Reklam: Orhan Kıvılcım ile portreni yaptırmak ister misin? Web kameranı aç ve Orhan Kıvılcım tablonu yapsın. Şimdi tıkla.

Facebookda Paylas
English French German Italian Portuguese Russian Spanish

Yusuf ÖZBEK

Cehennemi yaşadı, Canan ile Cenneti buldu

Yusuf Özbek'in çalıştığı gemide kopan halat bacağını da götürdü. Bacağı yerine dikildi ama iki gün sonra 17 Ağustos depremiyle hastane başına yıkıldı. Yusuf Bey yaşadığı trajedilerin ardından Datça'ya yerleşti, yeniden yaşamı sevdi ve âşık oldu. Şimdi 'Canan'ıyla evlenmek için gün sayıyor.

İstanbul Beykoz’da 1950 yılında dünyaya gelen Yusuf Özbek’in hareketli bir yaÅŸamı vardı. Profesyonel olarak tango yapıyor, daÄŸa tırmanıyor, yüzüyordu. YaÅŸadığı talihsiz kazanın olduÄŸu güne kadar…

Yusuf Bey’le Üsküdar’daki evinde görüşüyoruz ama O artık Datça’da yaşıyor. YaÅŸamını engelli olarak devam ettireceÄŸi gerçeÄŸiyle yüzleÅŸtikten sonra önce kendine, sonra herkese tek başına yaÅŸamını sürdürebileceÄŸini gösterebilmek için Datça’ya yerleÅŸtiÄŸini anlatıyor. Üsküdar’daki evde, taze demlenmiÅŸ çaylarımızı içerken, Yusuf Bey’in aÄŸzından onun hikâyesini dinliyoruz.

yusuf3Hikâye ÅŸu: Yusuf Bey, gemilerde güverte sorumlusu olarak çalışıyor. Kaza günü de Yusuf Bey’in çalıştığı gemi İstanbul’da limana yanaşırken aniden bir rüzgâr çıkıyor. Gerisini Özbek’ten dinliyoruz: “Öteki gemilerin üzerine sürüklenmemek için demir atmak zorunda kaldık. Bizi limana yanaÅŸtıran römorköre verilen halat çürük bir halattı. Gemi sorumlusuna yeni bir halat vermesi için defalarca yalvarmıştım. Halatın üzerinde dört tane ek vardı; biliyorum çünkü üçünü ben yapmıştım. Römorköre verilen halatın, geminin miçosunun bacaklarının arasından geçtiÄŸini fark ettim. Halatın kopacağını anladım ancak gürültüden çocuÄŸa sesimi duyuramadım. KoÅŸarak çocuÄŸu kenara ittim, ardından tüfek patlaması gibi bir ses duydum. Havada takla atarak yere düştüğümde sol bacağım kopmuÅŸ, az ileride duruyordu. Her tarafı kırılmış olan saÄŸ bacağımın üzerinde sol bacağımı almaya gittim. Sıkı sıkı tuttum ayacığımı… Ama bir süre sonra, aşırı kan kaybından bilincimi kaybettim. ArkadaÅŸların anlattığına göre o durumda saatlerce ambulans beklemiÅŸim.”

Ambulansın gelmesiyle ne mi oluyor? Ambulans görevlileri Yusuf Bey’i kısa bir muayeneden geçirdikten sonra, özel bir hastanen morguna doÄŸru yola çıkıyorlar. Avcılar’daki hastanenin morg görevlisi bir mevtaya uygulanacak son iÅŸlemleri uygulamadan önce, son bir kontrol yapıyor. Kirpiklerine dokunduÄŸunda, Yusuf Bey’in göz kapakları istemsiz olarak hareket edince, hemen ameliyata alıyorlar. 14 saat süren baÅŸarılı ameliyatın ardından, Yusuf Bey’in kopan bacağı yerine dikiliyor, diÄŸer bacağındaki kırıklar alçıya alınıyor.

Yusuf Özbek, ameliyattan iki gece sonra, hasta yatağında yaÅŸadığı travmayı atlatmaya çalışırken birden yer sallanmaya baÅŸlıyor ve hastane yerle bir oluyor: 17 AÄŸustos depremi.  Yusuf Bey, enkazın altında yaÅŸadıklarını ve kurtarılma anını anlatıyor: “Enkazın altında, yattığım yerden kırmızı giysili adamları görüyordum. Ama ne onların sesini duyuyor, ne de beni kurtarmaları için seslenebiliyordum.  Üzerimdeki moloz parçalarından birini alıp, karyolanın demirine vurmaya baÅŸladım. O arada kendimden geçmiÅŸim.” Kurtarma görevlileri Yusuf Bey’i duyup enkazdan çıkarıyorlar, ama 14 saat süren çabalarla yeniden yerine dikilmiÅŸ olan bacağı olmadan… Sonra… Sonrası tekrar ameliyat, tekrar kopan bacağın yerine dikilmesi, yerine dikilen bacağın kangren olması, biraz kesilmesi, sonra tekrar kangren, tekrar biraz daha kesilmesi…

Başına gelen onca talihsizlikten sonra yaÅŸamdan vazgeçmeyi bile düşünüyor Yusuf Özbek. Ama o kadar güçsüz ki…

“50 YTL hiç bitmedi”

Yusuf Bey’in eÅŸi yıllar önce bir kazada hayatını kaybetmiÅŸ. YaÅŸlı bir annesi, iki de kızı var. Ancak o, herkesi bırakıp Datça’ya yerleÅŸiyor. “Çünkü tek başıma ayakta kalabileceÄŸimi çevreme ve kendime kanıtlamak zorundaydım. Sadece bunu kanıtlamak için çok sevdiÄŸim insanları geride bırakıp yalnız yaÅŸamayı seçtim. Tek başıma ayaÄŸa kalkmaya, ayakta durmaya, yaÅŸamımı sürdürmeye çalıştım ve baÅŸardım” diyor gülümseyerek…

Ona yeniden yaÅŸama azmi veren de “Canan” oluyor; canına can katan “Canan”… Canan Hanım, tekerlekli sandalyeye bağımlı deÄŸil ama çocukken geçirdiÄŸi yanlış bir ameliyat sonucu bir bacağı kısa kalmış. Engellilerin düzenlediÄŸi bir piknikte tanıştıklarını söyleyen Yusuf Bey, birbirlerini ilk gördüklerinde âşık olduklarını, ancak duygularını bir türlü dile getiremediklerini, bu nedenle de sık sık piknik düzenlediklerini dile getiriyor kahkaha atarak.

  Ancak Canan Hanım, aslında “50 YTL davası” sayesinde iliÅŸkilerinin baÅŸladığını dile getiriyor.

Bu 50 YTL davasını merak ediyoruz. Canan Hanım anlatıyor: “Ben arabamda hamak, sandalye, masayla dolaşıyorum. Yani her an pikniÄŸe hazır vaziyetteyim. Bir gün arabamda 50 YTL buldum. MeÄŸer Yusuf koymuÅŸ arabama. Çok rahatsız oldum. Evli olmadığını öğrenince de telefonla aradım ve neden böyle bir ÅŸey yaptığını sordum. Yusuf, piknik masraflarının paylaşılmasını istediÄŸini söyleyince, ‘O zaman bu parayı yiyeceÄŸiz’ dedim. Beylerbeyi’nde balık yemeÄŸe gittik. Ve o 50 YTL hiç bitmedi”…

Canan Hanım, bir özel okulun bilgi iÅŸlem bölümünde çalışıyor. EÅŸinden ayrılmış, 15 yaşında bir oÄŸlu var. OÄŸlu üniversiteyi kazandığında Yusuf Bey’le evlenmeyi ve Datça’ya yerleÅŸmeyi hayal ediyor. Canan Hanım, Yusuf Bey’in hayatının anlamı. Yusuf Bey özellikle de Canan Hanım’ın güzelliÄŸine, anlayışlı, espritüel olmasına, dürüstlüğüne, iyi kalpliliÄŸine, açık sözlülüğüne, herkese karşı yardımsever ve pozitif olmasına âşık. Yusuf Bey, “Canan beni her konuda destekledi, güç verdi. Bugünkü baÅŸarılarımın %50’sinden fazlasını ona borçluyum. ‘Yapamam’ dediÄŸimde her seferinde “Yaparsın” diyen, bir ÅŸey getirmesini istediÄŸimde ‘Kalk kendin al’ diyen, bütün iÅŸlerimi kendim yapmamı, kendime güvenmemi öğreten tek insan. Onun sayesinde hayata baÄŸlandım. O, benim engelimi hiç görmedi. Engelsiz bir insan gibi davrandı hep bana. İşte bu sayede ben engellerimden kurtuldum. Bazen ‘Bu güzelim kadın bula bula beni mi buldu?’ dediÄŸim oluyor” diyor gülerek…

Ancak Canan Hanım, Yusuf Bey’in aslında kendi çabasıyla hayata baÄŸlandığını söylüyor mütevazı bir ÅŸekilde. “Ben belki arkasında sadece küçük bir kıvılcım oldum” diyor.

Datça’da Yusuf Bey’in günleri balık tutmakla, üç tekerlekli bisikletine binmekle, ufak tefek iÅŸlerle meÅŸgul olmakla geçiyor. Malulen emekli olan Yusuf Bey, hayatın içinde yer almayı baÅŸarmanın keyfini yaşıyor. Engellilere ise kendilerine güvenmelerini, kendileriyle barışık olmalarını, kendilerinden utanmamalarını, engellerini kabullenmelerini, mücadele etmelerini öneriyor ve ancak bu ÅŸekilde hayatın içinde yer alabileceklerini söylüyor. Yusuf Bey ÅŸu anda ise dört gözle Canan Hanım’ın Datça’ya yerleÅŸmesini bekliyor. Çünkü onun için Canan, “can”dan da önce geliyor… (Tempo Dergisi)

yusuf4

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

yusuf5



( 1 Vote )
Son Güncelleme: Pazartesi, 11 Aralık 2006 16:37