-
PerÅŸembe, 18 Ocak 2007
-
Emrullah Emin tarafından yazıldı.
Zamansızdı bütün ölümler...
Bütün göçüp gitmeler, yer değiştirmeler...
Söylenen sözler, söylenmeyenler, beklemeler, bekletmeler zamansızdı...
Atılan adımlar, alınan kararlar, çıkılan beklenmedik yolculuklar...
Zamansızdı ağlamalar, gülmeler, alınan kararlar, kararsızlıklar...
Hiçbir şey olması gerektiğinde olmamıştı, olmuş bütün şeylerin zamansızlığı buradaydı...
Hiçkimse gitmesi gerektiğinde gitmemiş, dönmesi gerektiği zamanda dönmesini bilememişti. Kaosun kaynağı bu yanılgıdaydı...
Sanki bir görünmez sarsıntı yaşamın ortasında derin yarıklar oluşturmuştu. Kimse doğru dürüst konuşmuyor, kimse kimseyi
duymuyordu...
Kimse "öteki" olana bakmıyor, kimse kimsenin aynasında akmıyordu.. bir yansımasız hüzün, bir zamansız bakış bir kabus gibi
usul usul kenti kuşatıyordu...
Belki de bu sebeple ilk kez insan herşeye sahipken zamansız kalakalmıştı yaşamın ortasında...
Kim bilir belki de bundan dolayı zamansız insan bütün sahip olduğunu düşündüğü şeylerden bile yoksundu...
Yoksunluklarından geri kalandı uçsuz bucaksız hissiz bir sahrayı andıran korkusu...
Zamansızlığın ortasında sebepsiz, isimsiz, önbilgisiz, önceliksiz, yaşamak için yaşamdan usanan insan için artık trajik bir
direniÅŸten ibaretti yaÅŸamak...
En hazin olan da buydu...
Yaşam büsbütün sonbahardı...
Ne kışa uyanıp ardından baharı sarmalayacak kadar geçişe hazır bir mevsimdi bu sonbahar, nede vakti geçince ansızın güneşli
bir "an" sunabilecek kadar bile tebessümünü saklayan müşfik bir vakitti...
Çünkü varlığın içinde yokluğa düşen insan yaşamı kuşatan herşeyin rengini plastik bir hayal uğruna kahveringiye boyamış,
eşyaya hükmetme sevdası yaşarken tabiatın tazeliğini, renklerinin coşkusunu soldurmuştu...
Evet artık duyguların rengi sonbahardı...
Önceliklerini, sezgilerini, ümitlerini solduran insana artık ne yaşansa zamansız geliyordu...
O yüzden zamansızdı bütün ölümler yaşamdan yorulanlar için.. zamansızdı göçüp gitmeler, yer değiştirmeler...