-
Çarşamba, 20 Aralık 2006
-
Emrullah Emin tarafından yazıldı.
İstanbul, binbir çabayla, dua, gözyaşı ve gayretle, gerektiğinde gemiler karadan yürütülerek fethedilmiş, müjdelere erilmiş, övgüler yerini bulmuştu.
Fatih mutlu, onu yetiştirenler gururlu, halk huzurluydu.
Devlet-i alide sevinç, alem-i küffarda kıskançlık ve korku hakimdi.
Bir fetih için yapılması gerekenler maddi manevi yerine getirilmiş, yapılmaması gerekenlerin yapılmayışıyla zafer gelmişti.
Fetihle, sebepler ve sonuçların birlikteliğinden ortaya çıkan
muvaffakiyet tek başına bir kişisel gelişim külliyatını doldurabilecek
dersler içermekteydi.
Bu tablo her yönüyle eşsiz, her yönüyle güzellik ve mutlulukla ortaya çıkmıştı.
Ancak bir tuhaflık vardı. Padişahın veziri bu mutluluğu, gururu yaşamak yerine düşünceli bir hal takınmış öylece dolaşıyordu.
Çok geçmeden bu durum padişahın dikkatini celbetti. Vezirini derhal yanına çağırttı.
Biraz merak biraz da öfkeyle sordu vezirine;
" Vezirim, övülen, müjdelenen zafere Rabbimizin izniyle bizlere nasip
oldu. Fakat görüyorum ki sen bu zafere sevinmemiş gibisin. Bunun sebebi
acep ne ola ki? "
Vezir biraz çekingen, biraz korkak usul usul cevap verdi;
" Hünkarım siz ne yaptınız? Bütün zorlukları bir bir aştınız, her
sıkıntıya bir çözüm buldunuz, en son gemileri geçirmek gerekti onu da
tuttunuz karadan geçirdiniz. Ben korkarım ki, torunlarınız, gelecek
kuşaklar bu gayretinizi yanlış anlayacak, her işlerinde gemileri
karadan yürütmeye çalışacaklar? "
Fatih Sultan Mehmet Han vezirinin bu sözlerine çok şaşırmış ve
üzülmüştü. Bu karışık duygular içinde kederli bir sesle vezirine şöyle
diyebildi;
" Haklısın vezirim. Bu topraklar hep zor ve çileli olanla yoğrulmuş, bu
mücadelelerle dünden bugüne gelmiş, bugünden de yarına taşınacaktır.
Ben korkarım ki, bu ruh ve düşünce hali geleceğe de sirayet eder ve
çözümü aslında çok basit olan sorunlar hep zora sokulur. Oysa vezirim
biz gemileri karada yürütürken şunu göstermek istemiştik; yolların
tıkandığını düşündüğünüz zamanlarda bile mutlaka önünüzde açmanızı
bekleyen bir kapı, geçmeniz için sizi bekleyen bir köprü olacaktır."
* * *
Yukarıdaki hikaye tamamen kurgudur. Muhtemelen padişah ve vezirinin
böyle bir konuşması hiç olmadı. Ancak, ben ne zaman bürokraside veya
yaşamın farklı alanlarında işin yokuşa sürüldüğünü görsem, hemen, bu
gemileri hala karadan yürütme refleksini hatırlar ve çaresizce tebessüm
edip o vezir gibi seslenirim; " Siz ne yaptınız hünkarım?"
Son Güncelleme: Cumartesi, 23 Aralık 2006 14:08