Reklam: Orhan Kıvılcım ile portreni yaptırmak ister misin? Web kameranı aç ve Orhan Kıvılcım tablonu yapsın. Şimdi tıkla.

Facebookda Paylas
English French German Italian Portuguese Russian Spanish

Mavi Çocuk

Henry Bauchau
Metis Yayınları

 mavi_o

 

 

 

Mavi Çocuk , ruhu ağır yaralı ergenlik çağında bir çocuk ile tedavisini üstlenen bir psikanalistin, psikozun labirentlerinden sanat yoluyla bir çıkış aramalarının uzun ve sancılı sürecini anlatıyor: Ruhunu kaygı ve korku ele geçirmiÅŸken, hezeyanın fırtınaları zihnini oradan oraya savururken huzur bulmak için sığınılacak bir "Cennet Adası" yaratmanın..

Kafanın içindeki ÅŸeytanları ve canavarları resim ve heykel yoluyla dışarı çıkarmanın.. "Normaller"in dünyasında bir "engelli" olarak kendini var etmenin.. Nihayet, sanatın ve hayatın engellerle dolu yollarında "ben" olarak yürümeyi göze alabilmenin hikâyesini..

Yazar bu son romanının konusunu mitolojiden değil şimdiki zamandan alıyor ancak temalarının temel vurgusu değişmiyor: Hayatın acıları ve şifa bulma...


OKUMA PARÇASI
.s. 24-27.

(...)
Ertesi gün Orion'la çalışmam baÅŸlıyor. Benimle tek başına, küçücük çalışma odamda güvende olmaktan memnun. YavaÅŸ yavaÅŸ birbirimize alışıyoruz. Kolay olmayacağını hemen fark ediyorum. Dikkatli ve iyi niyetli ama kesintisiz bir çeyrek saatten fazla bir noktaya yoÄŸunlaÅŸamıyor. Daha sonra konu veya faaliyet deÄŸiÅŸtirmek gerekiyor.
Yorgun olduÄŸunu görüp ona resim çizmeyi önerdiÄŸim ilk seferinde, "Artık resim dersinde," diyor.
Her zaman olduÄŸu gibi kurala uygun davranmamaktan korkuyor. Hem derste, hem benimleyken çizebileceÄŸini hatırlatıyorum. "Toplantıda duymadın mı?"
"Hayır, duyulmadı, korkuldu."
"KorktuÄŸun neydi?"
"Paris şeytanının ışınlarından korkuldu, onların etrafta kıvılkıvıllaştığı hissedildi, ama doktorlar ve sen orada olduğundan başarılı olamadılar."
Orion'un kelime daÄŸarcığına ve kendisinden inatla zamir kullanmadan, edilgen çatıda bahsetmesine alışmam lazım. Soru sormamaya alışmam lazım. Ona büyük boy bir kâğıt ve boya kalemleri veriyorum. Kalemlerden bazılarını eline alıyor, bakıyor, kâğıda bakıyor. O da benim gibi mi acaba, çizgisini bulana kadar beklemesi, acele etmemesi mi gerekiyor? Bir kalem seçti, onun ne yaptığına, bir ÅŸey yapmayışına bakıyorum ve bir ÅŸeylerin yavaÅŸ yavaÅŸ ortaya çıktığını görüyorum.
"Bir ada sanki..."
Karşılık vermiyor, gülümsüyor, iÅŸine dalıyor, gömülüyor. Ada bir önceki kadar, masmavi ve sapsarı olan kadar güzel olmayacak, zira çok farklı renkler kullanıyor. Ne gam, mademki kendini ifade ediyor ve mutlu besbelli. Uzun süre mutlu olmaya hakkı yok zira birden başını kaldırıyor ve biraz korkuyla ÅŸöyle diyor:
"Dikte..."
"Yarın, sen resmine devam et."
"Annem her gün bir dikte yapılması gerektiÄŸini söylüyor."
Mutluluk ânı uçup gidiyor, gözlerinde kaygı beliriyor. Ona dikteyi yaptırıyorum, iç çekiyor, yazdıklarını sık sık karalıyor, bittiÄŸinde bana uzatıyor. "Yanlışları kırmızı kalemle iÅŸaretle."
İşaretliyorum, kâğıdı ona uzatıyorum. Üzüntüyle kâğıda bakıyor ve kendisine ait olmayan bir sesle: "Ne çok yanlış, ne çok yanlış!" diyor.
"Kim diyor bunu?"
Cevap vermiyor, ayağa kalkıyor. "Gitme vakti, efendim."
Gerçekten de teneffüs saati, bu süre boyunca gidip öÄŸretmenler odasının kapısına dayanacak ve bu merkezi noktada arkadaÅŸlarının ÅŸakaları, tehditleri ve hainliklerine maruz bırakacak kendini.
Ertesi gün gelir gelmez bir gün önceki dikteyi uzatıyor: "Tekrar yazıldı. Bir daha yaptırır mısın?"
Dikteyi baÅŸtan alıyorum, ağır ağır dikte ediyorum, yanlış yaptığı kelimelerin üstüne hafifçe basarak okuyorum. Zorlanıyor, kelimelerin üstünü çizerken iç çekiyor, terliyor. On dakika sonra artık dayanamıyor, ona acıyorum: "Duralım, yorgunsun, daha sonra tekrar baÅŸlarız." Kâğıdını uzatıyor, derken, aniden fark ettiÄŸi bir ÅŸeymiÅŸ gibi:
"Korkuluyor... yanardaÄŸlardan korkuluyor...?"
"YanardaÄŸlar..."
"Kafamın içindekiler. Ne çok yanlış! Ne çok yanlış! diye haykırıyorlar. Neden? diye bağırıyorlar. Sonra da: Nasıl? diye. Ve Nedenasıl ve Nasılne! Sonra da hiçsin, hiç, canına okuyacağız! diye. O zaman her yerden fokurköpürüyor."
Ter içinde, gözleri parlıyor, gözkapakları oynuyor, daha konuÅŸacak ama nereye kadar? Vücudu dayanacak mı? Öyle huzursuz ve gergin ki. Devamlı bir çabanın bedeli çok büyük, çok ağır olmayacak mı? Hem sen psikoz konusunda o kadar çok ÅŸey bilmiyorsun. Devam etmeli mi? Onun gibi, içimden ÅŸu cevabı veriyorum: Bilinmiyor. O sırada, aklıma adası geliyor yeniden. Evet, devam etmeli ama baÅŸka bir yoldan. KonuÅŸmak onun için hâlâ öyle zor, öyle belirsiz ki. "Ada resmine tekrar baÅŸlasan mı?" demeyi göze alıyorum.
"Dün atölyede bırakıldı."
"Birlikte almaya gidelim."
KabuÄŸuna çekiliyor, korkuyor. Zayıf bir sesle, "Hayır, yalnız sen," diyor.
Hızla kalkıyorum ve koridorların dehlizinden geçerek atölyenin kapısına varıyorum. Allah kahretsin, kapalı! Aceleyle Orion'un yanına dönüyorum, hâlâ sandalyesinin üstünde büzülmüÅŸ halde. Önüne bir kâğıtla boya kalemleri koyuyorum.
"Kapı kapalı, anahtarı bulmaya çalışacağım. Sen bu arada baÅŸka bir resme baÅŸla."
Sekreterlerde anahtar yok, zaman çizelgesine bakıyorum, sanat öÄŸretmeni Bayan Darles'ın gelmediÄŸi gün bu. Anahtarı yanına aldı herhalde. Aceleyle geri dönüyorum. KorktuÄŸum gibi, Orion büyük bir krizin bütün semptomlarını ÅŸimdiden gösteriyor, gözlerini kırpıştırıyor, kollarını çırpıyor, birazdan zıplamaya baÅŸlayacak, sonra gerisi gelecek.
"Resmimi almadın mı? Sakladılar. Çaldılar!"
"Hayır, hayır, kimse alamazdı, kapı kapalı, Bayan Darles anahtarı yanına almış."
Onu oturtuyorum: "Burada, küçük çalışma odamızda rahatız. Yeni bir resme baÅŸla."
"Ne yapılacağı bilinmiyor. Kafanın içinde hiçbir ÅŸey yok."
Tekrar kalkıyor, sandalyesini itip düÅŸürüyor ve beni görmeden bana bakarak olduÄŸu yerde zıplamaya baÅŸlıyor. Buna alışık deÄŸilim, paniÄŸe kapılıyorum, ama en çok, Amma da baÅŸlangıç! diye düÅŸünüyorum. Daha ilk günden herkesin haberdar olacağı büyük bir kriz. Bunu da amma mesele yaptı ha! diye düÅŸünecek bazıları ÅŸüphesiz. Ama onlar daha önce tek baÅŸlarına bu yaÅŸta bir gencin böyle bir kriziyle baÅŸa çıktılar mı? Sizinle üç aylık bir deneme yapalım kararının içerdiÄŸi tehdidin iÅŸlerinin üzerine çöktüÄŸünü hissettiler mi?
Orion gittikçe çılgına dönüyor, ben de; tam o sırada aklıma ona gösterdiÄŸim labirent resimleriyle nasıl ilgilendiÄŸi geliyor. Neredeyse çığlık çığlığa, "Labirent, Orion, bir labirent yap!" diye bağırıyorum.
Bu kelime onu tam on ikiden vuruyor adeta. Zıplamayı kesiyor, beni görüyor, bu da onu yatıştırıyor. Sandalyesini yerden kaldırıyorum, masaya oturuyor, kâğıdını görüyor, kalemlerini. Artık korkmuyorum, tekrar ediyorum: "Bir labirent yap!"
(...)



Son Güncelleme: Cuma, 18 Ağustos 2006 04:28