-
Perşembe, 18 Ocak 2007
-
Emrullah Emin tarafından yazıldı.
Yarım kalmışlığın coğrafyasıdır bizim coğrafyamız…
Yarım kalmış zaferlerin ve mağlubiyetlerin coğrafyası…
Savaşta tam zafer kazanıldığı düşünüldüğü anda ansızın yüzleşilir aslında hiç galip olmamış olmanın gerçekliğiyle…
Her şey bitti denilen zamanda ortaya çıkar birden aslında hiçbir şeyin bitmediği ve zaferin çok yakın olduğu…
Yarım kalmış ideallerin ve hayallerin coğrafyasıdır burası…
Gökkubede her daim idealistlerin hedefleri ve hayalleri yankılanır…
Büyük düşünceler, büyük hedefler ve düşler…
Ama hepsi o kadardır…
O kadar işte…
Söylenen sözün sözden eyleme dönüşmesine engel olan tuhaf bir duvar vardır…
Çok şey yapılmak istenir, çok şey ama yapılabilenler hayallerin binde biri bile değildir…
İşte bu yüzden hiçbir şey “tam” ve “yerinde” değildir bu coğrafyada…
Ne kahramanlar tam tamına kahraman, nede hainler tam haindir…
Kahramanın da, hainin de çizgileri hiç net değildir. Belki olmaması da
gerekir. Kahramansız ve hainsiz, korku ve övgü refleksi olmadan bir
hayat bulmak gerekir ama bu coğrafya için böylesi bir yaklaşım hiç
geçerli değildir.
Belki de bu yüzden tarihin bugün ve yarından daha çok gündem işgal ettiği bir dünyadır dünyamız…
Tarihe kendi hınç ve kutsama gözlükleriyle bakıp, ondan kavga devşirenlerin birazda…
Yarım kalmış düşlerin coğrafyasıdır burası…
Sosyoloji kitapları “az gelişmiş” veya “gelişmekte olan” diye tanımlasa
da, gerçek yarımların bir yansımasıdır aslında yüzümüzde. Ve derdin
dermanı bu kadar basittir, yarımları tamamlamak ve referansı sadece
düne bağlamadan bizzat inanç, yetenek ve düşünceden almak…