saklama Süreçleri
Sürekli Tekrar: Kısa süreli bellekte bilginin tutulma süresi 20 sn idi. Ancak bu süre, bilgiyi zihinsel ya da sesli olarak sürekli tekrar etme yoluyla uzatılabilir. (Bakkala 2 ekmek – 5 yumurta ve 2 paket yağ almaya giden çocuk bunu tekrar ederek gider.)
Gruplama: Kısa süreli belleğin bir başka sınırlılığı da alacağı bilgi miktarıyla ilgiliydi. (7±2 birim). Bilgiyi gruplayarak birim sayısını azaltmak, kısa süreli belleğin kapasitesini arttırmanın bir yoludur. ÖR: 2-3-7-3-5-5-3 yerine 237 – 35 - 53 veya 237 – 3553 gibi.
Bilginin Uzun Süreli Belleğe Aktarılmasında Kullanılan Süreçler
1. Örtük ya da açık tekrar
Bilginin zihinsel ya da sesli bir biçimde tekrar edilmesi sürecidir.
Bilgiyi uzun süreli belleğe aktarmanın en ilkel yolu tekrar etmedir. Çocukların kullandıkları ilk bellek stratejisi de bilginin tekrar edilmesidir. Diğer bir deyişle ezberlemedir.
Tekrarda zamanlama önemlidir. Öğrenme ve hatırlamada aralıklı yapılan tekrarlar, bir defada çok yoğun olarak yapılan tekrarlardan çok daha etkilidir.
2. Kodlama - Anlamlandırma
Kodlama, işleyen bellekteki bilginin uzun süreli bellekte önceden var olan bilgilerle ilişkilendirilerek, uzun süreli belleğe transfer edilme sürecidir. Yani, öğrenilecek yeni bilgi ile bireyin önceki bilgileri arasında ilişkiler kurulması, yeni bilginin anlamlı hale gelmesini sağlamaktır.
Bazı bilgiler sadece tekrar etme ve ezberleme ile uzun süreli belleğe gönderilir. Ancak bilgiler anlamlı olarak kodlandığı takdirde daha kolay geri getirilmektedir.
Yeni gelen bilgi ile eski bilgi arasında ne kadar çok sayıda ilişki kurulursa, bilgi o kadar anlamlı hale gelmektedir. (Örnek: Ölçme dersinde hangisi güvenirliği etkiler diye sorulduğunda verilenlerin hangi hata türüne girdiğine bakmak)
Kodlama sürecinde dört temel öğe etkilidir.
a) Etkinlik
b) Örgütleme
c) Eklemleme
d) bellek destekleyici ipuçları kullanma
a) Etkinlik: Bilgiyi işleme kuramına göre öğrenen kendine gelen bilgiyi sünger gibi çekmez, uzun süreli belleğinde depolamak üzere kendine özgü bir şekilde, bilgiyi yeniden yapılandırır, organize eder. Bu nedenle bilgiyi işleme kuramının kalbidir. Bilginin alınması ve işlenmesinde bireyin yaptığı etkinlikler önem taşır.
Bu nedenle öğretmenler, öğrenme etkinlikleri sırasında öğrencilere daha aktif rol vermeli ve bilgiyi en iyi şekilde kodlamalarına yardım etmelidir. Öğrencileri aktif kılacak öğrenme etkinliklerine önem vermelidir.
Öğrenme etkinlikleri (Anlamlandırma stratejileri)
● Öğrencinin düşünmesini, analiz etmesini sağlayıcı soru sorma
● Dersin tanımlamalardan çok örneklerle işlenmesi
● Uygulama yapılması
● Problem çözmeye önem verilmesi
● Ezberlemeden çok anlamlandırmayı gerektiren izleme ve düzey belirleme testleri verilmesi
● Öğrencinin metni yorumlayarak kendi cümleleriyle ifade etmesi
● Konunun ana fikrini bulma ve özet yapma
● Soru yazma
gibi daha pek çok strateji vardır.
Öğrenme sürecinde öğrencinin aktif olması, bilgiyi anlamlı bir şekilde kodlamasına yardım eder.
b) Örgütleme: Bilgiler birbirleriyle ilişkisine göre ve bağlantısına göre gruplanır. Örnek: bireye verilen liste: Cetvel – yapıştırıcı – pergel – gönye – atlas – Türkçe sözlük – yazım kılavuzu – resim kâğıdı – elişi kâğıdı
Geometri dersi Türkçe Coğrafya Resim
Cetvel Yazım kılavuzu Atlas Resim kâğıdı
Pergel Türkçe sözlük Elişi kâğıdı
Gönye Yapıştırıcı
Etkinlikte olduğu gibi örgütlemede de birey, kendi bilgi yapısını aktif olarak kendisi oluşturmaktadır.
Örgütleme stratejileri
Büyük çocukların daha çok kullandığı yöntemlerdir. Küçük çocuklar daha çok tekrar yoluyla ezberlemeye yönelirler. Ayrıca genel yetenek düzeyi düşük öğrenciler de daha az kullanır. Yani örgütleme stratejilerinin kullanımında yaş ve genel yetenek düzeyi rol oynar.
1. Çizelge – tablo ve matrisler: Konuyla ilgili temel çerçeveyi veren tablolar, çizelgeler ve matrisler bilginin yapılandırılmasında, örgütlenmesinde, dolayısıyla da anlamlandırılmada önemli bir yere sahiptir.
2. Hiyerarşik yapılar (Kavram haritası): Kavramları aşağıdan yukarıya veya yukarıdan aşağı sıralamadır.
3. Ana hatlar
4. Grafikler
5. Modeller
c) Genişletme (Eklemleme): Yeni bilginin uzun süreli bellekte hazırda var olan eski bilgiyle ilişkilendirilmesi yoluyla yeni bilgiye anlam verme ve anlamı genişletmedir. Anlamı genişletme, zihindeki şemaların genişlemesini de sağlar. ÖR: birler basamağı büyük olan sayıdan küçüğü çıkarmayı öğrenen ilköğretim öğrencisi, birler basamağı küçük olan sayıdan büyük olanı çıkarmayı öğrenince çıkarma işlemi ile ilgili şemayı genişletmiş olur. Başarılı öğrenciler genişletme – eklemlemeyi daha sık kullanırlar.
d) Bellek destekleyici ipuçları kullanma: Örgütleme ve eklemleme çok güçlü kodlama türleri olmakla birlikte, tüm bilgiler örgütleme için elverişli olmayabilir. Ayrıca bazı bilgiler de tamamıyla yeni ve eskilerle tümden ilişkisiz olabilir. Bu durumda kodlama için bellek destekleyici ipuçları kullanmak gerekir.
Kapsam içerisinde doğal olarak bulunmayan ilişkileri, çağrışımları meydana getirerek kodlamaya yardım eden stratejilerdir. Eklemlemenin bir türüdür. Özellikle olgusal bilgilerin, sözcüklerin ve terimlerin öğrenilmesinde kullanılır. ÖR: anlamsız heceleri anlamlandırma, baş harfleri kullanma (Ağrıdan Buzullar Sürükleniyor) kafiye oluşturma vs.
Bilgiyi Uzun Süreli Bellekten Geri Getirme
Geri getirme, bilginin uzun süreli bellekten bulunarak açığa çıkarılması sürecidir.
Birçok bilim adamına göre uzun süreli bellekte unutma yoktur. Unutma denen olay bilgiyi geri getirmede başarısızlık olarak nitelendirilir. (Dilimin ucunda, tanıyorum ama nereden – Kitabın içinde herhangi bir bilginin yazdığı yeri hatırlayıp bilginin ne olduğunu hatırlayamama)
Geri getirmenin temel ilkesi etkili kodlamadır. Etkili şekilde kodlanmayan bilgi geri getirilemez.
İçinde bulunulan çevre koşulları geri getirmede rol oynayan bir diğer faktördür. (ÖR: Bir kişiyi iş ortamında tanımışsak, bir eğlence yerinde gördüğümüzde adını hatırlamayabiliriz. – Öğrencinin adını sınıftaki oturma yerine göre kodlarsak dışarıda unutabiliriz. – Guthrie’de benzer şekilde öğrenme ortamından bahsetmişti)
Başlıca geri getirme yolları
1. Bilginin öğrenildiği çevreyi ve kapsamı zihinsel olarak yeniden oluşturma
2. Olayı zihinsel olarak aşamalı bir şekilde yeniden yapılandırma (Kalemi bulmak için en son kullandığı anı hatırlamaya çalışmak)
3. Alfabeyi kullanma
4. Alt sorulara bölme
● Psikomotor beceriler bilişsel bilgiden daha kolay hatırlanır.

UNUTMA

Unutma, gereksiz bilginin uzun süreli belleğe gönderilmemesi, uzun süreli belleğin bilgi çöplüğüne dönüşmemesi için gereklidir. Ancak normal yaşamda ve okul yaşamında edinilen gerekli olan bilgiler de unutulur.
Duyusal kayda gelen bilgiye dikkat etmediğimizde çok çabuk yok olur. Kısa sürli bellekte ise birey bilginin farkındadır ve onunla çalışır. Gelen bilgi algılanmıştır. Ancak bilgi açık ya da örtük olarak tekrar edilmediğinde veya uzun süreli bellekteki bilgi ile ilişkilendirilmediğinde 20 sn içinde unutuluyor ve geri getirilmesi mümkün olmuyordu. Uzun süreli bellekte ise bilgi yok olmamaktadır. Ancak çeşitli nedenlerden dolayı bilgiye ulaşmak güç olmaktadır.
Unutmanın nedenleri
1. Öğrenilen bilgilerin kullanılmaması
2. Bireyi rahatsız eden olay ve nesneler unutulur
3. İyi öğrenilmeyen ve zihinde iyi yerleşmemiş bilgiler unutulur. (Karışma)
Karışma: Öğrenmenin meydana gelmesinden önce ya da sonra öğrenilen bazı bilgiler, o sıradaki öğrenmenin niteliğini düşürerek bilginin unutulmasına yani geri getirilememesine sebep olur. Kısa süreli belleğe yeni gelen bilgi, zihinsel olarak yeterince tekrar edilmeden hemen arkasından başka bilgi geldiğinde karışma meydana gelir.
4. Geriye ket vurma: Yeni öğrenilen bilgi, daha önce öğrenilen eski bilgiyle bazı bakımlardan karıştırılarak eski bilgiyi bozmaktadır. ÖR: Okuma yazma öğrenen bir çocuk “b” harfini öğrenir ancak “d” harfini de öğrenince “b”nin kullanımında tereddüt eder. Unutmada çok etkilidir.
5. İleriye ket vurma: Önce öğrenilen bilgi, sonra öğrenilen bilgiyi engellemekte, geri getirmeyi zorlaştırmaktadır. Ör: İngilizce öğrenirken sözcüklerin telaffuzunu yanlış öğrenen öğrencinin yanlışlarını sonradan düzeltmek oldukça zor olmaktadır.
İleriyi destekleme ve geriyi destekleme
Tüm öğrenmeler her zaman, önceki ya da sonraki öğrenmeleri engelleyici nitelikte karıştırıcı değildir. Çoğu durumda, önce ya da sonra meydana gelen öğrenmeleri destekleyici niteliktedir. ÖR: İtalyanca ile İspanyolca benzerdir. Önce İspanyolca öğrenmek daha sonra İtalyanca öğrenmeye yardım eder. Buna ileriyi destekleme denir.
Sonraki öğrenmelerin önceki öğrenmeleri desteklemesine ise geriyi destekleme denir. ÖR: Daha önceden integrali bilen öğretmen adayının, konuyu öğrencilere anlatırken daha iyi öğrendiğini söylemesi.
Unutmayı en aza indirme yolları
● Öğrenme stratejilerini etkili kullanma
● Karıştırılması muhtemel kavramların yakın zamanlarda öğretilmemsi
● Yeni bilgiler öğrenildikten sonra eski bilgileri tekrar etmek
● Benzer kavramları farklı teknik ve stratejilerle öğrenmek
● Öğrenmeden sonra izleme testleri ve alıştırmalar yapmak.
İçsel Bilişsel Süreçlerin Kontrolü
Yürütücü kontrol: Yürütücü kontrol sistemi, bireyin kendi öğrenmesinin iki temel yönünü kontrol etmesini sağlamaktadır. Bunlardan biri güdüsel süreçlerin kontrolü, diğeri ise bilgiyi işleme ile ilgili olan tüm süreçlerin kontrolüdür.
Güdüsel süreçler; herhangi bir şeyi elde etmeye niyet etme, onu elde etmeyi amaçlama durumudur ve bu bireyin kendisi tarafından kontrol edilen bir durumdur. ÖR: Saat 10’da derste olma amacı vs.
Bilgiyi işleme süreci; Bilginin alıcılardan duyusal kayda, oradan kısa süreli belleğe, kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe ya da tepki üreticilere verilmesi ve bilginin uzun süreli bellekten geri getirilmesine rehberlik edip bunları kontrol eder.
Yürütücü biliş: Bireyin kendi biliş sitemi, yapısı, çalışması hakkındaki bilgisidir. Yani bireyin kendi biliş yapısı ve öğrenme özelliklerinin farkında olmasıdır.
Biliş ile yürütücü biliş arasındaki fark şöyledir. Biliş, herhangi bir şeyin farkında olma, onu anlama iken yürütücü biliş, herhangi bir şeyi öğrenmeye, anlamaya ek olarak onu nasıl öğrendiğini bilmedir. Başarılı öğrenciler nasıl öğreneceklerini öğrenmiş olanlardır. Yani bu süreçleri etkili kullanabilenlerdir. Bu nedenle öğretmenler öğrencilerin yürütücü biliş becerilerini geliştirmelerine çalışmalıdırlar.
Bilişsel Öğrenme Türleri
Sözel bilgileri öğrenme
Birkaç kez tekrarlamakla öğrenilebilen bilgilerdir. Basit bir bilişsel öğrenme türüdür. Sözel bilgilerin öğrenilmesi kolay olduğu gibi unutulması da çok kolaydır. Basit olguları ve sözel zincirleri öğrenme olmak üzere iki türlüdür. ÖR: Yılın ilk ayının Ocak olduğunu bilmek basit olguları öğrenme, yılın aylarını sırasıyla bilmek ise sözel zincirleri öğrenmeye girer.
Kavram öğrenme
Kavram, aralarında belirli özellikleri paylaşan bir grup nesne veya olaya verilen semboldür. ÖR: Ağaç bir kavramdır. Çünkü çok sayıda nesneyi temsil eder. Yine kitap, insan, hayvan birer kavramdır.
Kavram öğretiminde kullanılan teknikler
1. Kavram analizi yapmak: Kavram adı
Kavramın tanımı
Kavramı örneklendirme
Kavrama örnek olmayanlar
Kavramın kritik özellikleri
2. Kavram haritaları oluşturmak: Bir kavramın kapsamına giren nesne ve olayların şematize edilmiş şeklidir. Kavramın somutlaştırılması ve görsel olarak öğrenilmesini sağlar.
İlke (Kural) öğrenme
Doğadaki bütün olay ve durumlar arasındaki düzenli ilişkileri belirten ifadelere ilke ya da kural denir. ÖR: Isınan hava genleşir. – Su 100 ºC’de kaynar
Herhangi bir ilke öğretiminde;
● İlkeyle ilgili problem belirlenir.
● Öğrencilerin çözüm önerileri geliştirmeleri istenir. (Hipotez)
● Hipotez test edilir.
● İlkeye ulaşılır.
● Değişik örnekler verilir.
Problem çözmeyi öğrenme
Problem çözmeyi öğrenme bilişsel öğrenmenin en üst düzeyidir. Problem, bireyin bir amaca ulaşma konusunda karşısına çıkan engellerdir. Birey bu engelleri aşmak için bilgi ve becerisini kullanır ve geliştirir.
J. Dewey’e göre problem çözme aşamaları
● Problemin farkına varma
● Problemi tanımlama
● Çözüm yolları geliştirme
● Çözüm önerilerini test etme
● Uygulama üzerinde çalışma
● Problemi çözme, sonuca ulaşma
Problem çözme yaklaşımları
Deneme-yanılma yoluyla problem çözme: Birey problem karşısında değişik davranışlarda bulunur. Bu davranışlardan başarıyla sonuçlananları öğrenilir diğerleri bellekten atılır. Anlamlı bilgilerin olmadığı ya da ön bilgilerin eksik olduğu durumlarda kullanılır.
Kavrama yoluyla problem çözme: Problemin parçaları arasındaki ilişkiyi bir anda kavrama şeklindeki problem çözmedir.
Hazır modeller yoluyla problem çözme: Bir problemin çözüm yolu öğrenilir ve bu çözüm yolu uzun süreli belleğe kaydedilir. Daha sonra benzer durumlarla karşılaşınca aynı yolu kullanarak problemi çözmedir.
Yaratıcı düşünme yoluyla problem çözme: Bireyin zihinsel gücünü kullanarak alışılmışın ve var olanın dışında yeni yollar bularak problemi çözmesidir.
Bilgiyi İşleme Kuramının Eğitim Açısından Değerlendirilmesi
● Öğrencinin dikkatini konunun üstüne çekmeye özen gösterilmelidir.
● Öğrencinin temel olan bilgiyi temel olmayandan ayırmasına yardım edilmelidir.
● Öğrencinin yeni bilgi ile eski bilgisini ilişkilendirmesine yardım edilmelidir.
● Örgütleme stratejilerini kullanmasına rehberlik edilmelidir.
●Soyut fikirleri somutlaştıracak örnekler verilmelidir.
● Öğrencilerin yeni bilgileri tekrar ederek ezberlemesini değil, bellek destekleyici stratejileri kullanarak öğrenmesine rehberlik edilmelidir.
● Ders sırasında aralıklı tekrarlara ve özetlemelere yer verilmelidir.
● Öğrencinin yürütücü biliş bilgisini geliştirmesine yardım edilmelidir.
● Yanlış ve eksik öğrenmeler zaman geçirilmeden düzeltilmelidir.

NÖROFİZYOLOJİK KURAM – DONALD OLDİNG HEBB

● Hebb’e göre davranışçıların savunduğu gibi beyin bir telefon santraline benzemez, onun gibi çalışmaz. Eğer bir telefon santrali gibi çalışsaydı beynin ön lobundan bazı dokular çıkarıldığında, o bölgeyle ilgili fonksiyonlar tamamen yok olurdu.
● Hebb’in ulaştığı bir diğer sonuç, genel yeteneğin kalıtımla belirlenmediği, yaşantı ürünü olduğudur. Ayrıca Hebb, genel yeteneği belirlemede çocuklukta kazanılan yaşantıların yetişkinlikte kazanılan yaşantılardan daha etkili olduğunu vurgulamaktadır.
● Hebb’in kuramı öğrenmeyi hem bilişsel hem de nörofizyolojik bir yaklaşımla incelemesinden dolayı önem taşımaktadır.
● Hebb’e göre iki tür öğrenme vardır. Birincisi ardışık safhaların olduğu çocukluktaki öğrenmeler diğeri ise yetişkinlikte gerçekleşen daha çok yaratıcılık ve içgörüye dayanan öğrenmelerdir. Yetişkinlikteki öğrenmeler çocukluktaki ardışık safhaların yeniden organizasyonudur.
● Öğrenmeyi insan beynindeki hücreler arasındaki sinaps bağlara göre açıklayan ve öğrenme sürecini beyin temelli olan yaklaşımdır. Herhangi bir öğrenmede sinaps bağlar arasında kurulan etkileşim önemlidir.
● İnsan beyni aynı anda birçok işlevi yerine getirebilir. Duygusal bellek, kısa süreli bellek ve uzun süreli bellekten bahseder.
● Öğrenmede duygular önemlidir.
● Öğrenmede beyin bir bütün olarak çalışır. (Sağ ve sol bölüm) Sağ bölümde matematiksel, mantıksal, sözel ve analitik özellikler, sol bölümde ise yaratıcı, sezgisel ve görsel özellikler bulunur ve öğrenilir.
● Beynin öğrenme gücü çok fazladır. Bazen amaçladığımız konuların yanında, amaçlamadığımız konuları da öğreniriz.

DUYUSAL (İNSANCIL) ÖĞRENME KURAMLARI
(MASLOW – ROGERS – KOHLBERG)

Gestaltı merkez alır. İnsanın doğuştan iyi olduğu ve ve yaşam boyu kendini geliştirme amacına yönelik hareket etmesi gerekliliğinden bahsederler. İnsanın doğasına iyimser bir bakış vardır.
Benlik kavramı
Kendimizle ilgili tüm düşünceler, algılamalar, duyular ve değerlendirmelerdir.
Özben: Bireyin gerçek benliğidir. Yeme, içme, cinsel gereksinimlerden oluşur.
Benlik tasarımı: Bireyin ulaşmak istediği ideal benliktir.
Fenomenal benlik: İyi, kötü, güzel ve çirkin gibi değerler bu benliğe aittir. (Kız, erkek, sarışın, esmer vs.)
Ayna teorisi: Bireyin kendisini algılayışı başkalarının kendini nasıl algıladığına bağlıdır. Birey benlik algısını oluştururken etrafı gözler ve bireylerin kendisi hakkındaki düşüncelerine bakarak benlik algısını oluşturur. Bu nedenle çocuklara kötü ifadeler kullanılmamalıdır. (geri zekâlı gibi)
Eğitim Açısından değerlendirilmesi (Öğretim İlkeleri)
● Eğitim benlik tasarımı oluşturmada öğrenciye destek olmalıdır.
● Öğrencilerin kendilerini değerli hissetmeleri ve kendilerine güvenmeleri için başarılı oldukları alanlarda sorumluluk verilmelidir.
● Ne öğreneceğine kendi karar vermelidir. (Tercihleri kendi yapmalıdır)
● Öğrenmede tehdit ve hata yapma korkusu bulunmamalıdır.
● Öğrenciler ilgi alanlarına ve yeteneklerine göre eğitilmelidirler.
● Ahlaki değerler tek bir derste değil tüm derslerin hedef davranışları arasında yer almalı, derslere serpiştirilmelidir.
● Eğitim öğrenci merkezli olarak düzenlenmelidir.
● Eğitim – öğretimin hedefi, bireyin kendini gerçekleştirmesini sağlamaktır.
● Bireyler olduğu gibi kabul edilmelidir. (Koşulsuz kabul)
● Öğrenciye değerli olduğu hissettirilmelidir.
● Sık sık empati ve sempati kullanılmalıdır.
● Öğrencilere saydamlık ilkesine göre davranılmamalıdır. Eğitimde saygı, empati ve dürüstlük ilkelerine dikkat edilmelidir.
● Öğretme ortamı düzenlenirken
— Öğrencinin bireysel özellikleri dikkate alınmalı (Hazırbulunuşluk, ilhi, tutum,zihinsel yetenekler, zeka, güdülenme, öz saygı vs.)
— Öğrencilerdeki doğal öğrenme isteği harekete geçirilmelidir. Konulara merak uyandırılmalıdır.
— Konuların yaşama uygunluğu ve kullanılabilirliği gösterilmelidir.
— Özgür bir öğrenme ortamı ve hataların kusur görülmediği bir öğretim ortamı yaratılmalıdır.
— Amaç öğrenmeyi öğretmek olmalıdır.
— Öğretmen öğrenciler için iyi bir model olmalıdır.