Konu
David Lynch’ten bahsederken bahsedilmese olmaz üç-beş şey vardır
kuşkusuz; banliyö hayatının cehennemvari tasviri, kapı komşunuz
olabilecek psikopatlar silsilesi, bastırılmış dürtüler ve onların
günlük hayattaki tezahürleri... 1999’da The Straight Story vizyona
girdiğinden beri, bütün bu sayılanlara bir de çim biçme makinesi
eklendi. Tüm zamanların bu en yavaş ve en az olaylı yol filminde sizi
bekleyen Alvin Straight’in ve aksıra tıksıra yoluna devam eden çim
biçme makinesinin ardında eyalet aşırı bir yolculuktan fazlası değil
görünürde. David Lynch’in Disney stüdyolarından çıkan ve bu özelliğiyle
pek çoklarının bıyık altından gülmesine sebep olan filmi ilk bakışta,
çok hasta, yaşlı bir adamın kavgalı olduğu için yıllardır görmediği
kardeşinin felç geçirdiğini duyunca onun yanına gitmek için yola
düşmesini anlatan, çoluk çocuk izlenebilecek bir aile seyirliği… Ama
daha yakından bakınca, insan doğasının karanlık tarafının sonbaharın
parlak renkleriyle ustaca gizlenmiş bir portresiyle de karşılaşmak
olası. Eh, nihayetinde bir David Lynch filmi izliyoruz.
Hasat ertesi sonbaharda, bir ayağı çukurda Alvin’in kavgalı olduğu
kardeşiyle görüşmek üzere çim biçme makinesine atlayıp teptiği miller,
klişeye sığınırsak, bir iç yolculuğun, bir kendiyle hesaplaşmanın da
mihenk taşları aslında. James Joyce ve Henry James gibilerin ellerinde
şekillenen modern edebiyat, birinci tekil anlatımın ne kadar tehlikeli
bir yol gösterici olduğunu, gerçekleri biraz çarpıtarak ana karakteri
ve olayları algımızla nasıl da oynanabileceğini göstermişti bize.
Straight Story’de de, Alvin’in yol boyunca karşılaştığı yabancılara
anlattığı hikâyelere özen gösterecek kadar dikkatli olursak bizi ilk
bakışta gözümüzden kaçanlardan oluşan, daha büyük ve daha zengin bir
resim bekliyor. Üstelik sonbaharda, mevsimin hüznüne yakışan parlak
günbatımları eşliğinde, sonsuza kadar uzanıyormuş gibi görünen
yollarda, John Ford’u kıskandıracak bir zarafetle tadı çıkarıla
çıkarıla çekilmiş, Angelo Badalamenti’nin müziğiyle tadından yenmez
hale gelmiş yolculuk sekanslarıyla, teknoloji bombardımanıyla
hasarlanmış sinemasal belleğimize pansuman yapmayı da unutmuyor Lynch
usta. Filmografisinin bu görünüşte en ayrıksı parçasıyla, insanlığa,
yaşlılığa, aileye ve bağlılığa dair tespitler yapmaktan ödün vermeyerek
üstelik.
Sonuç olarak elimizde, upuzun tek bir gün batımında çekilmiş gibi
görünen, insan hayatının belki de perdeye en az aktarılan bölümüyle
ilgili bir film var. David Lynch filmlerinin bizim yabancısı olduğumuz
bambaşka bir evrende geçtiğini varsayarsak, Lynch evreniyle bizimki
arasında bir çeşit geçiş filmi The Straight Story. Göründüğü gibi
olmayan bir adamla ilgili, göründüğü gibi olmayan bir film.
Ancak daha fazlasını açık edersem sinema tanrıları çarpar beni. O
yüzden niyetim uyarmak sizi; David Lynch filmi izlediğinizi unutmamak
en iyisi.
Seda Artar
http://www.filmcenter.boun.edu.tr/Links/Sinefil/2006/2/Straight_Story.pdf
Afiş ve Filmden Kareler
| < Önceki | Sonraki > |
|---|