"Bir miktar delilik karışımının bulunmadığı mükemmel ruh yoktur”
Aristo
Özürlülere adanmış ilginç ve bir o kadar da ibretli hikâyeler ve özel fıkralar; telif, derleme, uyarlama ve ÅŸahsî gözlemlerin karışımından oluÅŸan, hem düÅŸünmeye, hem de gülümsemeye davet eden bir çalışmadır. DüÅŸünürken bazen aÄŸlatan, bazen güldüren, aÄŸlarken veya gülerken düÅŸündüren mizahî hikâyelere her zaman ihtiyaç duyarız.
Ancak belirli bir sosyal kesimi sınırsız ve ölçüsüz bir ÅŸekilde mizah konusu yapmak, aslında birçok riski de beraberinde getirir. Muhataplarımızın hassasiyetini ve özel durumlarını dikkate almadan, sonu nereye varacağını hesap etmeden onların üzerinden ve onlara yönelik hikâyeler uydurmak ve fıkralar üretmek, ötekileÅŸtirmenin ve dışlamanın baÅŸka bir çeÅŸidi de olabilir. Bu kaygıları taşıyan sosyal duyarlı insanlarımızla aynı fikirde olduÄŸumu söylemek isterim.
Bu tehlikeyi açıkça kabul etmekle birlikte özürlülük gibi ciddî bir sosyal meseleyi, mizahî boyutuyla da ele almanın faydalarını göz ardı etmemek gerektiÄŸini düÅŸünüyorum. Özürlülerin dünyasına anlamlı ve güzel boyutlar kazandırabilen her türlü nükteli açıklama ve izah, özürlü olanların ve olmayanların meseleye farklı bakış açışı kazanıp, zihinlerindeki düÅŸünce ufkunu açabileceÄŸi gibi, psikolojik rahatlamanın önündeki engelleri de ortadan kaldırabilir. Özellikle özürlüler, içinde bulundukları ortamın espritüel (manevî-ruhî) bir boyutunun da olduÄŸunu fark edebilmeleri hâlinde kendi ruh âlemleri ile daha barışık olabilir. Bu gibi özürlüler, kendi hallerini ÅŸikâyet etmek bir yana, bakış tarzlarını deÄŸiÅŸtirerek nükte ve latife kültürüne de önemli katkıda bulunabilir. Dolayısıyla yorucu iÅŸleri, ciddî ve sıkıcı konuları bazen bir yana itmek suretiyle nüktedanlık etmek, fıkralar anlatmak hem özürlüleri, hem de özürlü olmayanları ferahlatır.
HoÅŸ vakit geçirmenin, eÄŸlenmenin ve dinlenmenin ötesinde bu kitabın bir baÅŸka amacı daha vardır. O da, mesaj yüklü hikâye, bilmece ve fıkralarla özürlü olmayanların da özürlülerin dünyasına girmesini saÄŸlamaktır. Sosyal uyum ve kaynaÅŸma, tek taraflı bir süreç deÄŸildir. Özürlülerin toplum hayatına uyum saÄŸlayabilmeleri, özürlü olmayanların kalplerini özürlülere yöneltmeleri ile mümkündür. Özürlü olanlarla olmayanlar arasında saÄŸlıklı köprülerin kurulması, etkili iletiÅŸimin ve toplumsal dayanışmanın oluÅŸturulması, sıkıcı akademik izahlardan ziyade bazen mizahî yöntemlerle de mümkün olmaktadır. Umarım özel seçilmiÅŸ engelli hikâyeleri ve özürlü fıkraları bu amaç doÄŸrultusunda etkisini gösterir.
Özürlülerin psiko-sosyal durumlarını dikkate alan hikâye ve fıkraların, toplum içindeki uyum meselelerinin çözümüne katkı saÄŸlayacağını düÅŸünmekteyim. Hayatın bütünlüÄŸü çerçevesinde özürlülerin de fıkraların içinde yer alması, aslında normalleÅŸme sürecinin bir baÅŸlangıcı olabilir. Nasıl ki Karadeniz ve Laz fıkraları, hayatımıza neÅŸe katıyor ve kimse de bundan alınmıyorsa, özürlü fıkralarını da hayatımızın bir parçası hâline getirmeliyiz. Ne kadar çok özürlü fıkrası bilinirse ve anlatılırsa, özürlüler o kadar çok gündemde kalacaktır. Tabiî ki sadece fıkralarla özürlülerin toplum içindeki sorunları çözülemez. Ancak, bu fıkralar sayesinde, özürlülere karşı sosyal duyarlılığın artması hâlinde, birçok sorun da temelinden çözümlenmiÅŸ olacaktır.
Kitabımızın birinci bölümünde geçmiÅŸten bugüne ait çoÄŸu gerçeÄŸe dayanan düÅŸündürücü hikâyeler mevcuttur. İkinci bölümde ise beÄŸeni ile okuyacağınızı umduÄŸum birbirinden güzel fıkralar mevcuttur. Dikkatli okuyucularımız, bunların sadece fıkra olsun diye de yazılmamış olduÄŸunu hemen anlayacaktır. Belki içlerinden bazıları, sadece biraz tebessüm etmek için bir iÅŸe yarayacaktır. Ama ÅŸunu unutmamak gerekir ki; içi bütünüyle boÅŸ olan fıkralar, kiÅŸiyi boÅŸluÄŸa, orta halli fıkralar bazen zihin karışıklığına, derin fıkralar ise çoÄŸu zaman doÄŸruyu yakalama açısından hakikate götürür.
Kitabımızda içi boÅŸ fıkraların olmadığını ümit ederim. Orta halli fıkraların az, içi dolu derin fıkraların da bolca olduÄŸunu düÅŸünüyorum. Ama bunun deÄŸerlendirilmesini nihayetinde okuyucumuz yapacaktır elbette. EÄŸer bütün gayretlerime raÄŸmen yine de içi boÅŸ olan fıkraların olduÄŸu düÅŸünülürse, okuyucularımızdan af diler, daima yapıcı eleÅŸtirilerini beklerim. Yazılanların doÄŸru okunması, verilmek istenen mesajlarla hayata olumlu deÄŸerlerin kazandırılması hâlinde bu kitabın yazarı kendini bahtiyar hissedecektir.
Ali Seyyar
Sakarya-Mart 2006