Reklam: Orhan Kıvılcım ile portreni yaptırmak ister misin? Web kameranı aç ve Orhan Kıvılcım tablonu yapsın. Şimdi tıkla.

Facebookda Paylas
English French German Italian Portuguese Russian Spanish

Dönersen Islık Çal

Yönetmen : Orhan Oğuz
Oyuncular : Fikret Kuşkan - () Mevlüt Demiryay - () Menderes Samancılar - () Derya Alabora - ()
Senaryo : Cemal Şan Nuray Oğuz
Yapımcı : Uğur Film (Memduh Ün). Kültür Bakanlığı katkılarıyla.
Görüntü Yönetmeni : Orhan Oğuz
Müzik : Onay Oğuz
Sene : 1992
Ödüller : SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) 1993 seçimlerinde Derya Alabora "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu", 7. Adana Altın Koza Film Festivali'nde (1993) Mevlüt Demiryay "Jüri Özel Ödülü", ÇASOD (Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği) (1993) seçiminde Fikret Kuşkan "En İyi Erkek Oyuncu", Kültür Bakanlığı "Sinema Başarı Ödülü" (1993).

donersen.jpg

KONU :

Beyoğlu'nun arka sokaklarında barmenlik yaparak yaşamını sürdüren bir cüceyle, fahişelik yapan bir travestinin dramatik öyküsü. Toplumun dışladığı bu iki marjinal tipin tanışması karanlık ve pis sokakların birinde gerçekleşir. Cüce (Mevlüt Demiryay), iş çıkışı evine dönerken, sokak serserilerinin saldırdığı ve gerçek bir kadın sandığı travestinin (Fikret Kuşkan) hayatını kurtarır. Gerçekte onu kurtaran, cücenin, o tehlikeli sokaklarda ve gecenin karanlığında kendisini korumak için boynunda taşıdığı düdüktür. Düdük seslerini duyan serseriler kaçıştıktan sonra, travestiyi evine alır. Ne var ki, evinde misafir ettiği "kadın"ın aslında bir erkek olduğunu anlayınca büyük bir şaşkınlık geçirir. Ama, yaşamını tek başına, yalnızlığını ise balkonundaki köpekleri ve boynundaki düdüğüyle paylaşarak sürdüren cüce ile, başlangıçta iğrendiği, nefret ettiği travestinin arasında duygusal bir dostluk gelişecektir. Bu güzel dostluk ne acıdır ki, o çirkin dünyanın, sonunda onları birbirlerinden ayırana dek sürecektir...


23 Nisan günü gösterimde Orhan Oğuz'un "Dönersen Islık Çal" filmi vardı. Ve o günkü filmin davetiyelerinin bir kısmı da tümüyle tesadüf eseri iki okulun okul aile birliklerine verilmişti.

Okul aile birliği yöneticileri de filmin içeriğini düşünmeden ya da araştırmadan "23 Nisan etkinliğidir , gidin kültür sarayında çocuklarınızla film izleyin " diye, davetiyeleri öğrenci velilerine vermiş.

Filmin başlamasından beş dakika sonra bir cüce ile bir travestinin hikayesinin konu edinildiğini gören öğrenci velilerinin bir kısmı salondan ayrılıp, basıyorlar yaygarayı : Vay siz misiniz çocuklarımıza porno film izlettirenler, diye.

Ve tam da o anda tesadüf! bu ya fuayede olan Cihan haber Ajansı'nın acar muhabiri, mal bulmuş mağribi gibi atlıyor haberin üstüne. Tümüyle bir kısım izleyici tepkisiyle oluşan bir haber çıkıveriyor ortaya. "23 Nisan'da çocuklarımıza porno film izlettiriyorlar."

Filmin hikayesi

Oysa film tümüyle insani ve toplum dışına itilmiş, etraflarına duvarlar örülmüş iki dışlanmış insanın, bir travesti ile bir cücenin insani dayanışmasını hikaye ediyordu. Ama bu hikaye izleyici velilere yetmemişti işte!

Onlar alışmıştı pembe renkli Pamuk Prenses ve Yedi Cücelere. Bu filmdeki cüce belki aynı cüceydi, ama prenses değişmişti işte. Çocuklarını bu telaşla filmden uzak tutmaya çalışanlar aynı duyarlılığı evlerinde çıtır-çerez yerken ailecek (!) televizyon izlemede gösterebiliyorlar mıydı? O soru orta yerde duruyordu.

"Dönersen Islık Çal" filmini porno film diye ana haber bültenlerine yerleştiren bilumum özel ulusal televizyon kanalları daha birkaç ay önce yine aynı filmi kendi kanallarında göstermemişler miydi?

Gazetecilik etiği

Bu ne menem bellek yetimiydi ki? Ve bu ne biçim gazetecilik etiğiydi? Haberin en basit ilkesi, abc'si bile bu tip haberlerde tarafları konuşturmak ilkesinden yola çıkmıyor muydu? Neredeydi peki Vakıf yöneticileri? Ya da Tiyatro veya Kültür Müdürlüğü ilgililerinin görüşleri?

Hadi diyelim muhabir böyle bir iş yaptı, haberin merkezindeki bu haberi kullanan atv, kanal D ve diğer medyatörler açıp yerel temsilciliklerinden işin doğrusunu öğrenemezler miydi ?

Şans işte; Maaz Allah 22 Nisan'a, bir gün öncesine denk gelseydiler bu celali medyatörler. Zeki Demirkubuz'un bir fahişeye ölümüne aşık bir kadın satıcısını anlatan "Masumiyet"ini fark edecek ve belki de Demirkubuz'u da medyaya gammazlayıp "İtiraf" ve "Yazgı"nın uluslararası çıkışının önünü keseceklerdi! Ve daha altı ay önce bu filmlere alkış tutan ve Zeki Demirkubuz'la beş saat kesintisiz söyleşi yapan aynı Diyarbakır seyircisi değil miydi? Ve aynı Diyarbakır Kültür ve Tanıtma Vakfı değil miydi yine evin sahibi...

Bu filmler Kültür Bakanlığı'nın arşivinden seçilmemiş miydi? Ve bizzat Bakanlık görevlisi tarafından seyirciye izlettirilmemiş miydi? Ve daha tepkili veliler fuayede kızgınlıklarını dile getirmeye çalışırken yer bulamadıkları için bekleyen dışarıdaki izleyiciler boşalan koltukları doldurmamışlar mıydı? Tabii bunlar sansasyonel değildi. Haber değeri de yoktu.

Ama bunun burası medyaydı işte. Yapardı. İnfaz ederdi. Ve olurdu. Sonrası mı ? Sonrasını düşünmeyin canım.. Nasıl olsa birileri ayıklardı pirincin taşını... (ŞD/NM)

( 1 Vote )