Reklam: Orhan Kıvılcım ile portreni yaptırmak ister misin? Web kameranı aç ve Orhan Kıvılcım tablonu yapsın. Şimdi tıkla.

Facebookda Paylas
English French German Italian Portuguese Russian Spanish

İsraf

Yirmibir yıl evveldi. Stockholm'e gitmiÅŸtim. Bir otele yerleÅŸtim. Geceydi. Sabahleyin traÅŸ olmak için lavobaya gittiÄŸimde, aynanın yanında ilginç bir yazı gördüm. Lütfen diyordu. TraÅŸtan sonra jiletinizi çöpe atmayın. Yanında bir kutu var, oraya bırakın. Bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayine yardımcı olun.

DoÄŸrusu hayretler içinde kaldım. ÇocukluÄŸumdan beri çelik eÅŸya denince akla İsveç çeliÄŸi gelir. Birçok eÅŸya üzerinde "İsveç çeliÄŸinden Yapılmıştır" diye yazardı. İşte o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.


İsveç'de zaman zaman belli belli periyotlarda radyolar, televizyonlar, basın bir haberi duyurur; ÅŸu tarihte, ÅŸu saatte adamlarımız gelecek, siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediÄŸiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete, kağıt, ambalaj, kutu varsa, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsveç'in kalkınmasına yardımcı olun. Fazla aÄŸaç ziyanına engel olun.

BeÅŸ yaşında idim. Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düÅŸtü. Babaannem eÄŸildi aramaya baÅŸladı. SaÄŸa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyor. Çocukluk iÅŸte, "aman babaanne dedim, bir pirinç tanesi için bu kadar çaba harcamaya, yorulmaya deÄŸer mi?" Rahmetli ilk defa sertleÅŸti bana karşı. Öfkeyle doÄŸruldu, " sen oturduÄŸun yerden ahkam kesiyorsun" dedi. "Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın teri, emeÄŸi, çilesi var biliyor musun?" Utancımdan kıpkırmızı oldum.

Aradan yıllar geçti. Huku fakültesi öÄŸrencisiyim. Alain'in proposallarını okuyorum. Birden irkildim, babaannemi hatırladım. Alain, bir insan yerde bir iÄŸne görüp de eÄŸilip almazsa, bütün uygarlığa ihanet etmiÅŸ olur diyordu. İlave ediyordu, bir iÄŸnenin üretiminde binlerce insanın alın teri, göz nuru, el emeÄŸi vardır.

Japonlar son derece sade, basit, yalın ve mütevazi yaÅŸayan insanlardır. Evlerini mobilya ile, eÅŸya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiÅŸ, hayatın manasını anlayamamış zavallı kimselerdir. Böyleleriyle zavallı, evini mezat salonuna çevirmiÅŸ diye eÄŸlenirler. Bir insanın gösteriÅŸ için, eÅŸyanın esiri olması ne kadar acıdır.

Vaktiyle Japon ekonomisi bir darboÄŸazdan geçer. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aÅŸar. Zamanın baÅŸbakanı meclisi toplar. Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığıyla ve tehlikeleriyle anlatır. "Åžu andan itibaren" der."Tanrı ÅŸahidim olsun ki japonların iç ve dış borçları son kuruÅŸuna kadar ödenmeden pirinçten baÅŸka bir ÅŸey yemeyeceÄŸim. Bu üstümdeki elbiseden baÅŸka bir elbise giymeyeceÄŸim." Dediklerini yapar. En üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek bir istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok. Geçenlerde Japon İmparatorunun sarayını gördüm. Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazi, ne kadar gösteriÅŸten uzak...

GerekmediÄŸi halde elektriÄŸi yakmakla, musluÄŸu kapatmayarak suyu boÅŸ yere akıtmakla, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediÄŸimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına girmiyor muyuz..? Hayat çok ince, akıl almaz incelikte ipliklerle örülmüÅŸtür. Her ÅŸey o kadar birbirine baÄŸlıdır ki, ilkokul okuma kitabımızdaki bir sözü unutmadım.., "Bir çivi nal kaybettirir, bir nal bir atı, bir at da orduya savaşı.." diyordu. Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin ister fakir olalım, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Bunda parayı da, maddiyatı da aÅŸan büyük bir edep ve incelik vardır.

http://www.ugk.com.tr