-
Cuma, 08 Aralık 2006
-
Emrullah Emin tarafından yazıldı.
Modern yaşamın takvimlere sıkıştırdığı duyarlılıklar vardır...
Sevgi, hatırlama ve pişmanlık üçgeninde pek çoğunda da kapital bir gizli niyet hissi mevcut olan bu günler sayesinde birey olarak kendi mevcudiyeti odaklı bir hayat süren modern insan, kendisini rahatsız etmesi muhtemel es geçmelerden kurtulur.
Annesini, babasını, öğretmenini, ülkesini, tanrısını, ikonunu hatırlamasına vesile olan günler ve haftalar medya denen saatli maarif takvimi ötesi curcuna marifetiyle aklına kazınır. Modern insan hangi vakitte kimi seveceğini, veya neye önem vereceğini bilen bir insan olarak donanımlıdır artık..
Bu sebeple artık belirli gün ve haftalar çerçevesinde bir kutlama ve
kutsama dürtüsüyle; "ay şekerim aralıkta mühim birşey var mıydı?" gibi
bir tedirginlik içinde gazete ve bilumum neşriyata göz gezdirir. Çünkü
yaşamsal kimliğinin önemli bir boyutunu da bu modern şirinlik belirler
hale gelmiş ve hiçkimse böylesi mühim bir ayrıntıyı es geçmeyi
istememektedir. Sonuç itibariyle; ortaya, samimiyetten yoksun,
alabildiğince hesaplı-kitaplı sahte bir duyarlılık gösterisi
çıkmaktadır. Bu nedenle bu günler geceler haftalar belirlenirken
öngörülen "konuyu anlama çabası için muhasebe etmeye dönük katkı"
düşüncesi de amiyane tabirle güme gitmektedir.
Olayın en dramatik yanı da, çekirdek aileyi kapsayan o "şirin" kısmının
ötesinde sosyal duyarlılık kavramı ekseninde çıkıyor ortaya.
Çocuklarla,
özürlülülerle, yaşlılarla, ve kadınlarla ilgili günlerde
yine bir kutlama ve kutsama dürtüsüyle, "kadınlar çiçektir", "çocuklar
gelecektir", "yaşlılar pek yakın bir zamanda ölecektir", "özürlüye
acımayın siz de sakat olursanız ayvayı yersiniz" gibi hoş ve fazlasıyla
derin(!) düşüncelerin ürünü mesajlarla her sene tekrar edip
durmaktadır.
Böylelikle, alanın satanın razı olduğu, sosyal değişim ve dönüşümün
sloganlara ve bayağılıklara feda edildiği; "kardelenleri kırmayalım,
özürlülere akülü sandalye verelim (halk arasında özürlü pisikleti de
denmektedir) bugün kadınlar dayak yemesin, yaşlılara otobüste yer
verelim" muhabbetlerinin ötesinde bir sosyolojik disiplinin
oluşturulamadığı, insanda, ilkokulda özel günlerde okul müdürlerinin o
bozuk türkçeleriyle yaptıkları konuşmalara benzer tuhaf bir hissiyat
bıraktığı bu, "günler keşke torba gireydi" dedirten olgu iyice can
sıkar bir hal almaya başlamıştır.
İşte sırf bu nedenle, şartlanmış duyarlılıkların ötesinde, samimi
tebessümlerle hayatı bir bütün olarak görüp, insanlığın güzel yüzüne
erişmek için duyarlılık çiçeğimizi her daim sevgi ve anlama çabası
isimli özel suyla sulamak ve kurutmamak gerekir. Aksi halde bir
şarkıda* söylendiği gibi; "günlerin getirdiği/senin yitirdiklerin
olabilir"...
* Bulutsuzluk Özlemi - Yaşamaya Mecbursun
Son Güncelleme: Cuma, 08 Aralık 2006 20:44