Facebookda Paylas
English French German Italian Portuguese Russian Spanish

Dr Mecit Barlas’ın Anıları

Oğuzhan Saygılı[*]

Dr. Mecit Barlas ismi her Gaziantepli için birbirinden farklılık arz eden çağrışımlar uyandırır. Günümüz gençlerinin önemli bir bölümü için pek çağrışım yapmayabilir. Muhtemelen şehrimizdeki “Dr. Mecit Barlas Pasajı ve Caddesi”ne bakarak “Galiba unvanında belirtildiği gibi doktordur ama bunun dışında hiçbir şey bilemiyorum” diyecek azımsanamayacak eğitimli ve eğitimsiz genç kitlesi vardır. Oysa birkaç kuşak önceye kadar Dr. Mecit Bey bu şehir için çok şey ifade ediyordu.

Özellikle de Antep Savaşı’ndaki Gazi şehrin mefluç olmuş, yaralılarının tedavisine yönelik hastaneye çevrilen Şeyh Fetullah Camiisi’ndeki Dr. Mecit Bey’in inanılmaz çalışmalarını biz unutsak dahi tarih unutmayacaktır. Bunun için yakılan birçok ağıt, türkü ve dile gelen şiirde kendisinden bahsedilmiştir.

Antep’in ilk doktorlarında olan Mecit Bey, kendi hayat hikâyesini yakınlarına, sevdiklerine muhakkak ki anlatmıştır. Doğal olarak bundan mahrum olanlar az değildir. Dar-ı dünyadan ayrıldığı 1969 yılından beri kendi hayat hikâyesini merak edip de öğrenmek ve bilmek isteyenler için sürpriz 2010 yılının Ocak ayında meydana geldi. Dr. Mecit Barlas, bir dönem hatırasını kalem aldığını, az da olsa günlük yazdığını, torunu Emre Barlas’ın hazırladığı “Dr. Mecit Barlas’ın Anıları” isimli kitabından öğrendik.[1]  


Son Güncelleme: Çarşamba, 18 Ocak 2012 08:44 Devamını oku...

Benim Cici Özürlerim

305707_10150291003688813_647588812_7946299_1448793463_aBir cumartesi günü taksimdeydik. Alt geçitte, özürlü asansörünün önünde kuyrukta bekleyen ve hiçbir özürleri olmayan insan yığınını görünce epey güldük. Vefa’ya “fotoğraflayalım şunları” dedim, ama sonra “başımıza dert almayalım” deyip yürüdük gittik.

Ama belli ki birileri bunu dert edinip haber yapmış. Ertesi günü haberlerde görünce ikimizde de bir şaşkınlık oldu. Meğer biz yanılmışız! Hiçbir özürleri olmadığını düşündüğümüz o insanların ne çok özrü varmış!!

Haberi yapan kişi soruyor. “Niye engelli asansörünü kullanıyorsunuz?”.......

Özürler türlü çeşitli: Kimi acil iş, “sanki açık kalp ameliyatına yetişiyor” kimi tesadüfen kullanma durumu! diyor. Bunu çözemedim. Herhalde hiç bilmediğim bir özür çeşidi. Başka birileri merdiveni çıkmaya üşendik diyor ki; bence de en önemli özür bu!! Bir diğerinin yükü çok ağır vs vs..


Son Güncelleme: Cuma, 09 Eylül 2011 23:16 Devamını oku...

Fotoğraflar 2. Dünya Savaşı’nı Anlatıyor

Oğuzhan Saygılı [*]

 

1940-lar-fotograflarla-20-yuzyilin-sosyal-tarihiGeçtiğimiz haftalarda, 2005 yılında Türkçeye çevrilen, Nick Yapp’ın hazırladığı “Fotoğraflarla 20. Yüzyılın Sosyal Tarihi” isimli 10 ciltlik çalışmasının ilk üç cildini okuyup bir yazı kaleme almıştım.[1] Diğer ciltlerini inceleyip herhangi bir yazı hazırlamayı düşünmüyordum; ancak ileriki günlerde 4. ve 5. cildini inceleyince fikrimi değiştirdim. Özellikle de “İkinci dünya Savaşı”nı konu alan, 5. ciltten çok şeyler öğrendim.

20 yüzyılın her on yıllık diliminin bir cilde sığdırıldığı, fotoğraf albümünün 5. cildi olan “1940’lar” isimli çalışma 1940–1950 yılları arasını kapsar.[2] Bahse konu olan çalışma Türkçe, İngilizce ve Fransızcadan oluşmaktadır. Buradaki fotoğrafların hemen hemen hepsi II. Dünya Savaşı ve özellikle de cephe gerisine yöneliktir. Bunun dışındaki fotoğraflar ise yine savaş ile doğrudan olmasa da dolaylı bir ilişkisi vardır.

Devamını oku...

Asi’den Gazi’ye Karikatürlerde Atatürk (1919–1938)

Oğuzhan Saygılı [*]

ASDEN_GAZYE_KARKATRLERDE_ATATRK_1Okuma alışkanlığının erken yaşlarda çocuk ve öğrencilere nasıl kazandırılacağını bizlere şair, akademisyen ve yazarların çocukluk hayatını anlattığı bazı söyleşi ve hatıra kitapları çok güzel anlatır.[1] Özellikle de taşrada çocukluğu geçen önemli sayıdaki yazarın anılarını dikkate aldığımızda, uğraş alanlarının darlığı, etkinliklerin yok denilecek kadar sınırlı olduğu çevrede kitaba sarıldıklarını ve kitabı bir daha ellerinden bırakmadıklarını yazarlar beyan eder. Yazarlar, kitaplar sayesinde ulaşılamayan dünyaya gedik açtıklarını belirtir. Buradan hareketle hayallerindeki ülke ve dünyanın önemli şehir, fikir ve devlet adamı, sanatçıları ile arkadaşlık ve dostluk kurduklarını söyler. Tabi söylemeyi unutmayalım söz konusu dönemler daha her eve televizyonun girmediği yıllardır. Her türlü iletişim araçlarının, oyun ve vakit öldürme aracı olarak kullanıldığı günümüzde o yazarların böylesi bir çocukluk geçirmesi söz konusu olsaydı acaba yine de kitap okuma alışkanlığını kazanabilir miydi? sorusunu zaman zaman kendimize sorduğumuzda tereddütsüz evet cevabını veremeyiz herhalde.[2]

 


Son Güncelleme: Salı, 19 Nisan 2011 12:40 Devamını oku...

Fotoğraflarla 20. Yüzyılın İlk Çeyreğinin Sosyal Tarihi

Oğuzhan Saygılı[*]

1910-lar-fotograflarla-20-yuzyilin-sosyal-tarihiÜlkemizde verilen tarih ve sosyal bilimler derslerinin maksadına hâsıl olmadığını onlarca yıldır söylenegelmektedir. Tarihi sadece savaş ve antlaşmalardan ibaret gören bir bakış açısının sonucu bugün istemediğimiz tablo ile karşılaşmaktayız. Kendi mahallesi ve köyüne, şehrine, ülkesine, tarihine yabancı kalan, -özellikle de yüksek eğitim almış gençler- azımsanamayacak durumdadır. Eğitim Fakültesinde okurken Hataylı bir arkadaşımdan dinlemiştim. Üniversiteye gelene kadar Yozgat’ı, Kars’ın komşu şehri olduğunu, Bursa’yı Doğu Anadolu Bölgesi’nde zannettiğini itiraf etmişti.[1] Buna benzer milyonlarca örnekle günlük hayatta karşılaşılmaktadır. Bu durumdan rahatsız olmayanların önemli bir kesimi, cehaletini savunmak durumunda kalırken bazen şu örneği verir: “Yahu canım, Amerika’da da ortalama bir Amerikalı kesinlikle Türkiye’yi daha duymamıştır. Türkiye’nin yerini haritadan gösteremez vs…” Oysaki o ülkenin insanlarının Türkiye’yi tanımamasının, bilmemesinin kaybedeceği çok şey yoktur. Ancak bizim için aynı şeyler geçerli değildir.

Okul dönemlerinde sosyal bilgiler ve tarih ders kitaplarının iticiliği, tarih öğretmenlerinin tarihi sevdirmek şöyle dursun, bıkkınlık verdiğini birçok kişiden duymuşuzdur. Ülkemizin yetiştirdiği en önemli, dünyada ismi ve sözü geçtiğinde saygıyla karşılanan, yaşayan tarihçilerimizden Prof. İlber Ortaylı bile lisede okurken tarih derslerini sevmediğini söylüyorsa burada çok ciddi bir sorun vardır diye düşünmek gerekir.[2] Bunun önlemleri alınmadığı için “sosyal bilimleri, özellikle de tarihi sevmeyenler” gün geçtikçe “sevmediğim tarihin gerekliğine de inanmıyorum” noktasına gelmiştir. Akademi ve üniversitelerde sosyal bilimler üvey evlat muamelesi görmeye başlamıştır. [3]

 


Son Güncelleme: Salı, 19 Nisan 2011 12:41 Devamını oku...

Yaşamın Derin Aydınlığına İŞARET Eden Kitap

isaret-parmagim-alper-kaya

Size bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Ama bu işi hakkıyla başaramayacağımı bildiğim için şimdiden özür dilerim. Alper Abi'yle ben yaklaşık altı sene önce tanıştım. O benim düşünce ve düşlerime, çok güçlü bir hayat enerjisi ve sevgi bağlarıyla örülmüş bir yuva manzarası hediye etti. Önce Yaradan'a sonra Alper Abi'ye, sonra ailesi ve yakınlarına bu güzellikleri cömertçe gösterdiği için teşekkürlerimi sunuyorum.

Beni mazur görün, çoğu insan gibi melankoliye girmeyeceğim. Alper Abi'nin hayatını işgal eden tüm o yıldırıcı, yoğun fiziksel mücadele ve harabe halindeki manzaradan oluşan devasa resmi kaldırıp, derinlere inmek istiyorum. Çünkü, görüntü neredeyse her zaman aldatır, saklar, tuzağa iter ve bizi esas konudan uzaklaştırır. İlgilenmek istediğim, Alper Abi'nin işaret parmağı değil, işaret ettiği yollardır. O büyük resmin altında kalan dünyaya can veren gözlerindeki gün ışığıdır. Çoğumuzun ufacık dertlerde yıkılıp kaldığı bu hayatta, o bizim karanlık zannettiğimiz yerleri tek tek işleyip, saklı bahçelere dönüştürmüştür. Ve bunlar yetmiyor ona.. Yetmiyor yıkılmamak, tohumlar ekmek, fidanların büyümesini seyretmek, rengarenk, lezzetli bahçelerde gezmek ona yetmiyor. Çünkü, bu güzellikleri etrafıyla paylaşmak istiyor.. Cömertçe.

Ve birer kelebek gönderiyor penceremize konan. Onun gökyüzüne, toprağına, denizlerine, bahçelerine bizi davet eden bir elçi. Yılların biriktirdiği acı tatlı tecrübelerle işlenen bu sayfalarda, hayata dair bir derin bir nefes alıp, yorulanlara, tıkananlara, durup bir tat almak isteyenlere, kısacası herkese..

Hayat enerjisinin bir yudum bal gibi sunulduğu şahane bir kitapla başbaşayız. Susalım da.. Böylesine güzel bir yaşam öyküsünü en iyisi siz onun kendi satırlarından okuyun.

Alper KAYA kitabını şu sözlerle özetliyor :

"Bir bilgisayar faresi ve bir tıklama ile birer birer yazılan harfler...Kelimeler tümcelere, tümceler paragraflara, paragraflar sayfalara dönüşüverdi. Bilgisayarda yazı yazabilmek için gereken o tıklamaların tüm fiziksel yükünü, çalışan tek parmağım taşıdı. O benden vazgeçmedi, ben de onu terketmedim. Bu kitaptaki yazılarım ve yazdığım diğer yazılarımın kahramanı, işte o sol işaret parmağım."


Son Güncelleme: Pazar, 27 Şubat 2011 18:06 Devamını oku...

Fatih Kerimî’nin Kırım Seyahatnamesi

Oğuzhan Saygılı [*]

KIRIMA_SEYAHATModern Tatar edebiyatının çok önemli kilometre taşlarından Fatih Kerimî’nin Türkiye Türkçesine çevrilen “Avrupa Seyahatnamesi”[1] ile “İstanbul Mektupları”[2] isimli eserlerinden çok etkilenmiş, yazarı ve bu iki eseri tanıtmaya yönelik birer yazı kaleme almıştım.[3] Kerimî’nin gezip gördüğü Türk yurtları ve Müslümanlar hakkındaki sağlıklı, isabetli gözlem ve tahlilleri beni “Kırım’a Seyahat” isimli eserini okumaya sevk etti.[4]

Kırım’da tanınmış Türkçü, Eğitimci İsmail Gaspralı Beyin çıkardığı “Tercüman Gazetesi”nin 20. kuruluş yılı etkinliklerine katılmak amacıyla Fatih Kerimi arkadaşı Hamidcan Efendi Arabof ile birlikte Kırım’a bir seyahate çıkarlar. Seyahat 27 Nisan 1903 günü Orenburg’dan tren yolculuğu ile başlar. Samara, Harkaf, Akmescit yol güzergâhından sonra Bahçesaray’a ulaşılır. Burada seyahat amaçlarını gerçekleştirdikten sonra da Sivastopol, Yalta yolu takip edilerek 16 Mayıs 1903 günü memleketlerine geri dönerler.


Devamını oku...