Facebookda Paylas
English French German Italian Portuguese Russian Spanish

Yazı ve Makaleler

Sitemizdeki yazarların ve Kaynağı belirtilmiş diğer kişilerin yazıları

Subscribe to feed Latest Entries

Fotoğraflarla 20. Yüzyılın İlk Çeyreğinin Sosyal Tarihi

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 14 Mart 2011
in Oğuzhan SAYGILI
Oğuzhan Saygılı[*]

1910-lar-fotograflarla-20-yuzyilin-sosyal-tarihiÜlkemizde verilen tarih ve sosyal bilimler derslerinin maksadına hâsıl olmadığını onlarca yıldır söylenegelmektedir. Tarihi sadece savaş ve antlaşmalardan ibaret gören bir bakış açısının sonucu bugün istemediğimiz tablo ile karşılaşmaktayız. Kendi mahallesi ve köyüne, şehrine, ülkesine, tarihine yabancı kalan, -özellikle de yüksek eğitim almış gençler- azımsanamayacak durumdadır. Eğitim Fakültesinde okurken Hataylı bir arkadaşımdan dinlemiştim. Üniversiteye gelene kadar Yozgat’ı, Kars’ın komşu şehri olduğunu, Bursa’yı Doğu Anadolu Bölgesi’nde zannettiğini itiraf etmişti.[1] Buna benzer milyonlarca örnekle günlük hayatta karşılaşılmaktadır. Bu durumdan rahatsız olmayanların önemli bir kesimi, cehaletini savunmak durumunda kalırken bazen şu örneği verir: “Yahu canım, Amerika’da da ortalama bir Amerikalı kesinlikle Türkiye’yi daha duymamıştır. Türkiye’nin yerini haritadan gösteremez vs…” Oysaki o ülkenin insanlarının Türkiye’yi tanımamasının, bilmemesinin kaybedeceği çok şey yoktur. Ancak bizim için aynı şeyler geçerli değildir.

Okul dönemlerinde sosyal bilgiler ve tarih ders kitaplarının iticiliği, tarih öğretmenlerinin tarihi sevdirmek şöyle dursun, bıkkınlık verdiğini birçok kişiden duymuşuzdur. Ülkemizin yetiştirdiği en önemli, dünyada ismi ve sözü geçtiğinde saygıyla karşılanan, yaşayan tarihçilerimizden Prof. İlber Ortaylı bile lisede okurken tarih derslerini sevmediğini söylüyorsa burada çok ciddi bir sorun vardır diye düşünmek gerekir.[2] Bunun önlemleri alınmadığı için “sosyal bilimleri, özellikle de tarihi sevmeyenler” gün geçtikçe “sevmediğim tarihin gerekliğine de inanmıyorum” noktasına gelmiştir. Akademi ve üniversitelerde sosyal bilimler üvey evlat muamelesi görmeye başlamıştır. [3]

 


Tags: Untagged
Hits: 796
Rate this blog entry
0 votes

Asi’den Gazi’ye Karikatürlerde Atatürk (1919–1938)

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 05 Nisan 2011
in Oğuzhan SAYGILI
Oğuzhan Saygılı [*]

ASDEN_GAZYE_KARKATRLERDE_ATATRK_1Okuma alışkanlığının erken yaşlarda çocuk ve öğrencilere nasıl kazandırılacağını bizlere şair, akademisyen ve yazarların çocukluk hayatını anlattığı bazı söyleşi ve hatıra kitapları çok güzel anlatır.[1] Özellikle de taşrada çocukluğu geçen önemli sayıdaki yazarın anılarını dikkate aldığımızda, uğraş alanlarının darlığı, etkinliklerin yok denilecek kadar sınırlı olduğu çevrede kitaba sarıldıklarını ve kitabı bir daha ellerinden bırakmadıklarını yazarlar beyan eder. Yazarlar, kitaplar sayesinde ulaşılamayan dünyaya gedik açtıklarını belirtir. Buradan hareketle hayallerindeki ülke ve dünyanın önemli şehir, fikir ve devlet adamı, sanatçıları ile arkadaşlık ve dostluk kurduklarını söyler. Tabi söylemeyi unutmayalım söz konusu dönemler daha her eve televizyonun girmediği yıllardır. Her türlü iletişim araçlarının, oyun ve vakit öldürme aracı olarak kullanıldığı günümüzde o yazarların böylesi bir çocukluk geçirmesi söz konusu olsaydı acaba yine de kitap okuma alışkanlığını kazanabilir miydi? sorusunu zaman zaman kendimize sorduğumuzda tereddütsüz evet cevabını veremeyiz herhalde.[2]

 


Tags: Untagged
Hits: 760
Rate this blog entry
0 votes

Fotoğraflar 2. Dünya Savaşı’nı Anlatıyor

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 19 Nisan 2011
in Oğuzhan SAYGILI
Oğuzhan Saygılı [*]

 

1940-lar-fotograflarla-20-yuzyilin-sosyal-tarihiGeçtiğimiz haftalarda, 2005 yılında Türkçeye çevrilen, Nick Yapp’ın hazırladığı “Fotoğraflarla 20. Yüzyılın Sosyal Tarihi” isimli 10 ciltlik çalışmasının ilk üç cildini okuyup bir yazı kaleme almıştım.[1] Diğer ciltlerini inceleyip herhangi bir yazı hazırlamayı düşünmüyordum; ancak ileriki günlerde 4. ve 5. cildini inceleyince fikrimi değiştirdim. Özellikle de “İkinci dünya Savaşı”nı konu alan, 5. ciltten çok şeyler öğrendim.

20 yüzyılın her on yıllık diliminin bir cilde sığdırıldığı, fotoğraf albümünün 5. cildi olan “1940’lar” isimli çalışma 1940–1950 yılları arasını kapsar.[2] Bahse konu olan çalışma Türkçe, İngilizce ve Fransızcadan oluşmaktadır. Buradaki fotoğrafların hemen hemen hepsi II. Dünya Savaşı ve özellikle de cephe gerisine yöneliktir. Bunun dışındaki fotoğraflar ise yine savaş ile doğrudan olmasa da dolaylı bir ilişkisi vardır.

Tags: Untagged
Hits: 785
Rate this blog entry
0 votes

Fatih Kerimî’nin Kırım Seyahatnamesi

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 21 Şubat 2011
in Oğuzhan SAYGILI

Oğuzhan Saygılı [*]

KIRIMA_SEYAHATModern Tatar edebiyatının çok önemli kilometre taşlarından Fatih Kerimî’nin Türkiye Türkçesine çevrilen “Avrupa Seyahatnamesi”[1] ile “İstanbul Mektupları”[2] isimli eserlerinden çok etkilenmiş, yazarı ve bu iki eseri tanıtmaya yönelik birer yazı kaleme almıştım.[3] Kerimî’nin gezip gördüğü Türk yurtları ve Müslümanlar hakkındaki sağlıklı, isabetli gözlem ve tahlilleri beni “Kırım’a Seyahat” isimli eserini okumaya sevk etti.[4]

Kırım’da tanınmış Türkçü, Eğitimci İsmail Gaspralı Beyin çıkardığı “Tercüman Gazetesi”nin 20. kuruluş yılı etkinliklerine katılmak amacıyla Fatih Kerimi arkadaşı Hamidcan Efendi Arabof ile birlikte Kırım’a bir seyahate çıkarlar. Seyahat 27 Nisan 1903 günü Orenburg’dan tren yolculuğu ile başlar. Samara, Harkaf, Akmescit yol güzergâhından sonra Bahçesaray’a ulaşılır. Burada seyahat amaçlarını gerçekleştirdikten sonra da Sivastopol, Yalta yolu takip edilerek 16 Mayıs 1903 günü memleketlerine geri dönerler.


Tags: Untagged
Hits: 867
Rate this blog entry
0 votes

Yaşamın Derin Aydınlığına İŞARET Eden Kitap

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazar, 27 Şubat 2011
in Vefa LÖK ün Yazıları
isaret-parmagim-alper-kaya

Size bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Ama bu işi hakkıyla başaramayacağımı bildiğim için şimdiden özür dilerim. Alper Abi'yle ben yaklaşık altı sene önce tanıştım. O benim düşünce ve düşlerime, çok güçlü bir hayat enerjisi ve sevgi bağlarıyla örülmüş bir yuva manzarası hediye etti. Önce Yaradan'a sonra Alper Abi'ye, sonra ailesi ve yakınlarına bu güzellikleri cömertçe gösterdiği için teşekkürlerimi sunuyorum.

Beni mazur görün, çoğu insan gibi melankoliye girmeyeceğim. Alper Abi'nin hayatını işgal eden tüm o yıldırıcı, yoğun fiziksel mücadele ve harabe halindeki manzaradan oluşan devasa resmi kaldırıp, derinlere inmek istiyorum. Çünkü, görüntü neredeyse her zaman aldatır, saklar, tuzağa iter ve bizi esas konudan uzaklaştırır. İlgilenmek istediğim, Alper Abi'nin işaret parmağı değil, işaret ettiği yollardır. O büyük resmin altında kalan dünyaya can veren gözlerindeki gün ışığıdır. Çoğumuzun ufacık dertlerde yıkılıp kaldığı bu hayatta, o bizim karanlık zannettiğimiz yerleri tek tek işleyip, saklı bahçelere dönüştürmüştür. Ve bunlar yetmiyor ona.. Yetmiyor yıkılmamak, tohumlar ekmek, fidanların büyümesini seyretmek, rengarenk, lezzetli bahçelerde gezmek ona yetmiyor. Çünkü, bu güzellikleri etrafıyla paylaşmak istiyor.. Cömertçe.

Ve birer kelebek gönderiyor penceremize konan. Onun gökyüzüne, toprağına, denizlerine, bahçelerine bizi davet eden bir elçi. Yılların biriktirdiği acı tatlı tecrübelerle işlenen bu sayfalarda, hayata dair bir derin bir nefes alıp, yorulanlara, tıkananlara, durup bir tat almak isteyenlere, kısacası herkese..

Hayat enerjisinin bir yudum bal gibi sunulduğu şahane bir kitapla başbaşayız. Susalım da.. Böylesine güzel bir yaşam öyküsünü en iyisi siz onun kendi satırlarından okuyun.

Alper KAYA kitabını şu sözlerle özetliyor :

"Bir bilgisayar faresi ve bir tıklama ile birer birer yazılan harfler...Kelimeler tümcelere, tümceler paragraflara, paragraflar sayfalara dönüşüverdi. Bilgisayarda yazı yazabilmek için gereken o tıklamaların tüm fiziksel yükünü, çalışan tek parmağım taşıdı. O benden vazgeçmedi, ben de onu terketmedim. Bu kitaptaki yazılarım ve yazdığım diğer yazılarımın kahramanı, işte o sol işaret parmağım."


Tags: Untagged
Hits: 1412
Rate this blog entry
0 votes

Antep Harbi’nin Belgesel Romanı

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 25 Ocak 2011
in Oğuzhan SAYGILI

Oğuzhan Saygılı [*]

STKLALN_BEDEL“Bir ulusun tarihini tarihçiler yazmazlar; ulusun ressamları, yazarları, bestekârları, mimarları yazarlar.” sözünü Cengiz Dağcı’nın bir kitabında geçmiş yıllarda okumuştum. Şüphesiz bu tespitte akademik alanda çalışma yapan tarihçilere bir tariz veya kınama yoktur. Tarihçilerin geniş kitlelere açılamadığı çıkmaz sokaklardan sonra bayrağı ressamların, yönetmenlerin, bestekârların, mimarların, senaristlerin ve tarih romanı yazarların aldığını ve bu bayrağı ulaşılamayacak evlerin, hanların, minarelerin ve kalelerin burçlarına diktiğini söyleyebiliriz. Bu çerçevede, tarihi romanların en azından okuma ile arasında mesafe olanlara tarihi olay ve olguları sevdirdiğini belirtebiliriz.


Tags: Untagged
Hits: 1004
Rate this blog entry
0 votes

Ali Emirî Beyin İzinden Giden Bir Yürek: Yavuz Argıt

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Perşembe, 10 Şubat 2011
in Oğuzhan SAYGILI

yavuz argıt

Oğuzhan Saygılı [*]

Ülkemizin yaşayan en büyük fotoğraf sanatçılarından Ara Güler’in bir milyona yakın fotoğraf arşivi olduğunu, bu arşivi hangi kurum ve kuruluşlara bağışlayacağına karar veremediğini; bu önemli hazineye sahip çıkacak, gözü arkada kalmayacak bir kurumu henüz bulamadığını, sanatçının bir eserinden biliyoruz.[1] Yine bu konuyla ilgili bir sanatçımızın yaptığı tespit durumun ne kadar vahim olduğunu gösterir. Kendisini Türk klasik sanatlarına vakfeden yazar, sanatçı ve akademisyen Mehmet Zeki Kuşoğlu, bir mülakatında[2] Yabancılar tarafından çalınan mezar taşlarına artık neredeyse sevinme noktasına geldiğini, insanımızın kendi tarihi eserlerine karşı hoyratlığını şu cümlelerle dile getirir:  ”…Birçok yönleri ile paha biçilmez değerli mezar taşlarımız, mıcır yapılacaksa; varsın çalınsın. Çamaşır direği olarak kullanılacaksa, varsın çalınsın. Çirkin ama gerçek, hiç olmazsa çalan kıymetini bilir.” Türkiye’de bu sancıları çeken sanatçı ve aydınlara en azından ülkemizin bekası için hak vermemek elde değildir. 

Tags: Untagged
Hits: 782
Rate this blog entry
0 votes

Bir İlkokul Öğrencisinin Gözüyle İstanbul

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Cuma, 18 Şubat 2011
in Yazi Ve Makaleler

Alper Saygılı [*]

istanbul_sultanahmet1Bu yarıyıl tatilinde ailemle birlikte amcamın doktor olan oğlu Selçuk abinin düğününe gitmiştik. Düğün sonrasında birkaç gün içinde ailemle birlikte İstanbul’un tarihi müze, saray ve camilerini gezdik. İstanbul ile ilgili gezdiğimiz yerleri memleketteki amcamlara anlatırken, öğretmen olan Oğuzhan amcam, gördüğümüz yerlerle ilgili bir yazı yazmamı istedi. Ben de bundan cesaret alarak gezdiğimiz yerler hakkında bir yazı hazırladım.

TOPKAPI SARAYI

Kısa süreli tatilimizde ancak Topkapı Sarayı’na, Ayasofya Müzesi’ne, Süleymaniye ve Sultanahmet Camisi’ne, Dolmabahçe Saray’ını gezebildik. İlk önce Topkapı Sarayı’na gittik. Burası Fatih Sultan Mehmet zamanında yapılmıştır. İlk önce girince saltanat arabaları vardı. Buradan sonra Mutfak bölümü vardı ama orası kapalı olduğu için göremedik. Sonra Hazine odalarına geldik. Orada Padişahların kılıçları, sorguçları, altın tahtları, değerli eşyalarla bezeli ev eşyaları, zümrütler, altınlar, pırlantalar, elmaslar, Yavuz Sultan Selim’in mührü, bir filme konu olan Topkapı Hançeri vardı. Oranın en değerli hazinesi dünyada en büyük 22. elması olan 86 karatlık kaşıkçı elması vardı.


Tags: Untagged
Hits: 1222
Rate this blog entry
0 votes

Kırdan Bayırdan Hikâyeler

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazar, 28 Kasım 2010
in Oğuzhan SAYGILI
Oğuzhan Saygılı [*]

kirdan-bayirdan-kitapGeçmiş yıllarda Gaziantep I. Kitap Fuarı’nda Ötüken Neşriyat’ın standındaki görevli arkadaş ile tanıştık. Buradaki kitapları incelemeye başlayınca kendisiyle sohbete koyulduk. Fırsatını bulduğumda kitapsever, okuma ile hemhal olmuş kişilere, kendilerini çok etkileyen yazar ve eserleri özellikle sorarım. İyi bir okuyucu olduğuna kanaat getirdikten sonra Levent Bey’e de yayınevlerinde kitabı bulunan özellikle okumamı istediğin yazar ve kitapların hangileri olduğunu sordum. Cengiz Aytmatov, Peyami Safa, Mehmet Niyazi, Abbas Sayar ve Şevket Arı ve bu yazarların belli başlı eserlerinden bahsetti. Şevket Arı isminin dışındaki yazarlarımızın birçok kitabını okumuştum. Şevket Arı’yı ilk kez duyuyordum. Başlıkta ismi bulunan kitabı karıştırmaya başlayınca bu arkadaş “Bu kitabı al oku, beğeneceğini tahmin ediyorum. Hoşuna gitmezse geri getir.” dedi. Nitekim kitabı aldım, okudum. Levent Bey’in tavsiyesinin bu kadar iddialı olmasının sebebi hikmeti beyhude değilmiş. [1]

 

Hikâyeler benim oldukça hoşuma gitti. Neden böyle beyinleri ve bu beyinlerin meyvelerini tesadüf eseri keşfediyoruz? Neden Şevket Arı’yı edebiyat ile haşır-neşir olanların çoğunluğu bilmezler? Bu ve buna benzer soruları sorgulamaya başladım. Birden aklıma Milli Eğitim Bakanlığı’nın orta öğretim öğrencilerinin okuması için, tavsiye ettiği 100 temel eserin içinde “Sokakta” romanıyla Bahaeddin Özkişi’nin geniş bir Türk okuyucusunun karşısına çıkması geldi. Acaba Şevket Arı ve kitapları da gün gelir de böyle keşfedilip, edebiyatseverlerin karşısına çıkar mı diye düşündüm.


Tags: Untagged
Hits: 842
Rate this blog entry
0 votes

Kanuni Döneminde Bir Avusturya Sefirinin Türkiye Gözlemleri

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazar, 28 Kasım 2010
in Oğuzhan SAYGILI
Oğuzhan Saygılı[*]

turkiyeyi-boyle-gordumKitap okumayı alışkanlık haline getirdiğimden beri okuduğum alanların içerisinde sosyal bilimler genellikle köşe başını tutar. Tarihi kaynakların içerisinde de –tarihi araştırma ve akademik çalışmaların zihni daha fazla yorduğundan olsa gerek- bahse konu olan dönemin olaylarını yaşayan kahramanların, tarihi kişiliklerin hatta şahitlerin yazmış olduğu günlük, mektup, hatıra, seyahatname türü kitaplar oldukça ilgimi çeker. Türklerin yüzyıllardır sözlü geleneğinin çok kuvvetli olmasına rağmen; “yazı” ile arasında soğuk savaşın devam ettiğini söyleyebiliriz. Son 150 yıldır modernleşme ve sanayileşmenin sonucunda okur-yazar Türklerin şiir ve mektubun dışındaki alanlara el atması ve kayda değer birçok başarı elde etmesi şüphesiz sevindirici bir durumdur. Hal böyle olunca yabancı seyyah, diplomat, gazeteci ve ajanların; Türklerin kültürü, askerî, siyasî, dinî ve gündelik yaşamları hakkında yazdığı eserlerin vazgeçilmez önemde olduğunu belirtebiliriz.


Tags: Untagged
Hits: 1085
Rate this blog entry
0 votes

Tanburî Cemil Bey Çalıyor Eski Plakta

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazar, 26 Aralık 2010
in Oğuzhan SAYGILI

 Oğuzhan Saygılı [*]

TANBUR_CEMLN_HAYATI Geçen asrın en büyük müzik dehalarından Tanburî Cemil’in hayatının anlatıldığı “Tanbûrî Cemil’in Hayatı” adlı biyografi, sanatçının oğlu Mes’ud Cemil Bey tarafından hazırlanır.[1] Önce, 1946 yılında Vakit gazetesinde tefrika edilir, gördüğü alaka üzerine genişletilerek ilk kez 1947’de kitap olarak yayımlanır. Kitabın ilk basımı neşredildiği zaman Türk edebiyatının en önemli kalemlerinden Refik Halid Karay müellifiyle hem tanışıp hem de tebrik etmek için radyoevine Mes’ud Cemil’in yanına kadar gelir.(s.27) Söz konusu eser, yarım asır gibi bir zaman diliminden sonra, yaşayan önemli hattatlarımızdan, akademisyen Uğur Derman’ın girişimiyle ilk yayımlanan kitaba göre[2] –özüne dokunulmadan- içerik olarak daha dolgun bir şekilde 2002’de yeniden yayınlanır.

 Mes’ud Cemil Bey, babası öldüğünde 14 yaşındadır. Babası hakkındaki gözlemleri kendisinin çocukluk yıllarına denk gelir. Çocukluk hatıralarında babasının son yıllardaki ruh hâli, arkadaşları ile ilişkileri, mesleki ve aile hayatı hakkındaki gözlem ve tespitleri; babasının öğrencilerinden, arkadaşlarından ve akrabalarından dinlediği hatıralar ve mektuplar Tanburî Cemil portresinin daha sağlıklı ve güçlü olmasına vesile olur. Ayrıca kendisinin de bir müzisyen ve sanat erbabı olması[3], edebi dilinin güçlü olması bu çalışmayı özgün kılar. Kitapta Tanburî Cemil’in yakınları ve arkadaşlarıyla çektirdiği fotoğraflar ve tanburu, plakları ve evinin birçok fotoğrafı bulunmaktadır. Kitabın sonunda Cemil Bey hakkında yazılan şiir, mersiye, mektuplar ve genişçe hazırlanan “Tanburî Cemil Bibliyografyası” esere daha canlılık kattığını söyleyebiliriz.


Tags: Untagged
Hits: 1208
Rate this blog entry
0 votes

Bosna’da Türk Kültürünün İzleri

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 11 Ekim 2010
in Oğuzhan SAYGILI
Bosna’da Türk Kültürünün İzleri

Oğuzhan Saygılı[*]

Osmanlı Devleti’nin “Hasta adam” olarak yatağa düşüp sonunun geldiği zamana kadarki yaşadığı felaketler unutulacak cinsten değildir. Savaşlardaki yenilgiler, meydan savaşında galip gelip masa başında kaybetmeler, kurşun atmadan teslim olunmalar, toprak kayıpları neredeyse kader haline gelir. Anadolu’dan başka gidecek yeri olmadığını düşünenlerin İstiklâl Savaşı’na dört elle sarılması bu yüzden olsa gerektir. İlber Ortaylı, Sakarya Savaşı’ndaki subay kadrosunun neredeyse yüzde 60’ının Balkanlardan dayak yiyerek, yüzyıllardır yaşadığı yerleri, evleri barklarını terk ederek gelenler olduğunu bir kitabında yazmıştı. Özellikle Balkanlardan tabiri caizse kovulma, o dönemi yaşayanların hafıza ve kişiliklerinden asla silinmemiştir. Öbür taraftan ardı sıra yapılan savaşlar, tehcirler, mübadele derken yaşanılan acıların kaydı ve yası tutulamamıştır. Genç kuşaklara da kaybedilen topraklarımızdan dolayı her yıl ülke haritasının değiştirildiği aktarılamamıştır. Son yıllarda ibrenin tersine doğru dönmekte olduğunu söyleyebiliriz. Yaşanılan toplumsal travmanın yası kuşaklar sonra tutulmaya; verilen can, akıtılan kan ve gözyaşının sebebi adeta sorgulanmaya başlanılmıştır. Bu kanaate varmamızı sağlayan saikleri de şöyle sıralayabiliriz: Özellikle son on yılda o dönemi anlatan tarih kitaplarının sayısında artış olduğunu yayıncılar belirtir. Kitapların ana fikri de yön değişmek zorunda kalmıştır. Milletimizin savaşlardaki kahramanlık ve fedakârlıktan daha ziyade insan ve toprak kayıplarımızın ne kadar olduğu sorulmaya ve sorgulanmaya başlanılmıştır. Çanakkale Şehitliği ve Sarıkamış’ı ziyaret edenlerin her geçen yıla göre arttığını yetkililer söylüyor. Konu olarak Balkanlardaki hüzünlü geri çekilişimizin hikâyesini anlatan televizyon dizileri geniş halk kitlelerince izlenmeye başlanılmıştır. Evlad-ı Fatihan topraklarına kültür turları düzenlenerek ecdadın yaşadığı yerleri yerinde görmeye gidenlerin her geçen gün arttığını belirtebiliriz. Akademisyenlerin de Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkan ayağını konu alan araştırmalarını yaygınlaştırmaya başladığını söyleyebiliriz. 

 


Tags: Untagged
Hits: 1340
Rate this blog entry
0 votes

Sakıp Sabancı’dan Hayat Okulu Dersleri

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazar, 31 Ekim 2010
in Oğuzhan SAYGILI
sakip-sabanci

Oğuzhan Saygılı[*]

Biyografi kitaplarının kahramanlarının kâhir ekseriyetinin okul hayatındaki başarısı hemen dikkat çeker. Öğretmenlerin “adam olacak çocuk”u derslerdeki notundan, başarısından, sorduğu sorulardan anladığını, hissedebildiklerini söyleyebiliriz. Gel gör ki öbür yandan okul hayatında başarılı olamamış hatta okul hayatı yok denilecek kadar az olanların içerisinden ne deryaların ne beyinlerin ne cevherlerin çıktığına da şahidiz. Bir eğitimci olarak okuduğum biyografi kitaplarından sonra sınıftaki öğrencilerin ahvaline bakıp “adam olacak çocuk” tahmini yapmanın zorluğunun farkına vardım. Okulda eğitim-öğretim boyunca öğreneceği bilgi, beceri ve davranışları daha sonraki dönemlerde kazananların hayat okulundaki başarısı artmaktadır. Türk Sanayicilerinin seçkin örneklerinden merhum Sakıp Sabancı da sağlık şartları [1] ve -o dönemki kendince makul şartlar dolayısıyla- liseden ayrılarak okul hayatına son verir. Sakıp Sabancı, ömrünün ilk 52 yılını, babası Hacı Ömer Sabancı’nın kişiliğini, iş hayatını, Sabancı Holding’in kuruluş hikâyesini, Sabancı Holding’in başarısını yazmış olduğu ilk kitabında anlatır. [2]

 

Tags: Untagged
Hits: 1143
Rate this blog entry
0 votes

Telefonun Mucidi Graham Bell Hakkında Biraz Malumat

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Perşembe, 15 Temmuz 2010
in Oğuzhan SAYGILI
graham-bell

Oğuzhan Saygılı[*]

Okuma yolculuğumda biyografi, otobiyografi kitaplarından oldukça zevk almışımdır. Hele de ansiklopedilere giren fikir, devlet, bilim, düşünce insanı, sanatçı ve mucitlerin yaşantısı hep ilgimi çekmiştir. Tarihte isim bırakmanın, başarılı bir şekilde anılmanın ipuçlarını bu kitaplar hemen vermektedir. Ülkemizdeki gençlerin ve öğrencilerin hatta aydınların dahi gerek bireysel gerek toplumsal özgüven sıkıntısı yaşadığı bu dönemlerde bu tarz kitapların ilaç gibi geldiğini söyleyebiliriz. Biyografi ve otobiyografi geleneğinin ülkemizde Batı ve Avrupa ülkelerindeki kadar canlı olmadığını ama her geçen gün bu tarz kitapların okuyucu karşısına çıktığını birçok yayıncı belirtmektedir. TÜBİTAK Yayınları bilim dünyasında isim yapmış ve mucit kişilerden bazılarının hayat hikâyesinin anlatıldığı “Yaşamöyküsü Dizisi” kategorisinde kitaplar yayımlamaya yıllar önce başlamıştı. Bu diziden daha önce “Elektrik Çağının İcadı: Edison” isimli kitabını okumuş ve bir yazı hazırlamıştım. Telefonun mucidi Alexsander Aleck Graham Bell’in yaşamıyla ilgili bir kitapla[1] okuduklarımı paylaşmak istiyorum.

Tags: Untagged
Hits: 1380
Rate this blog entry
0 votes

Halep’te Adım Adım Osmanlı’nın İzinde

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 16 Ağustos 2010
in Oğuzhan SAYGILI
Oğuzhan Saygılı [*]

halep_sinanGeçen hafta 9 Ağustos 2010 günü Gaziantep Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde bir etkinliğe katılmıştım. Haftanın kitabı ve yazısını bu katıldığım toplantı belirledi. Türkiye-Suriye Bölgelerarası İşbirliği Programı kapsamında Gaziantep Üniversitesi tarafından yürütülen “Halep’te Osmanlı Döneminde İnşa ve Tadil Edilen Mimari Eserlerin Envanteri” projesi sonucunda ulaşılan bilgi ve fotoğraflardan oluşan kitap ve belgesel filmin tanıtım toplantısına yetiştim. Projenin koordinatörü Akademisyen Halil İbrahim Yakar projenin ve kitabın hazırlanma sürecini, kitabın gelecekteki muhtemel fonksiyonlarından ana hatlarıyla açıklamalarda bulundu. Toplantı Protokol konuşmalarının dışında, kitabın hazırlanmasında emeği geçenlere plaket verilmesi, hazırlanan belgeselden kısa bir takdim sunulması ve toplantıya katılanlara kitap ve belgeselin hediye edilmesiyle sona erdi.


Tags: Untagged
Hits: 1523
Rate this blog entry
0 votes

Erzurum Fıkraları

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 20 Eylül 2010
in Oğuzhan SAYGILI
Oğuzhan Saygılı[*]

 erzurunfkralarDergâh Yayınevi’nin Erzurum Kitaplığının 15. eseri olarak, birkaç yıl önce yayınlanan “Erzurum Fıkraları” isimli kitaba değineceğim.[1] Bu derlemenin hazırlayanları olarak Mehmet Zeki Kılıç ve Yaşar Atnur’un isimleri zikrediliyor. Eğer yanlış anlamadıysam; Mehmet Zeki Kılıç, kitabı kendisi hazırlamış ve bu çalışmasını yaparken de Yaşar Atnur’un önemli katkılarından dolayı nezaketen bu derlemeye ismini vererek onu ortak etmiştir.

Eser; Sunuş, Önsöz, Giriş, Bibliyografya, Kaynakça bölümlerinin dışında iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Fıkra hakkında genel bilgiler ve tarihi süreç içerisinde fıkralar anlatılmaktadır. Birinci Bölümü, fıkranın diğer edebi türler ile münasebetleri, konusuna göre fıkralar, genel fıkralar ve Erzurum fıkralarının tasnif edilmesi gibi konular oluşturur. İkinci Bölümde ise Erzurum’a ait olduğu tespit edilen fıkralardan 330 tanesi bulunmaktadır.

Tags: Untagged
Hits: 1342
Rate this blog entry
0 votes

Mustafa Kemal Paşa’nın Can Yoldaşı: Ali Çavuş

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 07 Haziran 2010
in Oğuzhan SAYGILI
Oğuzhan Saygılı[*] 

alicavusGeçtiğimiz yıllarda yayımlanan[1] eserin yazarı -gazeteci Zeynel Lüle’nin dedesi- Ali (Metin) Çavuş, 3 Temmuz 1919 yılından 1925’e kadar Mustafa Kemal Paşa’nın emir başçavuşu olarak neredeyse geceli gündüzlü, birçok tarihi olayın tanığı olarak Paşa’nın yanında bulunur. Bahse konu olan dönem itibariyle merhumun hatıraları 1962’de Yeni Gün gazetesinde Selim Kemal Keydul’un imzasıyla “Erzurum’dan Ankara’ya Adım Adım Mustafa Kemal” başlığıyla tefrika edilir. 1967’de Ziya Oranlı’nın “Atatürk’ün Şimdiye Kadar Yayınlanmamış Anıları” isimli eser olarak, 2000’li yıllarda Murat Bardakçı’nın yönetiminde çıkan Hürriyet Tarih ekinde yazı dizisi “Ali Çavuş’un Anıları” olarak yayımlanır. Daha önceki yıllarda muhtelif boyut ve içerikte yayımlanan bu hatıralar gazeteci Zeynel Lüle tarafından tekrar gözden geçirilip bazı eklemeler yapılarak 2008 yılında yayın dünyasında yerini alır.

 


Tags: Untagged
Hits: 1882
Rate this blog entry
0 votes

Elektrik Çağının Mucidi: Edison

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 14 Haziran 2010
in Oğuzhan SAYGILI
edison

Oğuzhan Saygılı[*] 

‘Thomas Alva Edison kimdir?’ sorusuna, ansiklopedilere son yıllarda da internete bakınmadan “ampulü icat eden bir bilim insanıdır”ın dışında cevap veremeyenler kategorisinde olduğumu düşünüyordum. Oysaki Edison hakkında birçok soru zihnimi kurcalamaktaydı. Bu bilim adamı mıdır? Nasıl bir mucit haline gelmiştir? Ampulü bulana kadar hangi aşamalardan geçmiştir? Hangi ülkede yaşamıştır? Nasıl bir kişiliğe sahiptir? Bilim insanlarının çocukluğu nasıldır acaba? Bu ve buna benzer soruların cevabına başlıkta ismi verilen kitabı okuyarak büyük oranda ulaşmaya çalıştım.[1] Öğrenci ve gençlerimizin doğru modele ulaşamama sıkıntısı çektiği bir dönem itibariyle dünya mirasına katkıları olan bu mucit bilim insanlarının yaşantısından -dinlemek isteyen kulaklara, izlemek isteyen gözlere -ibretlik dersler olduğunu düşünüyorum.


Tags: Untagged
Hits: 2496
Rate this blog entry
0 votes

Bazı Başarılı İşadamlarımızın Hayat Öyküleri

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 29 Haziran 2010
in Oğuzhan SAYGILI
basariyayuruyenlerOğuzhan Saygılı[*]

Ülke ekonomisine katkı sağlayan, üretimi ve istihdamı artıran, ülkemizin yurtdışında tanıtımına vesile olan sanayici ve işadamlarımızın bazılarının hayat hikâyelerine kulak vermek ister misiniz? Cevabı evet olanlara Süleyman Doğan'ın geçtiğimiz yıllarda yayımlanan "Başarıya Yürüyenler" isimli kitabını salık veririm.[1]

Kitaba geçmeden önce Süleyman Bey hakkında kendisini bilmeyenler için birkaç cümle de olsa bahsetmek durumundayım. Yazar, eğitimci, akademisyen ve gazeteciliği birlikte yürütmeye çalışan çok yönlü bir aydındır Süleyman Bey. Birçok gazete ve dergi de yazıları yayımlanan Doğan’ın bildiğim kadarıyla Önce Vatan gazetesinde yaklaşık 5 yıldır kültür, sanat ve kitaplar üzerine yazılar yazmaktadır. Aynı zamanda Yıldız Teknik Üniversitesinde öğretim üyesi olarak da öğretim üyeliğini yürütmektedir.

 


Tags: Untagged
Hits: 1964
Rate this blog entry
0 votes

Saatin Tarihine Bir Yolculuk: 1300-1700

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 01 Haziran 2010
in Oğuzhan SAYGILI
zamanmaknesi“Dünya Nüfusunun İktisat Tarihi”, “Yelken ve Top”, “Fatihler, Korsanlar ve Tüccarlar”, “Akdeniz Dünyasında Para, Fiyatlar ve Medeniyet”, “Silahlar ve Avrupa Sömürgeciliği” gibi Türkçeye çevrilen eserleriyle tanıdığımız, dünyaca ünlü, İtalyan iktisat tarihçisi Prof. Carlo M. Cipolla’nın önemli bir eseri hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. Türkçeye çevrilen eserlerinin çoğunluğu gibi “Zaman Makinesi: Saat ve Toplum (1300–1700)” eseri de kendisi öldükten sonra Türk okurunun karşısına çıkabilmiştir.[1]

Yazar, bahse konu olan zaman diliminde saatin hem “Doğu” hem de “Batı”daki seyri hakkında doyurucu bilgi vermektedir. Saat üreticilerinin asıl mesleklerinden, kullanım alanlarına, hangi tarihlerde hangi ülkelere saat ihraç edilmesinden, her zaman yenilenen, geliştirilen saatlerin fiziksel özelliklerine kadar ayrıntılı malumat içermektedir. Cipolla, bunun dışında daha çok olgular üzerine kafa yorar. Bu mealde birçok soruyu irdelemeye çalışır. Örneğin “Saat neden doğuda değil de Avrupa’da gelişti?”, “Çinde saate neden oyuncak gözüyle bakılmıştır?”, “Japonlar neden kendilerine özgü saat yapmıştır?” gibi sorulara cevap aramaya çalışır. Özellikle sanayi devrimine giden süreçte saat gibi onlarca teknik aletin gün yüzüne çıkması, bunların her geçen geliştirilmesi gibi birçok olgunun sanayi devrimine etkisinin göz ardı edildiğini vurgular. Zamanı daha verimli kullanmaya yönelik batı insanın rahatsızlığının daha iyi saatler yapmaya ittiğini belirtir satır aralarında.


Tags: Untagged
Hits: 1813
Rate this blog entry
0 votes

Karanlığın Rengini Beyaza Çeviren Kardeşler

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 17 Mayıs 2010
in Oğuzhan SAYGILI
Karanligin-Rengi-Beyaz-ikinci-Baski-On-Ve-Arka-Kapak

KARANLIĞIN RENGİNİ BEYAZA ÇEVİREN KARDEŞLER:

KERİM VE SELİM ALTINOK

Oğuzhan Saygılı [*] 

Yerli başarı hikâyelerini anlatmaya devam edeceğim. Haftanın yazısı ve kitabı olarak görme engelli ikiz kardeşler Kerim ve Selim Altınok’un “Karanlığın Rengi Beyaz” isimli otobiyografisine atıfta bulunacağım.[1] Ne mutlu ki kitaplaşması gereken yaşamlardan iki ömür daha kayıt altına alınmıştır. Kerim ve Selim Altınok kardeşlerin yaşam öyküsü ilk kez 2006 yılında yayınlanmasına rağmen ben birkaç hafta önce haberdar olabildim. Sözü uzatmadan altın kardeşlerin özgeçmişiyle yazımıza başlamak istiyorum.

 


Tags: Untagged
Hits: 1281
Rate this blog entry
0 votes

Sağır ve Âmâ Bir Çocuğun Başarısı: Pedagog Helen Keller

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 12 Nisan 2010
in Oğuzhan SAYGILI

Yazan : Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir [*]

HELENKELLER2Ülkemizde engelli sayısının hiç de az olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu kaderin ortak yolcularının yaşam standartlarında, sosyal devlet ilkesi gereğince her geçen gün bir nebze rahatlama olmakla beraber çok ciddi sorunlar yaşandığı muhakkaktır. “Ateş düştüğü yeri yakar. misali engellilerin yakınları ve onların eğitimiyle ilgilenenler dışındakilerin çoğunluğu bu durumdan bihaber yaşamaktadır. Bundan dolayı empati kurmakta zorlanıyoruz. Sorunların çözümüne yönelik daha hızlı, kararlı ve keskin adımlar atılmıyor.[1] Bütün olumsuz şartlara rağmen gerek ülkemizde gerek dünyada çok çalışarak “Başarılı Engellilerlistesine girip, tarihe adını altın harflerle yazdıranların sayısı hiç de az değildir. Bu kahramanların tarihe yazılış biçiminde bir avuç inanmış kişi çok çalışır. Kimisi böylesi insanların filmini çekerek, kimisi türküsünü yakarak adından bahsettirir, kimi engelli de kendi yaşadıklarını yazarak adeta tarih yazıcılığına soyunur.

 


Tags: Untagged
Hits: 1529
Rate this blog entry

Sırça Köşkün Masalcısı: Kemalettin Tuğcu

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 10 Mayıs 2010
in Oğuzhan SAYGILI
Oğuzhan Saygılı [*]

sircakoskunmasalcsiTürk Çocuk edebiyatının zirve isimlerinden Kemalettin Tuğcu, gerek yaşadığı  gerek ölümünden sonraki dönemlerde roman ve hikâyelerinin niteliği ve niceliğine göre meslektaşlarından daha fazla kamuoyunu işgal etmiştir. Özellikle 50’li yıllardan günümüze kadar çocuk yaşlarda okumayı alışkanlık haline getirenlerin kahir ekseriyeti ve günümüzdeki birçok şairin, gazetecinin, aydının ve yazarın yazma serüveninde Tuğcu’nun inkâr edilemez katkısı olmuştur. Yazdığı kitaplarla okur-yazar kitlesini bu kadar etkileyen, edebiyat camiasında tahmin edilenin üzerinde ses getiren; yazdığı eserlerin sayısının birkaç yüzlere ulaştığı[1] bu kalemin ilginç yaşamöyküsünü daima merak etmişimdir.

Kemalettin Tuğcu’nun kardeşinin çocuğu ve aynı zamanda da yazar olan Nemika Tuğcu’nun üst başlıkta ismi verilen yazarın biyografisini elimden geldiği kadar, dilimin döndüğünce anlatmaya çalışacağım. [2]

 


Tags: Untagged
Hits: 879
Rate this blog entry
0 votes

Kimi Kime Karşı Savunuyoruz?

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Çarşamba, 30 Aralık 2009
in Vefa LÖK ün Yazıları

(Kim kimler üzerinden NE kazanıyor?) Aslında bu yazıda engelliler için yapılan bağış kampanyalarının körüklediği yangınlardan bahsedecektim. İnsanların kolaya kaçıp bir sms atarak destek verdiği bu oluşumların bireysel ve toplumsal hayattaki derin rahatdilenci.jpgçatlakları nasıl büyütüp, birer uçurum haline getirdiğini yazacaktım. "Düşünün..." diyecektim okuyanlara. "Hayal edin ki nehrin öte tarafındasınız. Kıvırcık kızıl saçlarınız var. Birilerinin, kıvırcık kızıl saçlılar adına nutuklar atıp, bağış topladığını hayal edin. Ömrünüz boyunca gazetelerde, televizyonlarda, panolarda, marketlerde heryerde sizin gibi olanlara dair duygu sömürüsü yapıldığına şahit olduğunuzu varsayın. Saçlarınız yüzünden adeta yardıma muhtaç konumda alıgılandığınızı düşünün. Üzerinize yığılan etiketleri tasavvur edin..." 

Sorularım vardı sizleri muhasebeye davet eden.. : "Yıllardır -tekerlekli sandalye alalım- denerek ısrarla devam eden kampanyalardaki bağış miktarı toplamda nedir? Bu para kaç sandalye eder? Kaç sandalye alınmıştır? Kaçı verilmiştir? Engellilerin yüzde kaçı tekerlekli sandalye kullanır? Kaç kişinin sandalye ihtiyacı vardır? Hangi şehirlerimizde kaldırımlar, geçitler, ulaşım araçları, sosyal tesisler, okullar, kurumlar ve akla gelebilecek diğer yerlere sandalyeli birinin girmesi serbesttir? Sandalyeler sihirli değilse, nasıl bu engelleri aşacaktır?... "

Lütfen biraz daha zorlayın beyin hücrelerinizi diyecektim. Manşetleri hayal edin. "Kıvırcık kızıl saçlıların da bir yaşam merkezi olsun!"... "Sizin de desteklerinizle onlar için bir kompleks kuracağız!".. Bunu duymak bile sizi şimdiden "komplekse" sokmuyor mu? Nasıl da coşup köpükler saçarak kabarıyor aranızdaki nehir! Değil mi? Hissedebiliyor musunuz sıcağı? 

Ama.. Vazgeçtim. Vazgeçtim, çünkü bilip de görmek istemediğim o manzaraya yukardan baktım.. Ve nehrin iki yanında gördüm ki, çoğu kişi memnun, oldukları yere kök salmışlar, çoktan orman olmuş heryer. Yangına gagasıyla su taşıyan serçeler de vardı. Ama nafile! Ve kabahatin büyüğü toplumda diyerek sürekli toplumu uyarmak, bilgi vermek de beyhude bir iş. 

Sizi Türkiye İstatistik Kurumunun 2002 de yaptığı önemli bir araştırmadan kısacık bir bölümle başbaşa bırakıyor ve sesimi kısıyorum.. 

Özürlülerin Kurum ve Kuruluşlardan Beklentileri (DİE 2002 Araştırması)

Araştırma döneminde özürlü olan kişilerin kamu kurum ve kuruluşlardan en önemli beklentilerine ilişkin bilgiler alınmıştır. Bu çalışmaya göre özürlülerin en önemli beklentilerinin parasal katkı (% 61.22) olduğu gözlenmektedir. Parasal katkı yapılmasını isteyen özürlülerin oranı kırda % 68.03 iken kentte % 55.28’dir. Özürlü erkeklerin %59.34’ü, kadınların ise % 63.76’sı kurum ve kuruluşlardan parasal destek istemektedir.


Tags: Untagged
Hits: 2101
Rate this blog entry
0 votes

Sıradışı Bir Başarı Öyküsü: Sol Ayağım

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 16 Mart 2010
in Oğuzhan SAYGILI
    Oğuzhan SAYGILI
  
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 İrlandalı şair, ressam ve aynı zamanda bir yazar olan Christy Brown’un, kendi hayat hikâyesini anlattığı “Sol Ayağım” adlı otobiyografik romanı 22 yaşındayken yayınlanır. Kendisi öldükten sonra da hayat hikâyesinin filme uyarlanmasıyla Brown’ı canlandıran Daniel Day-Lewis’e en iyi aktör, annesini canlandıran Brenda Fricker’e ise en iyi yardımcı Oscar kadın ödülü kazandırır. Film sayesinde de dünyada adını çok duyuran bu eser, ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığı ilköğretim çağındaki öğrencilere okutulmasını uygun gördüğü 100 temel eser arasındadır. Müellifini ve yaşadıklarını merak duygusuyla okumaya başladığımızda insanın isterse neler yapabileceğini, başarıda sınır tanımayacağını anlatan bu eseri[1] sizlere anlatmaya çalışacağım.

 


Tags: Untagged
Hits: 1821
Rate this blog entry
0 votes

EBİLTET II. Kök Hücre Sempozyumu İzlenimlerim

Posted by Alper Kaya
Alper Kaya
Alper Kaya has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazar, 28 Mart 2010
in Yazi Ve Makaleler
ebiltet
EBİLTET II. Kök Hücre Sempozyumu, Ege Üniversitesi Bornova yerleşkesi,

Prof Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezi’nde 23 Mart 10, Salı günü gerçekleştirildi.

EBİLTET II. Kök Hücre Sempozyumu'nun ikincisi olan bu sempozyumda, sektörel ve akademik buluşmayı sağlayarak, katılımcıların kök hücrelere her iki pencereden de bakması hedeflenmekte.

Katılımcılar, sempozyumda Türkiye'de gerçekleştirilen çalışmalar başta olmak üzere, kök hücreler konusunda güncel çalışmalardan ve yeni ufuklardan haberdar olma imkânına sahip oldular.

Tags: Untagged
Hits: 1314
Rate this blog entry
0 votes

Jetonlu ve Kokulu Harikalar Kumpanyası

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Çarşamba, 27 Mayıs 2009
in Vefa LÖK ün Yazıları
elpara.jpg
Birkaç engelliyi birarada görünce neler hissedersiniz? Hayalinizdeki sakat, özürlü veya engelli imgesi neye benziyor?

Televizyonlarda, gazetelerde, radyolarda, internette vesaire... Engellilerle ilgili başlayan her konuşmanın sonu nereye varıyor? Bütün o yoğun propagandalardan sonra, artık leb demeden leblebiyi anlayacak konuma mı getirdiler sizi? Evet, tabii ki uyuştu beyniniz, tabii ki bu konuda ustaca yönledirildiniz! Ve onlar daha anlatmaya bile başlamadan ellerinizi çoktan cebinize atmış oluyorsunuz!

Çünkü dünyanın daha güzel daha eşit olması gerek. Çünkü size işaret edilen bazı kişiler gerçekten yardıma muhtaç durumdalar. Çünkü doğru olan bu. Çünkü...


Tags: Untagged
Hits: 3170
Rate this blog entry
0 votes

Yaşatamıyoruz, O Halde Yaşam Kalitesini Yükseltelim

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Cumartesi, 19 Eylül 2009
in Yazi Ve Makaleler
Bugün güzel bir gün.. Son zamanlarda beni eski bayram günlerinde olduğu kadar sevindiren bir olayı paylaşarak bayramınızı tebrik edeyim.

Facebook ortamını oldum olası sevmedim. Hatta 2 yıl önce birkaç gün oyalandıktan sonra hesabımı da kapatmıştım. Geçenlerde 27 yaşında bir ALS hastamızın yürümesi bozulunca ve bir kolunda güç kaybı  başlayınca sağlık kurulu raporu için gittiği hastanede akülü tekerlekli sandalye vermemişler (!) Gavur memleketlerinde özellikle ALS hastaları için üretilmiş powerchair standarttır:.

O öfkeyle Facebook hesabımı etkinleştirdim, eski arkadaşlarla görüştüm, ALS MNH Türkiye grubu kurduk, kısa zamanda 400 küsur üyeli bir grup olduk. "Yaşatamıyoruz o halde yaşam kalitesini yükseltelim" konulu bir etkinlik başlattık.
Belmo marka Akülü tekerlekli sandalye (yerli malı)  fiyatı 2000 Tl. 2000 /400 = 5 tl üye başına düşen miktar. 10 gün içinde birbirini ve beni sadece sanal ortamdan tanıyan pek çok insanın katkısı ile para toplandı, bugün öğle saatlerinde akülü tekerlekli sandalye sahibine teslim edildi.
Günlüğüme şöyle yazmışım: 
"Bugün mükemmel bir gün! Insana, iyiliğe, geleceğe, dostluğa dair umutlarımızı tazeledik. Hepinize gönülden teşekkürler! dralperkaya.jpg
Hayat devam ediyor, kimi bayramda yurtdışı seyahati yapıyor kimi tekerlekliye oturuyor... Tekerlekli sandalyeye oturdugum günler geldi gözlerimin önüne. Bayram şöyle dursun, kendime ağıt yakıyordum. O zamanlardaki dostlarımın maddi-manevi desteklerini asla unutmadım. Bu başlık başka bir yazıya konu olacak...  "
Bundan güzel bayram olur mu?
* Banka hesap numarası veren dostumuz, 3 ay önce 40 yıllık eczacı eşini ALS ye kurban verdi. "Siz izinsiz para topluyorsunuz" diyenlere verdiği cevap çok anlamlıydı: "Bürokrasiyle kaybedecek zaman yok, gerekirse hapis yatarım. Orada insanlar evlerine kapanıp ölüyorlar, siz neler diyorsunuz? "
** Haydi kızlar okula Facebook grubunun 23000 üyesi var, toplam 85 $ toplanmış???
*** Chicago da yapılan geleneksel Les Turner ALS vakfı yürüyüşüne 5000 kişi katıldı, ben de sanal olarak Dr Hande Özdinler'in ekibinde yürüdüm:)
https://ssl.charityweb.net/lesturnerals/Walk4Life/northwesterndreamteam.htm
 
650.000 $ toplandı, araştırma fonuna bağışlandı.:))
 
Bugün mükemmel bir gün! Insana, iyiliğe, geleceğe, dostluğa dair umutlarımızı tazeledik.

Sevgilerimle
Alper Kaya



 

Tags: Untagged
Hits: 2277
Rate this blog entry
0 votes

Özgürlük

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Çarşamba, 21 Ekim 2009
in Yazi Ve Makaleler
http://onlararamizda.files.wordpress.com/2009/05/gezgin-dergisi1.jpg?w=225&h=300Benin adım Hüseyin Can. Ben ailemizin en küçük çocuğuyum. Benden büyük iki erkek kardeşim var. Onlar benden sekiz ve on yaş daha büyükler. Anlayacağınız, annem ve babam tam “oh be, çocukları büyüttük” derken, ben varlığımla onlara sürpriz yapmışım.

Bebeklik ve ufak çocukluk dönemimi pek hatırlamıyorum. O zamanlardan aklımda kalan annemin, babamın ve ağabeylerimin beni çok sevdikleri ve kendimi huzur ve güvende hissetmemdir.

Ben hep neşeli bir çocuk olmuşumdur. Birisi bana gülümsediği zaman, ben de hemen karşılık veririm. Yanaklarım da tombul tombul olunca, dışarıda yabancılar bile şirinliğime dayanamaz ve gelip beni hemen severlerdi ve genelde hep yanaklarımı sıkarlardı. Bundan da hiç hoşlanmazdım.

Beş yaşıma kadar birkaç tane bebek arabası eskittim. O zamana kadar annem nereye giderse beni de yanında götürürdü. Bir süre sonra bebek arabalarına sığmaz oldum. Ondan sonraki yaklaşık iki sene, bir zorunluluk olmadıkça, annem beni yanında götürmemeye başladı. Evde zaman geçirmeye alışık olmadığım için, bu dönem benim için çok zor geçti. Aynı zamanda annem de bir yere gidemez olmuştu. Yakın çevremizde bana bakacak kimse yoktu. Bu dönemde sık sık annemle babamın tartışmalarına şahit oldum. Annem babamdan tekerlekli sandalye diye bir şey almasını istiyordu. Babam ise “ben çocuğumu onunla dışarıda gezdirmem” diye itiraz ederdi. Anladığım kadarıyla bu tekerlekli sandalye pahalı bir şeydi. Yoksa benim tanıdığım annem, çoktan bir yolunu bulmuş ve onu bana temin etmişti. Tekerlekli sandalyenin ne işe yaradığını, ben o zamanlar anlayamamıştım.

Kaynak ve Devamı İçin Tıklayın  


Tags: Untagged
Hits: 2053
Rate this blog entry
0 votes

SAVAŞ (Engelli bir Çocuğun Günlüğünden)

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 29 Aralık 2008
in Yazi Ve Makaleler
Ağır engelli bir spastik çocuk kendini ifade edebilseydi, bize acaba neler anlatırdı? Buyrun okuyun
Tags: Untagged
Hits: 2891
Rate this blog entry
0 votes

Ulu Çınar'dan Komşu Fidana Bir Öğüt

Posted by Alper Kaya
Alper Kaya
Alper Kaya has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 19 Ocak 2009
in Yazi Ve Makaleler

cinaragac.jpgSevgili dostlar,

Bir kardeşimiz genç yaşta benim hastalığıma [ ALS ] yakalanmış. Hayattan ümidini kesmiş, çok derin bir depresyon yaşıyor. İnancını yitirmiş durumda,  kendisini eve kapatmış. Bir mucize görmezse canına kıyacağını söyleyip duruyor. Kendisine bir şiir yazdım, şiirden sayılırsa, sizinle paylaşıyorum.

Sevgilerimle
Dr Alper Kaya


Tags: Untagged
Hits: 2274
Rate this blog entry
0 votes

Önemsiz İşler

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 26 Mayıs 2009
in Yazi Ve Makaleler
powerbutton.jpeg
Bugün, bilgisayarımı kendim açtım. Daha doğrusu, yanlışlıkla birkaç uygulamayı aynı anda başlattım ve ekranda herşey dondu. Mouse bile hareket etmez oldu. "Eeee ne varmış bunda. Ctrl-Alt-Del yaparsın olmadı, reset atarsın. O da olmadı güç düğmesine basılı tutarsın kapanır bilgisayar... " dediğinizi duyar gibiyim.

O iş öyle olmuyor... En azından ben bunların hiçbirini yapamam. Düşünün, gece herkes yattıktan sonra şöyle gecenin sakinliğinde kulaklıkları önceden taktırmışım, fazla sıvı almamışım, her ihtimale karşı Elçin yatmadan önce tüm ihtiyaçlarımı yaptırıp iyi geceler öpücüğü vermiş ve uyumaya gitmiş, Ece zaten erken yatıp erkenden kalkıyor. Ben de gecenin keyfini çıkarıyorum, müzik dinliyorum, notlar yazıyorum… Birden pat diye bilgisayar kilitleniyor. Yapılacak tek şey, oturduğum yerde, elimde işe yaramayan bir mouse ile uyuklamak. Ya da evde mışıl mışıl uyuyanlara "hey millet, şuna bi reset atıverin hayrına" diye ufaktan mırıldanmak. 

Tags: Untagged
Hits: 2456
Rate this blog entry
0 votes

3 Aralık Dünya Sakatlanma Günü

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Çarşamba, 26 Kasım 2008
in Vefa LÖK ün Yazıları

sakatlanmak.jpg

3 Aralık Engelliler Günü’nün Tarihçesi : 1992 yılında Birleşmiş Milletler aldığı bir kararla, 3 Aralık gününü "Uluslararası Engelliler Günü" olarak ilan etti. Bu kararın ardından BM İnsan Hakları Komisyonu 5 Mart 1993 tarihli ve 1993/29 sayılı bildirisi ile üye ülkelerce 3 Aralık gününün "engellilerin topluma kazandırılması ve insan haklarının tam ve eşit ölçüde sağlanması" amacıyla tanınmasını istedi. Ve o günden beri, 3 Aralık "engelliler günü" olarak bilinmektedir.

Daha sağlıklı bir toplum ve daha adil bir düzen sahibi olma yolunda; Her 3 Aralık’ta sakatları anmak mı daha faydalıdır, yoksa bir günlüğüne de olsa sakatlanmak mı?

Bu soruyu şimdilik bir yana koyalım. Çünkü çoğu kişinin 3 Aralık Engelliler Günü’nden veya o gün hangi etkinliklerin yapıldığından haberi yok. Herkesin bu günü önceden bilip, odaklanması doğru olur mu olmaz mı ayrı bir konu. Peki, konuyla ilgili olanlara ve biraz olsun bilenlere soralım: Türkiye’de her yıl 3 Aralık’ta neler yapılır?


Tags: Untagged
Hits: 4547
Rate this blog entry
0 votes

Kanatları olmayan bir kelebek

Posted by sıdıka günay
sıdıka günay
sıdıka günay has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazar, 19 Ekim 2008
in Sıdıka GÜNAY
Kanatları olmayan bir kelebek gibi hissettiniz mi hiç kendinizi. Gönlünce uçamamanın nasıl bir şey olduğunu ta içinizi acıttığını, peki ya bir gün kanatlarım çıkar diye umutla beklemenin nasıl bir duygu olduğunu bileniniz var mı?

Kelebeklerin ömürlerinin kısacık olduğunu bilmek kanatları olmadan da uçmak, uçarmış gibi davranmak, ama çok güzel rengarenk kanatları olan kelebeklerin içinde uçmasını bilmeyenlerine rastlaması kanatları olmayan kelebeği biraz daha hayata bağladığını biliyor mu sunuz?

Onların dökülen pulları vardı, ama kanatları olmayan kelebeğin dökülecek pulları yoktu. Gerçekte onların kanatları yoktu. Onunsa ruhunda rengarenk kanatları vardı ve gönlünce uçuyordu.

Kısacık ömrünüzde gönlünce uçabilen kelebek olmak ne güzel, Önemli olan hayatımızda ne kadar çok şeye sahip olduğumuz değil, sahip olduklarımızı koruyup, az şeye ihtiyaç duyup yaşamak.

Kendimizi sevdirmek ve beğendirmek için uğraş vereceğimize sevilmeye ve beğenilmeye layık olabilmek için uğraşsak ne güzel olurdu yaşam.
Tags: Untagged
Hits: 2634
Rate this blog entry
0 votes

Ötekiler Birbirine Benzer Hep

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 20 Ekim 2008
in Vefa LÖK ün Yazıları

not_different_by_ruvsk.jpgÇünkü onlar ötededir. Zihnimizin ta uzak köşelerinde, belli belirsiz yüzleri olan, bazen yüzleri bile olmayan bulanık bir kalabalıktır. Onlar; Onlardır işte, ne bizden ne sizdendirler.

Bazen gerçekten de ötededirler. İstesek de aralarında olamayız. Çok uzaklarda yaşarlar, birbirine benzer hep onlar. Japonlardır hep çekik gözlü kısa boylu, veya Afrikalı zencilerdir kapkara tenli ve koca dudaklı. Dünyanın öte ucunda yaşarlar onlar. Onların hakkında atıp tutmak da kolaydır.

Kimileri çok yakınımızdadır. Yollarda, çarşıda, pazarda, işte veya okulda.. Her yerdedirler. Onların hakkında atıp tutmak ise cesaret ister bazen. Çünkü eğer kalabalıklarsa, sonuç bizim için çok fenadır, hatta öldürülebiliriz bile. Ya Galatasaraylıdırlar ya Beşiktaş ya Fener veya başka renklerde bir takımın taraftarıdırlar. Hani, uğruna  tartışmalar veya kavgalar edecek kadar fanatik olmasak bile, arasıra sırf eğlence için onlarla dalga geçeriz.


Tags: Untagged
Hits: 3399
Rate this blog entry
0 votes

Bilgisizliğe Bahane Yoktur

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Cumartesi, 08 Kasım 2008
in Vefa LÖK ün Yazıları

zamangoz.jpg Çünkü bu satırları okuyup anlayabilecek kapasitede çalışan bir beynimiz var.

Buradayız, bizi bu satırlara ulaştıran teknolojiye sahibiz.

Aklımızın alamayacağı, ömrümüzce okusak bitiremeyeceğimiz, son derece geniş bir bilgi kaynağı olan INTERNET içinde geziyoruz.

Buradayız ve bu satırları okuyup anlıyorsak tembelliğimizin bahanesi yok.

Çalışmalıyız, aramalıyız, öğrenmeli ve becerebiliyorsak da bir şeyler üretmeliyiz.

El ayak yoksunluğu, göz kulak kaybı, felç veya başka fiziksel sorunlar KENDİMİZİ GELİŞTİRMEYE ENGEL DEĞİLDİR. Hatta bazen kendimizi dolayısıyla hayatı keşfetmeye teşvik edici bir fırsattır!!


Tags: Untagged
Hits: 3284
Rate this blog entry
0 votes

ÖZ-VERİ Dergisi

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazar, 14 Eylül 2008
in Yazi Ve Makaleler

1. Sayıda Yer Alan Makaleler

ÖZ-VERİ Dergisinin hakem kurulu için ülke çapındaki üniversitelerden farklı disiplin alanlarından isteğe bağlı katılımlar olmuş ve bu da bizlere bilim adamlarımızın ülkemizde özürlülük olgusuna bilim çevrelerinde verilen değeri göstermiştir.

ÖZ-VERİ’nin bu ilk sayısında, bilim adamlarımızdan gelen makalelerin yanı sıra Başkanlığımız’da çalışanlarca hazırlanan makaleler ve son yıllarda özürlülüğe farklı bakış açıları getiren bazı makale çevirilerini sizlerle paylaşmanın gururunu taşımaktayız.


Tags: Untagged
Hits: 3617
Rate this blog entry
0 votes

ÖzGürlüĞe Saygı, Kaldırımlara Rampa

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Perşembe, 25 Eylül 2008
in Yazi Ve Makaleler
sandalyelaptop.jpgAilemdeki genetik rahatsızlığı yaşayan bir bireyim.(Hereditary spastic paraparesis)Bu sorunumu çok küçük yaşlarımdan hissetmeye başlamıştım. Aileme bunu dile getirmeye çalıştım. Ama hatırladığım kusursuz olduğum. Bende özür olmadığı veya anneme sorardım.''Anne sen neden böyle yürüyorsun?''Verdiği cevaplar sanki bir ayıp yapmış insanın pembe yalanlarla kendisini kurtarışlarıydı. Aynı şekilde dayımın yada anneannemin neden farklı yürüdüğünü sorduğumda da çırpınışlar aynıydı. Bunun asla genetik bir rahatsızlık olduğu kendi içlerinde bile dile getirilmedi.1989 yılında Dr.Cumhur Ertekin'e gittim. Yıllarca farklı farklı doktora gittim.Hiçbiri bendeki rahatsızlığın ne olduğunu bulamadı.Sayın Ertekin hiçbir test yapmadan bana sizlere belirttiğim teşhisi koydu.Gerçeği söylemek gerekirse ben inanmadım.Fakat 1996 yılında California'da VA Hospital ve Stanford Üniversitesi doktorlarının ortaklaşa çalışmasında yapılan tüm testlerden sonra Dr.Ertekin'in haklı olduğunu söylediler.

Tags: Untagged
Hits: 2481
Rate this blog entry
0 votes

Hadi Çaman ustaya saygı ve Türkiye'de ALS

Posted by Alper Kaya
Alper Kaya
Alper Kaya has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 06 Ekim 2008
in Yazi Ve Makaleler
dralperkaya.jpgO, Rüzgar Gibi Aceleyle Esip Gitmeyi Tercih Etti. 

Ölüm, gideni kurtarır ve kalana acı verir. Ama... 

Hadi Çaman, her kuşağın farklı tanıdığı, ancak tiyatronun hep aynı bildiği bir kimlik. Gazeteler, bir sanatçının hayata vedasını, her zamanki alışılmış üslûplarıyla yazdılar. Matem ve hüzün dolu satırlar arasında 65 yıl, üç beş dost, bir oğul bir torun ve bir Candaş’ı vardı. Bir de üç harfli bir hastalık ismi sanki sinsice gizlemişti kendisini satırlar arasına: ALS 

Tags: Untagged
Hits: 2523
Rate this blog entry
0 votes

Rüyalarınız Gerçek Oldu mu Hiç?

Posted by sıdıka günay
sıdıka günay
sıdıka günay has not set their biography yet
User is currently offline
on Cuma, 20 Haziran 2008
in Sıdıka GÜNAY
İnsanın rüyalarında gördüklerinin gerçekleşmesi acaba kaç kişiye kısmet olmuştur. Benim oldu. 23 yaşındaydım ve artık kullandığım ortopedik cihaz çok ağır geliyordu 23 yıldır onsuz yürüyemiyor kırıldığı zaman tamir edilmesi için geçen zaman bana inanılmaz uzun geliyordu.

Ailemin tüm karşı çıkışlarına rağmen ameliyat olmaya karar vermiştim. Haklı olarak korkuyorlardı ne de olsa yinede cihaz yardımıyla da olsa yürüyebiliyordum. Bir aksilik olurda daha kötü olursam diye düşünüyorlardı. Ama ben onsuz kendi ayağımla yürümek istiyordum artık; Bir şeyi çok istemek, sabretmek ve inanmak isteklerimizin gerçekleşmesi için en önemli adımdır derim hep, Rüyalarımda görüyor ve 20 yıldır sabrediyordum ve içimde öyle bir inanç vardı ki ben bir gün ortopedik cihazsız yürüyecektim.

Tags: Untagged
Hits: 2397
Rate this blog entry
0 votes

Dokun(ul)madan Yaşamak

Posted by Emrullah Emin
Emrullah Emin
Emrullah Emin has not set their biography yet
User is currently offline
on Perşembe, 26 Haziran 2008
in Emrullah Emin YILMAZ
Herkes yalnız, herkes bir acının tanığı kendi yaşamı içinde.

Herkes kıymetli ve değerli buluyor koşusunu, bu yüzden koşarken başka yürüyüşlere bakma gereği duymuyor.

Herkesin kendi küçük dünyasında şu veya bu gerekçelerle, öyle yada böyle geliştirdiği bir yaşam önceliği var.

Genellikle bir ideale yaslanmayan, acımasız yaşam koşturmacaları arasında daha çok yaşayakalma üzerine bir öncelik yaklaşımı...

Modern çağın gladyotör yetiştirme bilimi olan kişisel gelişim telkinlerinden yansıyan "Sen değerlisin" "Sen ötekinden daha iyiye layıksın" seslenişleri kulağa hoş geliyor ve öteki içinde yer alan bütün insanlar hatta hayatın neredeyse tamamı bireyin dokunma ve iletişim alanının dışında kalıveriyor.

Ve yaşamının her alanında iletişime gereksinim duyan bir varlık olan insan bu kaos dünyasında sadece olması gerektiği zamanlarda olması gerektiği kadar plastik iletişim parçalarıyla avunur hale geliyor.

Hiçkimse kendisi ve çok yakını olanların dışında bir insanı veya olayı görmüyor.

Öteki olanın, dışarıda duranın öyküsüne dokunmuyor.

Biliyor ki öteki olana biraz dokunsa, onun öyküsü içinde küçük bir yolculuğa çıksa, sen önemlisin, önce sen mutlu olmalısın gibi telkinlerin içindeki o ağır "ben" vurgusu silikleşecek. Bireye, " mutlu olmalısın " ve " bunun içinde benim dolmalarımı yemelisin " diye fısıldayan ağır kapitalist öğreti kendi mevcudiyetini o benliğin vurgusuna bağlıyor. İşte bu yüzden dokunmadan yaşamak, görmemek, hissetmemek
anlama çabası içinde olmadan, yani aklını ve ruhunu yaşamın sahici kıymıklarından koruyarak yaşamak işine geliyor.

Tabii bu temassız yaşam, bu anlamdan kaçış beraberinde dokunulmazlığı da getiriyor. Ötekinin acısına dokunmaktan kaçan birey kendi öyküsüne de dokunulsun istemiyor. Öyleki bir selam, bir konuşma girişimi dahi canını sıkar oluyor. Çünkü onun yolu belli artık; tam yol yalnızlık.

İşte bu dokunulmazlık ve temassızlık soldurdu yaşamı.

Kimsenin birbirini dinlemediği ortamda yaşama anlam katacak küçücük mutluluklarda kayboldu.

Dokunmadan ve dokunulmadan herşeye teğet geçerek yaşamı da teğet geçti insan.

Belkide eskiye, eski olana dair özlemimizin asıl sebebi bu.

İnsanların birbirlerinin hayatlarına, umutlarına dokundukları yılları, yaşanmışlıkları özlüyoruz...
Tags: Untagged
Hits: 2236
Rate this blog entry
0 votes

Kaptanın Seyir Defteri - Ağustos 2008

Posted by Alper Kaya
Alper Kaya
Alper Kaya has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 02 Eylül 2008
in Yazi Ve Makaleler
dralperkaya.jpgBugün, hayatta minnettar oldugum şeylerden bahsetmek istiyorum. Doğrusu, bu yazıya  başlamadan önce, sizlerle paylaşacağım duygularımın bu denli yoğun olacağını sanmıyordum. Umarım bu  yazı fazla duygusal olmaz. 

19 yıldır ALS (Amiyotrofik Lateral Skleroz) ile yaşıyorum. Bu süre zarfında hastalıkla çok yakın iki arkadaş olduk. Bir zamanlar bir hırsız olarak gördüğüm bu hastalığı, artık hayatımı elimden çalan azılı bir hırsız olarak  görmüyorum. Tam tersi, yaşamımı zenginleştiren bir deneyim olarak algılıyorum. Bu tarz bir bakış açısı edinebildiğim için bir anlamda ona minnettarım. 

Içinde bulunduğum durum, bugüne dek sahip olduğum değerlerle ve bakış açısıyla  anlaşılabilecek ve kabul edilebilecek bir durum değil.  Ancak, daha kapsamlı baktığımda, elde ettiğim bilgi, varoluşumla ilgili gerçekleri içeriyor.  



Tags: Untagged
Hits: 1975
Rate this blog entry
0 votes

Tam Kaynaştırma Esastır

Posted by Gün Osborn
Gün Osborn
Gün Osborn has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 09 Eylül 2008
in Yazi Ve Makaleler

MEB yeni genelgesi ile engelli öğrencilerin eğitiminde kaynaştırma politikasının esas kabul edildiğini açıkladı.

Milli Eğitim Bakanlığı 2 Eylül 2008 tarihinde 3601 sayısı ile "Kaynaştırma Yoluyla Eğitim Uygulamaları" başlığında yeni bir genelge yayınladı. Bu genelgenin yayınlanmasında Türkiye'nin 30 Mart 2007 tarihinde imzaladığı ve engelli hakları konusunda, tabir yerindeyse, elini taşın altına koyduğu Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi'nin de önemli bir etken olduğuna inanıyorum. Bu konuyla ilgili görüşlerimi sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarih olan 20 Nisan 2008 tarihli bu yazımda bulabilirsiniz.


Tags: Untagged
Hits: 2931
Rate this blog entry
0 votes

Neden Saklanıyoruz?

Posted by Alptuğ Üstünsoy
Alptuğ Üstünsoy
Alptuğ Üstünsoy has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 29 Nisan 2008
in Yazi Ve Makaleler

Sakatlarımız dışarıya çıkmayıp evlerde gizlendikleri gibi internette de kenilerini yok sayıyorlar.img_hide.jpg 

Sakatların bulundukları yerlerden dışarı çıkmaları kendilerini göstermeleri o kadar zor oluyor ki;

Sanki ülkede 3- 5 tane sakat var. Hayır öyle olmadığını hepimiz biliyoruz. peki nerdeler niye çıkmıyorlar.

Kimseden utanmalarına çekinmelerine gerek yok çıkın dışarıya çıkın da nasıl çıkarsanız çıkın.

Sakatların bu tutumu tabiki aile ve çevresinden de kaynaklanıyor. Bu yazıyı neden yazmak ihtiyacını duydum. Ben kıdemli bir sakat olara sorunuda kaynağını da nedenlerini de yıllardır az çok biliyorum.

Beni bu yazıyı yazmaya iten, sitenin ana sayfasında görünen istatistiki bir bilgi oldu....


Tags: Untagged
Hits: 1942
Rate this blog entry
0 votes

Mutluluk

Posted by sıdıka günay
sıdıka günay
sıdıka günay has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazar, 01 Haziran 2008
in Sıdıka GÜNAY
Mutluluğun resmini yapabilir miyiz?  Veya bir doktora gidip kendimizi mutsuz hissettiğimizi söylesek bir ilaç önerebilir mi?  Bu soruların cevabı eminim hayır olacaktır.  Mutluluk, bazen bir bakışta, bazen ufak bir gülümsemede, bazen bir damla gözyaşında bazen de umulmadık bir anda elde ettiğimiz maddi kazançta olabilir örnekler böyle uzar gider. Mutluluğu ararken unutmamamız gereken yegane şey bizi neyin mutlu ettiğini bilmemiz ve ona göre davranmamız gerektiğidir.

Mutluluğumuzun veya mutsuzluluğumuzun ölçüsü karşılaştığımız olayları nasıl algıladığımızdadır. Azla yetinmeyi bilmek, sahip olduklarımızın kıymetini bilmek ve korumak mutluluğun temel taşıdır. Yaşam şartlarımız ne olursa olsun yaşamdan zevk alınması gerekir.

Sizi mutlu eden karşınızdakinin ufak bir gülümsemesiyse onu alabilmemiz için bizde karşımızdakine gülümsemeliyiz. Bir deneyin bak insan kendini harika hissediyor. Unutmayın insan ne ekerse onu biçer.

Çok eskiden bir arkadaşım mutluluk bir yolculuktur demişti o zamanlar ne demek istediğini pek anlayamamıştm  fakat zaman geçince gençlik yıllarını geride bırakınca şimdi anlıyorum ne demek istediğini ama ne fayda geçen zamanı geriye döndürmek mümkün olmuyor. Evet mutluluk bir yolculuktur. Evleniriz, bir çocuğumuz olunca hayatımızın daha güzel olacağını düşünürüz yolunda gitmeyen bir şeylerle karşılaştığımızda onların büyüyüp yetişkin olduklarında daha mutlu olacağımıza kendimizi inandırırız  derken, bir arabamız bir evimiz olsa daha mutlu olacağımızı zannederiz daha, daha, daha nereye kadar.

Yaşamımızda zaten güçlükler olmayacak mı?   Bizde bu sınırsız isteklerle hayatımızı  zorlaştırmayalım. Hep bitirilecek bir işimiz vardır. Mutlu olmak için okulumuzu bitirmeyi, İşe girmeyi, evlenmeyi, yeni bir araba almayı, ev almayı beklemeyelim. Mutlu olmak için yarınları beklemeyelim. Bu yolculukta engeller hep olacaktır bu engeller de hayatın ta kendisidir. Şu an sahip olduklarımıza şükredip anı yaşayıp yaşamın tadını çıkartalım. Bir an düşünün hayat ne kadar kısa yaşamınızdaki en önemli şey kazanmak, sadece kendiniz için kazanmak mı ? yoksa başkalarının kazanmasına da yardımcı olmak mı? İnanın yardımcı olmak ve sonunda paylaşılanlar mutluluğunuzun anahtarı olacaktır.

Bir mum diğer bir mumun yakılması için kullanıldığında değerinden hiçbirşey kaybetmeyecektir.

Mutlu olun, mutlu kalın.
Tags: Untagged
Hits: 2253
Rate this blog entry
0 votes

Bir ayağa kalkayım, boşayacağım seni

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 03 Haziran 2008
in Yazi Ve Makaleler

Dört saate yakın kaldım evlerinde... Şükran Balkanlı beni uğurlarken, içimden hüzünle karışık bir şarkı çıktı. 'Ben böyle yürek görmedim, böyle sevgi... Şimdi çocuk büyüyecek gün be gün... Bütün hüzünleri okşayıp birer birer, gizli bir ümide sarılarak, biraz küskün...' Çok sevdiğim Sezen Aksu'nun bu şarkısı hâlâ kafamın içinde. O evde gördüklerimi anlattığı için belki de... Küçük bir çocuk gibi sevgiyle sarmaladıkları Sedat'ın etrafında pervane olan aile kadınları, neşeyle anlatıyorlardı. "Bazen en küçük çocuğum, bazen paşam, bazen sevgilim," diyordu Şükran Hanım, kocasının hareketsiz dudağına minik bir öpücük kondururken. Yatak odasını bozup yoğun bakım odasına çevireli 11 sene olmuş. Her akşam eşinin karşısındaki çek-yatı açıp, orada uyuyor. Birlikte sabahlara kadar hayaller kuruyorlar: "Sedat işadamı olmayı isterdi, eline purosunu alacak, yatırımlar yapacak. Bir gün 'Belçika'da lahmacun restoranı zinciri kuralım,' diyor. Araştırma yapmaya başlıyoruz. Belçika'ya gidiliyor, insanlara haber veriliyor, ama bütçemiz denk düşmüyor. Bir ay sonra 'Tekstil işi yapalım,' diyor. Araştırmaya başlıyoruz. Geçen gün trenlerin peşine düştük. Tren alınabilir mi diye araştırdık. Ama solunum cihazının şarjı için gereken altyapı yoktu, peşini bıraktık, şimdi karavan istiyor, o da mümkün gözükmüyor." Çünkü Sedat Balkanlı, günde iki kez değişen solunum cihazına bağlı yaşıyor. Bedeni hareket etmiyor belki ama hayallerine kimse yetişemiyor. Vücudunda hareketli olan; düşünceleri, bakışları ve cinselliği... Locked-İn Sendrom, cinsel organa zarar vermiyor. Şükran Balkanlı, eşi için "O istiyor ama ben gözyaşlarına boğuluyorum, çok zor," diyerek anlatıyor durumu. Odasına girdim, gülümsedi, müthiş kafa golleri attığı tarihi maçları izletti. Alfabenin üç sıra halinde yazılı olduğu kartondan anlaşmaya çalıştık. İlk söylediği "Yaşamak istiyorum," oldu.  Devamı


Tags: Untagged
Hits: 2079
Rate this blog entry
0 votes

Sevgiye Dair

Posted by sıdıka günay
sıdıka günay
sıdıka günay has not set their biography yet
User is currently offline
on Çarşamba, 23 Nisan 2008
in Sıdıka GÜNAY
İsteklerimizin ve dileklerimizin gerçekleşmesi için yürekten istemek ve sabırla beklemek lazım. Geleceğimle ilgili kararlar için kafa yorarken en önemli şeyin kendi ayaklarım üzerinde durmak olduğunun farkına vardığım da daha çok küçüktüm.

Bencilliğin karşısına sevgiyi, dostluğu, paylaşmayı koyarak kendime özgü kurallarımla yeteneklerim ve kişiliğim doğrultusunda yaşama dört elle sarılma yürekliliğini göstermeye çalışırken her şeyden önce içimdeki sevgi duygusunu büyütmem gerektiğine inandım.

Tags: Untagged
Hits: 2754
Rate this blog entry
0 votes

Sakatlıklarımızdan Hayata Sızan Aydınlığı Görebiliyor muyuz?

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazar, 30 Mart 2008
in Vefa LÖK ün Yazıları

Image Yüz milyonlarca yıl önce sularda başlamış hayat. Daima bir yolunu bulup, yok olmaya meydan okumuş. Besin aramak için, üremek ve canlılığı devam ettirmek için savaşlar vermiş.  Bu mücadelelerde daima fiziksel olarak güçlü olan kazanmış. Zayıf olanlar, yaralananlar ve hastalar ise sürüden geri kalmış, yeterince beslenememiş, bir eş bulup gelecek nesilde devam ettirememiş kendi ışıltılarını.

Ve oldukça uzun bir zaman sonra, biz insanlar da katılmışız bu bayrak yarışına. Önceleri diğer canlılardan hiç farkımız yokmuş belki. Şimdi adına doğal seçilim dediğimiz, yalnızca güçlünün yaşama hakkı kazandığı sınırlar içinde hareket etmişiz. Sonra yavaş yavaş yeteneklerimiz artmış, etraftaki canlı veya cansız her varlığı kendi çıkarımız için kullanmayı öğrenmişiz. Bu güç bizi koca gezegendeki diğer tüm canlılardan üstün tutmuş.

Sonra... Kendi grubumuzda yaşayanlar dahil, her gördüğümüz bildiğimiz nesne veya kavramlara etiketler yapıştırmışız: "İyi-Kötü", "Güzel-Çirkin", "Doğru-Yanlış".. Ve bizi diğer canlılardan ayıran özelliklere bunu da eklemişiz.


Tags: Untagged
Hits: 3262
Rate this blog entry
0 votes

Yaratıcı Düşünebilen Kaldırım Mühendislerine İhtiyacımız Var

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Çarşamba, 02 Nisan 2008
in Vefa LÖK ün Yazıları

kaldirim.jpgŞehirlerimiz pazardan aldığımız Çin malı ayakkabılarımız bile yıpranmadan eskiyen kaldırımlarla dolu. Fakat  fedakar kişilerce yorulmadan, yılmadan bizlere hizmete devam edilmekte. Sıksık yenilenen kaldırımlar sayesinde, artık şehirlerimiz çoğu dünya ülkesince örnek gösterilir oldu. Geçen hafta görüşmelerde bulunan Avrupa Birliği yetkililerinin ifadesi şöyleydi : "Bu olağanüstü güzellikteki mimariniz ile batıya her konuda ilham veriyorsunuz. Artık bürokratik işlemleri hızlandırıp, ülkenizi bu yıl içinde birliğimize dahil etmeliyiz."

Gözümüz daima daha iyide ve daha yükseklerdedir. Çağımızı aşan ufka sahip, yaratıcı projeleri olan çalışma arkadaşlarına ihtiyacımız var. Genç nüfusa sahip bir ülke olarak bu konuda da çok şanslıyız. Yüzbinlerce kişi yıllarca okuyup, biyolog, matematikçi, doktor, avukat gibi ünvanları kazandıktan sonra eğitim ve iş kariyerlerine birer kaldırım mühendisi olarak devam etme şansına sahip.

Genç beyinlerimizi şehircilik alanında bu son derece başarılı kişilerle birlikte çalışmaya davet ediyoruz.

Ve işte görüştüğümüz kişilerce yapılan bazı yorumlar :

Nilay (32 - Ev hanımı) : - On sekiz yılımı İngiltere'de geçirdim. Soğuk, karanlık ve yağmur vardı hep. En önemlisi, şehirlerde gezmenin ne tadı vardı ne de heyecanı. Kaldırımlar nerede başlıyor nerede bitiyor belli değil. Neyse ki sonunda ülkemize döndük. Şimdilik Eskişehir'de kalıyoruz. Ama bu şehri de pek sevmedim. Kaldırımlar hiç belli olmuyor. İstanbul gibisi yok. Yolların kenarlarını süsleyen rengarenk taşlı kaldırımları seyretmek, insanlar arasında gezmek büyük bir zevk.

Tamer (28 - Sporcu) : - Biliyorsunuz, Everest dahil bir çok tepeye defalarca tırmanmış tecrübeli bir sporcuyum. Ama İstanbul'da yaşıyor olmasaydım, tırmanış sporcusu olmaya karar verip bu başarıları elde etmem imkânsızdı. Yapılan yeni kaldırımların hep daha yüksek olması mutluluk verici oluyor. Öncekilerde var olan rampaların iptal edilmesi çok iyi fikir. Çünkü bu sayede bisiklet sporcularımız da engebeli arazi şartlarına uygun olarak antrenman  yapıyorlar. Daracık kaldırımların ortasındaki ağaç ve direkler sayesinde koşucular da manevra yeteneği kazanmaktalar. Böyle bir şehirde yaşadığımız için çok şanslıyız. Fakat yazık ki bunun farkına varan çok az insan var. Şimdi arkadaşla bir semte doğru gidiyorduk. Oradaki kaldırımların genişliğini tam olarak kaplayan modern çöp kutuları koyulmuş. Bu yeniliği sporcu olarak nasıl değerlendireceğimize bakacağız. Bence atlayıp zıplayan kaykaycılar çok sevecek bunu.

Hulusi (79 - Sakatları Koruyalım Vakfı Başkanı) : - Düşebileceğiniz kaldırımlar inşa etmek dahice bir iş. Yıllardır şehrimle gurur duyuyorum. Bu harika tasarımlar, kaldırım ve yol arasında olağanüstü bir fark yaratan kontrasta sahipler. Buna rağmen dikkatsizce yürüyüp, kaldırımları veya yolu farketmeyen çok kişi çeşitli şekillerde sakatlanmaktadır. Ama biz dezavantajlarımızı avantaja dönüştürebilme tecrübesine sahibiz. Bu bakış açısıyla değerlendirirsek, insanlar, kısa süreliğine de olsa engellileri hatırlayıp bize maddi ve manevi destek olmaya koşuyorlar. Ayrıca vakıf olarak yerden aydınlatmalı kaldırım projemizi firmalara sunduk. Bu sayede ışıl ışıl şehirlerimiz olacak. Ayrıca az gören engelli vatandaşlarımızın kaldırımları fark etmesi de sağlanacak. Bu konuda parasal sorun aşılacaktır. Çünkü şahıs ve firmalarca gereken hassasiyetin gösterileceğine eminiz.

Polat (23 - Öğrenci) : - İşletme Fakültesi Master son sınıf öğrencisiyim. Fakat kariyerime kaldırım mühendisi olarak devam etmek istiyorum. Çok ses getireceğine inandığım projelerim var. Mesela, köpeklerini gezdirenler için kaldırım kenarlarına metal çitler düşünüyorum. Bu sayede köpeklerin yola kaçıp bir kazaya kurban gitmeleri engellenmiş olacaktır.


Tags: Untagged
Hits: 3812
Rate this blog entry
0 votes

23 Nisan Bütün Çocukların Bayramıdır!

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 07 Nisan 2008
in Vefa LÖK ün Yazıları
cocuklar.jpg"engelli Çocukların da 23 NİSAN'ı Yaşamaya Hakkı Olmalı, Onlar da Cumhuriyetin Çocukları" ifadesi ve benzer ifadeler baştan kaybedilmiş bir psikolojiyi yansıtıyor ve topluma zarar veren yanlış algıyı körüklüyor.

Bu gibi sloganlarda kullanılan "DE - DA" ekleri, engellilerin haklarını adeta sonradan eklenmişcesine tanımlıyor.

Bu mantığın vardığı son nokta şudur : "Biz insanız, engelliler DE insan". Ki zaten bu cümle dahi kimilerince aynen kullanılmıştır.

Peki buradaki "Biz" kim?

Bu sloganları yaratanlara soruyorum: "Dediğinize bakarsak, sadece sağlamlar mı -Biz- oluyor?"

Hadi bazı dernek, vakıf vb. gruplar sakatlığı ve sakatları sermaye ederek kazanabiliyor. Ya bu sloganlara eşlik eden diğerleri? Böyle davranarak, engelliler ve toplum arasındaki ayrımcılığı körüklediğinizin farkında mısınız?

Ne yazık ki değilsiniz! Sadece iki harfin bile herşeyi değiştirebildiğinin farkında değilsiniz!

"23 Nisan Bütün Çocukların Bayramıdır!"
Tags: Untagged
Hits: 4281
Rate this blog entry
0 votes

Kurbağa Prens

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Perşembe, 28 Şubat 2008
in Vefa LÖK ün Yazıları
Sanki yavaş yavaş büyüyor pencerem.  Belki yaşlanıyorumdur. Sahi, yaşlıların manzarası daha mı dar yoksa daha mı geniş? Canımı yakan çok dert var, evet, var! Ama kim mutlu ki şu gezegende? Yüz binlerce hücrem ölüyor her saniye... Karışıklık ve kırışıklar artıyor her uçan düşünceyle beraber.
Tags: Untagged
Hits: 3945
Rate this blog entry
0 votes

İsraf

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Perşembe, 13 Mart 2008
in Yazi Ve Makaleler
Yirmibir yıl evveldi. Stockholm'e gitmiştim. Bir otele yerleştim. Geceydi. Sabahleyin traş olmak için lavobaya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir yazı gördüm. Lütfen diyordu. Traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın. Yanında bir kutu var, oraya bırakın. Bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayine yardımcı olun.

Doğrusu hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde "İsveç çeliğinden Yapılmıştır" diye yazardı. İşte o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.

Tags: Untagged
Hits: 2095
Rate this blog entry
0 votes

İlk Sınav

Posted by sıdıka günay
sıdıka günay
sıdıka günay has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 17 Mart 2008
in Sıdıka GÜNAY
İlkokulu bitirmiştim ulaşım zordu o yıllarda. Sanırım 1965 -1966 yılları. En yakın ortaokul 10 kilometrelik bir mesafedeydi, ayağımın felçli olması nedeniyle ilkokula giderken çok zorlanmıştım zaten, ama ben okumalıydım kimseye yük olmadan yaşamıma yön vermeliydim. Ailemin karşı çıkmalarına rağmen yatılı okulda okumak istediğimi söyledim bu karşı çıkışları korkularıydı acaba tek başıma idare edebilecek miydim? Bu benim hayatımdaki ilk sınavımdı aslında. Bende korkuyordum, benim korkumsa kendime bile itiraf edemediğim başka korkulardı. Yeni bir ortam ve yeni arkadaşlarımla bir uyum sağlayabilecek miydim? Bu düşünceler içersindeyken karşıma ayağı sakat bir kedi çıktı. Aldım eve getirdim onu…

Tags: Untagged
Hits: 2415
Rate this blog entry
0 votes

Cami Avlusunda Değil.. Yaşarken..

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Cuma, 08 Şubat 2008
in Yazi Ve Makaleler
Hadi Çaman, ALS.. ALS ne?..
Dünyada Stephen Hawking, bizde Fenerbahçeli Sedat'la adını duyuran sinir hastalığı.. Omuriliğin yanındaki sinirler, hâlâ bilinmeyen bir sebeple bozulmaya başlayınca kaslara emir taşımıyor, kullanılamaz hale gelen kaslar giderek eriyor. Hasta bazı şeyleri yapamaz oluyor.. En ağır durumda, solunumu gerçekleştiren kaslar da işe yaramaz hale geliyor.
Hastalık her insanda değişik ilerliyor. Kimisinde hızlı, kimisinde çok yavaş.. 4 yılda ölenler var.. 35 yıldır yaşayanlar da.. Hatta, hastalık belirtileri tümüyle ortadan kalkıp normal yaşama dönenler de.. Bilim hastalığın sebeplerini çözemediği gibi tedavisini de bulamadı. Belirtileri azaltan, hastayı rahatlatan tedavi şekilleri var.
Hastalığın ulaşmadığı iki organ, kalp ve beyin.. Kalp sonuna kadar çarpıyor, beyin sonuna kadar düşünüyor.
Yani..
Tags: Untagged
Hits: 2236
Rate this blog entry
0 votes

İşitme Engeli Bir Engel Değildir!

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazar, 10 Şubat 2008
in Yazi Ve Makaleler
Bundan birkaç yıl önce, 28 yıllık dostluğumuzun yaklaşık son 10 yılında ayrı şehirlere düştüğümüz için görüşemediğimiz sevgili dostum Tugay Başar'la, Uluslararası Eskişehir Festivalinde yollarımız yeniden kesişti. Tugay festivalde beden perküsyonu üzerine ilkokul öğrencileriyle bir çalışma ve gösteri düzenliyordu. Birlikte sohbet ederken, önce kim konuyu açtı hatırlamıyorum, ama birden kendimizi işitme engelli çocuklarla beden perküsyonu çalışma fikrini konuşurken bulduk. Neler yapılabilirdi? Anadolu Üniversitesi'nde işitme engelli her yaş gurubundan öğrenci vardı ve Tugay yıllardır bu hayalin peşindeydi. Sanırım olan, doğru zamanda, doğru insanların, doğru bir amaç için bir araya gelmesiydi.
Tags: Untagged
Hits: 2615
Rate this blog entry
0 votes

Aynı Dünyada Ayrı Yaşayanlar

Posted by Hayat
Hayat
Hayat has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 25 Şubat 2008
in Yazi Ve Makaleler
Yaşamlarının her hangi bir aşamasında engelli olanlar engellilik türlerine göre farklı yaşam, farklı eğitim, farklı karakter, farklı ruh portresi çizebilirler. Bu durum aynı zamanda eğer varsa, onların nasıl bir aile ve arkadaş ortamında büyümeleri ile ilişkilidir.Örneklemek gerekirse; hareket kısıtlılıkları yoksa mobilize olma olanakları varsa başta ortopedik engelliler olmak üzere, görme engelliler ve işitme engelliler Milli Eğitim sistemimizin kendilerine sunduğu olanaklar ölçüsünde eğitimlerinde başarılı olup, yetenekleri,  bilgileri çerçevesinde iş bulup yaşamlarını mutlu bir şekilde sürdürebilirler.Diğer engel gruplarındaki engelliler o oranda şanslı değillerdir. İyi öğrenim görmüş, meslek sahibi, mutlu yuvaları olan, engellilik pozisyonlarını egolarını tatmin için kullanmayan, durumlarını ajite etmeyen, engellileri, engelsizleri istismar etmeyen çok sayıda engelli arkadaşım, dostum var. Tabii ki istisnalar kaideyi bozmaz. İçlerinde az sayıda da olsa; amiyane tabiri ile "maça üç sıfır galip başlama" gayret ve amacında olanlar da var.Eeee... ne demişler? Bir çuval cevizin içinde birkaç çürük olabilir.İşaret etmek istediğim konu şu; bu birkaç kişi, toplumun, kamunun, engelliler profiline bakış ve yaklaşımlarını olumsuz yönde etkilemeseler sorun yok. "Bize ayrımcılık yapılıyor, fırsat eşitliği yok, biz kimsenin kölesi değiliz" diyenlerin kendi çıkarları söz konusu olduğunda ayrıcalık istemeleri ve beklemelerinin bir adı olsa gerek. Ama söylemeyeceğim şimdilik.
Yukarıda sıraladığım üç ana engel grubu, kendi engel tanımlarının dışında ayrıca zihinsel engelleri yoksa; kısıtlı da olsa eğitim, meslek edinme, seçme ve seçilme, seyahat etme, evlenme, iş yeri açma v.b hak ve hürriyetlerinden yararlanmakta. Bu engel gruplarının dışında kalanlar aynı hak ve özgürlüklerden çeşitli nedenlerden ötürü yararlanamamaktadırlar.
Gelelim toplumun engelsiz kesiminin devlet tarafından kendilerine sağlanan olanaklarına; kreşler, ana okulları, kalitesine göre belirleyebilecekleri ilköğretim, lise, yüksek okul, meslek liseleri, üniversiteler, toplu taşıma araçları, istihdam olanakları, spor yapabilme olanakları (nitelik ve nicelik açısından) yaşam ve huzur evleri, vesaire, vesaire, vesaire…
Evinizde, rahat koltuklarınızda, huzur, mutluluk, refah, sağlıklı, birilerine göre avantajlı olarak yaşarken, yaşamlarını kendi istek ve tercihleri olmamasına rağmen dezavantajlı olarak sürdüren insanların ve ailelerinin böyle bir yaşamı hak edip etmediklerini kısa süreli düşünüp, yastığa başınızı koyduğunuzda huzur içinde uyuyabiliyorsanız Allah size rahatlık versin, iyi uykular…
Sorunun giderilmesine yönelik çıkan yasalar kadar, onların nasıl ve ne kadarının uygulandığı, yararlanması gereken kesimin ne ölçüde, ne kadar yararlanabildikleri de çok önemli değil midir?
Sağlıcakla kalın, engelsiz ve engellenmediğiniz günler dilerim.
Süleyman ER

Tags: Untagged
Hits: 2149
Rate this blog entry
0 votes

Bizim Özel Kahramanlarımız

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Perşembe, 25 Ekim 2007
in Yazi Ve Makaleler
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

4 Mart 2007 tarihli haber Ekspres Gazetesi'nde yer alan "Engeller ve Engelliler" başlıklı köşe yazımın sonunda şu ifadeyi kullanmıştım: "Engellilerin önündeki engelleri kaldırmayan her zihniyet yaşayan birer engeldir."

Değerli okurlarım, engelli sporcuların yarıştığı 12. dünya Yaz Özel Olimpiyat Oyunları 2-11 Ekim 2007 tarihleri arasında Çin'in Şangay kentinde yapıldı. Oyunlara Türkiye atletizm, basketbol, bowling, jimnastik, futbol, voleybol, masa tenisi ve yüzme branşlarında; 62 sporcu, 16 antrenör, bir kafile başkanı, bir kafile başkan yardımcısı olmak üzere 80 kişi ile katıldı.


Tags: Untagged
Hits: 3180
Rate this blog entry
0 votes

Unutmak Ne Güzel Kokuyor

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 13 Kasım 2007
in Vefa LÖK ün Yazıları

Kim Google'a yetişecek, alt edecek derken, Facebook çok ciddi bir devrim oldu bu alemde.

Yüce bilge Google'da bilmediklerimizi arayıp buluyoruz ve anında boşaltıyoruz beynimizi bu -gereksiz- bilgiden. Çünkü düşünmeye hiç gerek yok, zaman da yok ve nasıl olsa o bilgi orada bir yerde duruyor, arar buluruz yine.  Ne gerek var kafatasımızdaki şu pembe kütleyi yormaya değil mi?

Arasıra saçma bir düşünce geçerdi zihnimden : "Acaba hatıralarımın içinde de arama yapan bir teknoloji geliştirebilir mi?" diye.

Ve hemen cevaplardım : "Haha! Bak buna imkân yok işte! Google ne kadar gelişirse gelişsin, beynimin içine nasıl girecek ki?"


Tags: Untagged
Hits: 4569
Rate this blog entry
0 votes

Kalbi Kırık ve Öfkeli Bir Babadan...

Posted by özlem
özlem
özlem has not set their biography yet
User is currently offline
on Cuma, 31 Ağustos 2007
in Yazi Ve Makaleler
Geçenlerde bir mektup geldi.

İşitme engelli sporcu bir çocuğun babasından...

Hayal kırıklığına uğramış, canı fena halde sıkılmış, kalbi çok kırılmış öfkeli bir babadan.

Sözü fazla uzatmadan, biraz kısaltarak Ertan Yaşar imzalı mektuba yer vermek istiyorum.

Önce mektubu okuyalım.

Sonra uzun uzun düşünelim:

Konu engelliler olunca hem devlet hem kamuoyu olarak neden çuvallıyoruz; neden cafcaflı lafların ve vitrin gösterişçiliğinin ötesine geçemiyoruz?


Tags: Untagged
Hits: 2914
Rate this blog entry
0 votes

Mutluluğumun İki Büyük Işığı

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Cumartesi, 08 Eylül 2007
in Vefa LÖK ün Yazıları

ImageHAYATA BİRAZ ERKEN BAŞLAMIŞTIM... 26 Ocak 1972 de Erzincan'da, 6.5 aylık prematüre bebek olarak erken doğmuşum. Civarlarda erkendoğan ünitesi olan kuvöz bulunmadığı için, oksijen yetersizliğinden beyindeki hareket kontrol merkezi tam olarak gelişememiş. Böylece tıbbi adı SP serebral palsi (CP Cerebral Palsy) olan bir rahatsızlığa sahip olmuşum.

SP yi kısaca tanımlarsam, spastik bozukluk (Serebral Palsi - Cerebral Palsy), vücut hareketlerinin kontrol edilmesini etkileyen bir grup hastalığa verilen ortak addır. Serebral 'beynin iki yarımküresi ile ilgili olan' anlamındadır; palsi ise vücutta bulunan kas ya da eklemlerin kontrolündeki aksaklığı anlatan bir terimdir. Eğer bir kişide serebral palsi varsa, bu o kişinin beynindeki bir hasara bağlı olarak (bu, serebral denmesinin nedenidir) vücudundaki bazı kaslarını normal olarak Imagekullanamadığını göstermektedir (bu da palsi denmesinin nedenidir). Serebral palsisi olan çocuklar; yürüme, konuşma, yemek yeme ya da oyun oynama gibi etkinlikleri, sağlıklı çocuklar gibi yapamayabilirler. Serebral palsi bulaşıcı değildir. Hayatın ilk yıllarında ortaya çıkar. Hastalık genellikle zaman içerisinde değişmez, daha kötüye gitmez. Ancak hastalık kalıcıdır; serebral palsili çocuk, bu hastalığı ömrü boyunca taşıyacaktır.


Tags: Untagged
Hits: 5410
Rate this blog entry
0 votes

Engelli Olmak- Yard.Doç.Dr. Selma Çelikyay

Posted by Mediha
Mediha
Mediha has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 11 Eylül 2007
in Yazi Ve Makaleler
engelli Olmak Özür sözcüğü daha çok kabahatli olmayı çağrıştırdığı için engel sözcüğünü kullanmayı daha doğru buluyorum. Engelli olmak deyince ilk akla gelen işitme, konuşma, görme, yürüme engelli olmak. Benim aklıma bununla birlikte engelli olanların toplumsal yaşam içerisindeki sorunları geliyor. Hem engelli olmaktan kaynaklanan içsel sorunlar, hem de engelsizlerin neden olduğu dışsal sorunlar ve yeni engeller. Görünürde engelli olmayanların, engellileri göz ardı etmesi yüzünden etraflarına örülen ama görünmeyen duvarlar asıl engeli oluşturuyor. Toplumsal yaşam içerisinde, kamusal alanların herkesin eşit ölçüde kullanım hakkı vardır. Bu hak engelli olanlar için de geçerlidir. Engelliler grubunda davranışsal aktivitesi en fazla engellenenler yürüme engelli olanlar. Ancak, bizler, bugün için engelsiz görünenler, engellilerin kamusal alanları kullanma haklarına ne ölçüde katkıda bulunuyoruz? Bunu sağlıyor muyuz, yoksa onlar için yeni engeller mi koyuyoruz. Merdiven koyduğumuz yerlerin yanına kullanılabilen rampalar da yapıyor muyuz? Tekerlekli sandalyeli engellilerin kullanımına telefon kabinleri, WC'ler sunabiliyor muyuz? Kamu binalarında ve toplu ulaşım istasyonlarında asansör bulundurabiliyor muyuz? Asansör olmadığında kamusal hizmeti engellilerin ulaşabileceği zemin kata indirebiliyor muyuz? Zemin kata engelliler ulaşabiliyor mu, yoksa binaya uzaktan bakmak zorunda mı kalıyor? Engellileri gerçekten düşünüyor muyuz? Arazilerimizi toplumun refahı ve yaşam kalitesinin iyileşmesi adına yeniden biçimlendirirken engellileri hep göz ardına mı koyuyoruz. Bir gün (her an) bizim de engelli olabileceğimizi unutuyor muyuz? Geçtiğimiz günlerde bir konferansa katılmak için gittiğim Hollanda'da ve Almanya'da kamusal alanlarda dolaşabilen çok sayıda engelli insanlar gördüm. İlk anda, o ülkelerdeki engelli insan sayısının daha fazla olduğu yanılgısına düşüyor insan. Ancak onlar için düşünülmüş ve üretilmiş olan, kamusal alan kullanımına ve hareket kabiliyetlerini artırmaya yönelik, çözümleri fark edince bizim ülkemizdeki engellilerin evlerinde hapis bırakıldığını da fark etmek zor olmuyor. Örneğin; belediye otobüslerine tekerlekli sandalye ile binilebiliyor. Tren istasyonlarında engelliler için asansörler var. Telefon kabinleri, tuvaletler ve araç park yerleri de var. Ve en önemlisi sokakta, kaldırımda, alışveriş merkezlerinde hiçbir engelle karşılaşmadan dolaşabiliyorlar. Aklımda kalan ve öğrencilerime de hep aktardığım bir söz var: "Bir ülkenin -ve kuşkusuz toplumun- gelişmişliğinin göstergesi kaldırım yüksekliğidir" diye. Kaldırım yüksekliği ne kadar az ise ve sadece yayalar tarafından kullanılıyorsa, o toplumun uygarlık seviyesi açısından gelişmişliğinden söz edebiliriz. Almanya'da gördüm ki yenilenen yollarda artık kaldırım yüksekliği de sıfırlanmış, araç yolu ve yaya yolu aynı seviyeye getirilmiş. Üstelik yaya kaldırımı kenarlarında hiçbir yerde bariyer, korkuluk vs. gibi ikinci bir sınırlama veya engelleme ögesi yok. Buna gerek yok, çünkü herkes kendi yolunu kullanıyor. Engellilere yol açalım, önlerine yeni engeller koymayalım ki, zaten varolan engelli halleriyle baş edebilsinler, toplumsal yaşam içerisinde yer alacak özgüvenlerini yitirmesinler. Onlara da yol açalım ki, yeteneklerinden, bilgi birikimlerinden, yaşam deneyimlerinden ve potansiyellerinden yararlanabilelim. İnsan vücudunun kan damarlarından birini nasıl yok sayamazsak, engelsizler ve engelliler olarak değil de, tüm toplum olarak hep birlikte varolalım ve zenginleşelim. Temel ilkemiz İNSANA SAYGI olsun. Engelli olan kim? Engelli görünenler mi, engelli görünmeyen biz engelsizler mi? Yard.Doç.Dr.Selma Çelikyay Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Bartın Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi Yüksek Mimar Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Tags: Untagged
Hits: 5365
Rate this blog entry
0 votes

Bilişim Suçları - KİM AV VE KİM AVCI?

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Çarşamba, 27 Haziran 2007
in Yazi Ve Makaleler

Dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan New York'ta açılan Uluslararası bir fuarda bir Alman Firmasına ait stantda çalışmak için sekiz arkadaş gelmiştik. Sandalye yasak olduğundan ayakta çok yoruluyor ve molalarda dinlenmek amacı ile yan tarafta bulunan kafeye gidip bilgisayarımda sörf yapıyordum. Bu arada, fırsat buldukça yanıma gelen iş arkadaşlarım için sık sık Almanya'daki bankalara havale yapıyordum. Kafeye daha çok yabancı iş adamları geliyordu.

New York'ta olmama rağmen aklım İstanbul'daydı. Limana ve denize bakarken, kendimi boğazı izliyormuş gibi hissediyordum. Tıpkı Orhan Veli gibi, gözlerim kapalı İstanbul'u dinliyordum. Tam derinlere dalmışken hayalimdeki Boğaz manzarasının en güzel yerinde bir karaltı belirdi. Hafifçe gözlüklerimi aşağıya indirdim. Gördüğüm güzellik karşısında gözlerim kamaştı ve karşımda beliriveren şuh kadının bakışları, beni manzaradan alıp, içimde heyecanların dalga dalga kabardığı bir aleme savurdu.

Bir anda kendimi bulutların üstünde uçuyormuşum gibi hissettim. Böyle bir duyguyu daha önce hiç hissetmemiştim. Bu duyguyu ölümsüz kılmak her ve böyle bir şey yaşadığımı kanıtlamak için fotoğraf makinesine sarıldım. New York Hürriyet Heykeli ile bu büyüleyici kadını aynı karede yakalamaya çalışıyordum. İnanılmaz bir görüntü oluşturuyorlardı.


Tags: Untagged
Hits: 4189
Rate this blog entry
0 votes

Engelli Çocuğa Anne Baba Olmak

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Perşembe, 05 Temmuz 2007
in Yazi Ve Makaleler
Anne olmak,

• dünyaya bir can vermek,
• onun giyiminden uykusuna,
• mutluluğundan açlığına onu düşünmek
• Onun için en iyi olanını istemek.

Baba olmak,

• çocuğuna güven vermek,
• sevgi ve huzur kaynağı olmak.
• Annenin en önemli yardımcısı olmak.

Tags: Untagged
Hits: 3271
Rate this blog entry
0 votes

Ya Siz Nereye Koşuyorsunuz?

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Çarşamba, 18 Temmuz 2007
in Yazi Ve Makaleler
Hayat çoğumuza cömert davranmış. Elimiz tutuyor, gözümüz görüyor, kulaklarımız duyuyor, ayaklarımız yürüyor, bazı kereler kırıcı, abartılı, gerçek dışı da olsa dilimiz konuşuyor.

O cömertliği doğuştan bulamayan veya sonradan yitirdiği uzuvlarıyla eksik bir bedene sahip olanlar da var bu dünyada. Hem de on milyonlarca.

Ama dikkat edin, onların çoğu yaşama bizden daha sıkı sarılıyor. Büyük bir azim, saygı duyulacak bir irade, takdir edilecek bir kararlılıkla her seferinde çoğumuzun ıskaladığı hayat derslerini bize onlar sunuyor. Ve bazen sağlıklı insanların ulaşamadıkları başarılarla dahi onlar buluşabiliyor.

Tags: Untagged
Hits: 2911
Rate this blog entry
0 votes

Rüya Gerçek Olana Kadar

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 05 Haziran 2007
in Yazi Ve Makaleler

7-8 Haziran 2007 Tarihleri Arasında Bursa Nilüfer Belediyesi ve Uludağ Üniversitesi Düzenlenen ULUSLARARASI KATILIMLI II. KENT VE SAĞLIK SEMPOZYUMU Dahilindeki `Düşlediğim Kent` Konulu Yarışmada `Rüya Gerçek Olana Kadar`  Adlı Makalem, Ödüle Layık Görüldü. Bu Makalemi Sizlerle Paylaşmak İstedim.

Sempozyum, 7-8 Haziran 2007 taihleri arasında Nilüfer Belediyesi Gazeteciler Cemiyeti Uğur Mumcu Etkinlik Salonu'nda düzenlenecektir. Detaylı billgi için: http://www.kentsaglik.org/genel.html

Not:  Ödül Alan Eserler, Sempozyum Boyunca Sergilenecek Olup Ödül Töreni 7 Haziran Perşembe Günü Saat 19. 00 da, Ataevler Mahallesi Gazeteciler Cemiyeti Uğur Mumcu Etkinlik Salonunun Üst Katında Yapılacaktır.



Tags: Untagged
Hits: 2944
Rate this blog entry
0 votes

Farklı Bir Çocuğa Sahip Olduğunu Öğrendiğinde, Ailelerin Tepkileri Nasıl Olmaktadır?

Posted by bilge
bilge
bilge has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazar, 10 Haziran 2007
in Yazi Ve Makaleler
Bazı aileler çeşitli aşamalardan geçerek kabul ve uyum sağlayabilirler. Farklı özelliği olan çocuğu olduğunu öğrenen anne ve babalar, ilk olarak duygusal bir karmaşıklık içine girerler; davranışlar, düşünceler karmaşıktır, yaşanan yoğun bir şok, karmaşıklık ve şaşkınlıktır. Daha sonra yas, aşırı üzüntü, hayal kırıklığı, kaygı, red, suçluluk ve savunma mekanizmalarının yoğun çalıştığı tepkisel bir süreç yaşanır. Bunun ardından; "Ne yapabilirim? sorusunun sorulduğu duruma uyum aşaması başlar. Bunun ardından aileler bilgi ve becerilerini geliştirmeye, çocukları ve kendileri için planlar yapmaya ve geleceği düşünmeye başlarlar.
Tags: Untagged
Hits: 3152
Rate this blog entry
0 votes

Terörün Yarattığı Sakatlığın Bedeli 100 Milyar$

Posted by Hayat
Hayat
Hayat has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 18 Haziran 2007
in Yazi Ve Makaleler

Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB), Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve dünya Sağlık Örgütü (WHO) gibi kurumların verilerine göre, dünyadaki sakat insan sayısı yaklaşık 700 milyon.

Yine WHO'nun gelişmekte ve az gelişmiş ülkelerde baz aldığı verilere göre Türkiye'deki nüfusun yüzde 12.29'u (8 milyon 500 bin) engelli. Bu sayıya 23 yıldır devam eden terör eylemleri sonucu 29 bin 69 kişi daha eklenmiş durumda.

Dolayısıyla bugün, dünyada süren savaşlar, Türkiye'de artan terör eylemlerinin sağlık üzerindeki etkilerine ve tedavi giderlerindeki maddi kayıp oranlarına bir bakalım. Önce bir hatırlatma:

1945'te, ABD, Japonya ile baş edemeyince biri Hiroşima'ya, diğeri Nagazaki'ye 2 atom bombası gönderdi. Geriye 200 bin ölü ve binlerce sakat insan kaldı. Resmi rakamlara göre 20 milyondan fazla insan da sakat kaldı ve savaş sonrası Sovyetler Birliği, ABD'ye 4 milyon takma bacak siparişi verdi.

ABD'nin 2 yıldır işgal ettiği Afganistan'da 10 bin, Irak'ta 100 binin üzerinde insan yaşamını yitirdi. Bir o kadar insan da sakat kaldı; kalmaya da devam ediyor.

Ya Türkiye? 1984'ten bu yana 23 yıldır devam eden terör olayları yüzünden 10 bin 585 asker, 3 bin 388 polis, bin 995 köy korucusu, 11 bin 606 vatandaş ve bin 495 terörist olmak üzere 29 bin 69 kişi yaşamını sakat olarak sürdürüyor. Artan sakatlıklar en çok engellilere hizmet veren dernek başkanlarının başını ağrıyor. Şırnak Cizre'de faaliyet gösteren Engelliler Derneği Başkanı Mehmet Şerif Gökhan'da çok dertli:

"100 bin nüfuslu ilçemizde 5 yıl önceki sakat insan sayısı 700 kişiydi. Bugün bu sayı bin 400'e çıkmış durumda. Yani terör ve mayınlar her geçen gün sakat sayısını ikiye katladı. Sağlığını yitiren üyelerimizin yüksek tedavi giderleri karşısında çaresiz kalıyoruz."

Rakamlara baktığımızda bilanço ağır. Organ kayıplarının yanında yazılan çizilen 200 milyar dolar civarında da maddi kayıp var. Bir tarafta terör nedeniyle turizmdeki maddi kayıplar, diğer tarafta sakat kalanların harcadığı milyarlarca dolar tedavi (ortezprotez) gideri var. Bunlara cenaze masraflarını eklediğimizde resmi rakamlara göre terörün faturası dolaylı maliyetlerle birlikte 300 milyar doları bulduğu belirtiliyor. Bir başka deyişle terör nedeniyle ortaya çıkan sakatlar ordusu 100 milyar dolarlık bir bedeli karşımıza çıkarıyor.

100 milyar dolar rakamı size abartılı gelebilir. O zaman size tabloya bakmanızı öneriyorum. Basit bir aparatın bin YTL, protezin ise 4 bin YTL'den başladığını söyleyelim.

Rakamlar Maliye'nin... Terörün 29 bin mağdurunun sadece protez ihtiyacı için bile bu rakamlar ödenirken tedavi, bakım, maaş ve diğer giderlerle bu rakam belki de iyimser kalıyor. Peki bu 300 milyar dolar ne anlama geliyor? İşte özet:

- Milli gelirin (400 milyar $) dörtte üçü,

- Dış borcun 2.5 katı,

- 7 tane GAP, 350 Boğaz Köprüsü,

- Bugünkü otobanların 2 katına karşılık gelen 30 bin kilometrelik otoban,

- Bugünkü derslik sayısının 12 katı olan 5 milyon derslik okul, 75 Atatürk Barajı.

CEMALETTİN GÜRSOY


Tags: Untagged
Hits: 2534
Rate this blog entry
0 votes

Çocuklarda İnatçılık

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 15 Mayıs 2007
in Yazi Ve Makaleler
cocuklar.jpgÇocukta inatçılık, çocuğun belli bir makul nedeni olmaksızın, bir harekette ısrar etmesi, davranışını, düşüncesini, durumunu değiştirmemesi şeklinde tanımlanabilir.

İnatçılık çocuğun duygusal gelişiminin bir sonucudur ve en çok 3-6 yaş arasında yaşanır. Bu yaşlarda inatçılık normaldir. Çocuk ben duygusunun ve özgür olma bilincinin gelişiminden kaynaklanan inatçılık gösterir. Çocuk her şeyi kendi yapmak ister. Yaptığı şeyler hoşuna gider, çevresinden gelen direnmeyi yenmeye çalışır. Kendi varlığını hissettirmeye, kabul ettirmeye çalışır. Kendince o hep haklıdır.

Tags: Untagged
Hits: 5119
Rate this blog entry
0 votes

Azınlık Gruplar İçin Tasarım; Çocuklar, yaşlılar ve engelliler

Posted by Hayat
Hayat
Hayat has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 04 Haziran 2007
in Yazi Ve Makaleler

zlem_yalm.jpg
Tasarım engelleri kaldırır mi? Bence evet. Tasarlanmış mekanlar ve eşyaların tüm insanların yaşam kalitesini arttırdığı gerçeği ile bakarsak, tasarımın engelliler yaşlılar veya çocuklar için yaşamı kolaylaştırdığı ve karşılaşılan sorunlara çözüm bulduğu söylenebilir.

Ülkemizde hiç dokunulmamış, üstünde hiç düşünülmemiş %20’lik bir ekonomik potansiyele sahip bu problem grubu ile, üretilecek her türlü ara çözüm, gündelik yaşama bu insanların tam ve eşit katılımlarını sağlayacak ve başta engellilere olmak üzere hepimize daha yaşanabilir bir dünya sunacaktır.


Tags: Untagged
Hits: 5079
Rate this blog entry
0 votes

Spastiklerle İlgili Temel Kavramlar

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 05 Haziran 2007
in Yazi Ve Makaleler
EĞİTİM - YAŞAM KALİTESİ
 
Aslında projeden çok, "TEMEL BROŞÜR" niteliği taşıyan bu çalışma, "YAŞAM KALİTEMİZİ BİRBİRİMİZİ EĞİTEREK YÜKSELTELİM.."ilkesini esas alarak, toplumda ve bilim çevrelerinde gerçek anlamda asla keşfedilmeye çalışılmayan tek özürlü grubunu oluşturan SPASTİKLER'i kısaca tanıtmak, onlarla daha kolay, içten ve verimli iletişim kurulabilmesini, spastiklerin ruh sağlıklarının korunabilmesini ve bu yolla potansiyellerinin gün ışığına çıkarılarak aktif kılınmasını sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.
 
. Konuya ilişkin yayınları bugüne dek, spastik olmayanların kaleme aldığı düşünüldüğünde, böyle bir tasarının ONLARDAN BİRİ tarafından kamuoyuna sunulması büyük onur ve mutluluktur...
 

Tags: Untagged
Hits: 4619
Rate this blog entry
0 votes

Sirk Gelmiş Neyime

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Çarşamba, 28 Mart 2007
in Yazi Ve Makaleler
Ankaraya sirk gelmiş her yere ilanları asılmış hafta sonları ücretsiz otobüs seferleri düzenlenecektir diye.Kıbrıstan arkadaşım sevil bile heyecanla soruyordu sirke gittiniz mi keşke burda da olsa ahmeti götürsek diye .Cumarteside arkadaşım ayşeyle konuştum
-pazar günü sirke gidiyoruz oğlanı ve yeğenlerimi götürücem dedi bende aynı gün bilet bulabilirmisiniz ki dedim saf saf .Ben bu sirkin biletli olduğunu hatta biletin zor bulanacağını sanıp zafere söylüyordum tanıdık bulupta bilet bulsak diye meğerse parasızmış ,önce ürktüm parasız olan şeylere talep her zaman acayiptir bir kez halk konserine gidip nefret etmiştim .ama ayşe geçen yılda sirke gittiğini çok eğlenceli olduğunu söyleyince bende hafiften isteklenip(hiç sirke gidememiş biri olarak aynı kaderin oğlumuda vurmasını istemeyerek) pazar günü programımıza sirkide kattım erkenden ablamı aradım

Tags: Untagged
Hits: 3252
Rate this blog entry
0 votes

Tıkır Tıkır Atıyor Kalbim

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 03 Nisan 2007
in Vefa LÖK ün Yazıları
Değişmeyen tek şey değişimdir der eski düşünürler.

Yıl 2007... Bizler daha bir mevsim bile değişmeden dünyamızı değiştirebileceğimizi sanıyoruz... Umuyoruz... Veya  bir sabah uyanıp, her şeyin değiştiğini fark ederek dehşete kapılıyoruz.

Değişimin bu kadar hızlı olması bizi nereye götürür, hangi duvara toslarız bilmiyorum.

Tags: Untagged
Hits: 7386
Rate this blog entry
0 votes

Ana Baba Eğitimi

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Çarşamba, 09 Mayıs 2007
in Yazi Ve Makaleler
Yazar: Dr. Thomas GORDON

annebaba.jpg 1. ANA-BABALAR SUÇLANIR AMA EĞİTİLMEZ

En zor meslek olduğu halde hiçbir eğitime tabi tutulmayan ana babaların bu kitapta yalnızca yöntem ve becerileri öğrenmekle kalmayacağı aynı zamanda onları ne zaman ve hangi amaçla kullanacakları da anlatılıyor.

E.A.E.nin başanlı olması anne ve baba tarafından birlikte tatbik edilmesiyle mümkündür.

Ana baba kabaca üç gruba ayrılabilirler;Birinci gruptakiler her zaman haklı olduklarını ve güç ve otoriteleriyle çocuğu kurallara uymaya zorlayanlar; gerekirse ceza vermekle korkutan ve ceza verenler; ikinci gruptakiler çocuklarına fazla özgürlük tanıyan ve çocuğun gereksinimlerinin yerine getirilmemesinin zararlı olduğuna inananlar; üçüncü gruptakiler ise bocalayanlar.

Tags: Untagged
Hits: 3219
Rate this blog entry
0 votes

Karton Sosyolojisi

Posted by Emrullah Emin
Emrullah Emin
Emrullah Emin has not set their biography yet
User is currently offline
on Cuma, 16 Mart 2007
in Emrullah Emin YILMAZ

İstanbulda annesiyle yürürken rögar kapağı olmadığı için rögar çukuruna düşen küçücük kızın ölüm haberini seyrettik televizyonlardan. Bu konuyla ilgili hemen herkes duruşu ve pozisyonu gereği bir yorumda bulundu. İnşaatı yapan firma, belediye, hükümet kısacası konuyla doğrudan veya dolaylı olan hemen her yerle ilgili bir şekilde görüş ve yorumlarda bulunuldu. Elbette yorumların dışında bu trajik olayla ilgili gözyaşları döküldü ve giden “can” için haklı olarak ağıtlar yakıldı.


Tags: Untagged
Hits: 3349
Rate this blog entry
0 votes

Zarif Muhalefet

Posted by Emrullah Emin
Emrullah Emin
Emrullah Emin has not set their biography yet
User is currently offline
on Cuma, 16 Mart 2007
in Emrullah Emin YILMAZ

Günlerden: ‘dünya Kadınlar Günü’

Detay: Duyuru panosundaki ilana bir kadının muhtemelen rujuyla iliştirdiği not.

Kentin merkezinde bütün tanıtım afişlerinde ilginç bir duyuru var; ” Ankara İki Kadın Sığınma Evine Daha Kavuşuyor - DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN “.


Tags: Untagged
Hits: 3100
Rate this blog entry
0 votes

TDK'dan Türkçe Sözlükler Hakkında Bir Savunma

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Perşembe, 08 Mart 2007
in Yazi Ve Makaleler

En Büyük Sözlük”mü? Yoksa

“Yanlışlarla Dolu, Şişirilmiş

Bir Sözlük” mü?

Püsküllüoğlu Sözlüğü  

Prof. Dr. Recep TOPARLI 
 

   Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün koruyucu başkanlığında kurulan Türk Dil Kurumu (TDK), Türkçenin öz güzelliklerini ortaya çıkarmak, dilimizi yabancı dillerin etkisinden korumak amacıyla çalışmalarını sürdürmektedir. TDK’ye yasayla verilen görevlerden biri de sözlükler ve yazım kılavuzları hazırlamaktır. Bu sözlüklerin en başta geleni de Türkçe Sözlük’tür. TDK, 1945 yılından bu yana Türkçe Sözlük’ün on baskısını yapmıştır.


Tags: Untagged
Hits: 6152
Rate this blog entry
0 votes

Engeller ve Engelliler

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Perşembe, 08 Mart 2007
in Yazi Ve Makaleler

http://zaferyapici.blogspot.com 

Değerli okurlarım, bu hafta toplumsal duyarlılık konusuna iyi bir örnek olacağına inandığım başımdan geçen bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. İki hafta önce Şirinyer pazarına uğramıştım. Alışveriş ertesinde, otobüs durağına yöneldim. Otobüsün durağa yanaşmasıyla birlikte durakta bir yığılma yaşanıyordu. O arada tekerlikli sandalyesi ile otobüsün arka kapısına yaklaşmaya çalışan ama otobüse bir türlü binemeyen bir bayan gördüm. Kalabalık içinde tek başınaydı! Beklediğim otobüsün gelmesine rağmen binmeyip onun yanına doğru ilerlemeye başladım. Ellerimde poşetlerim vardı. On dakika kadar bekledim. Sonra tekerlekli sandalyede oturan bayanın beklediği otobüsün geldiğini arka kapıya doğru yeniden hareketlenmesiyle anladım. Kapı açıldı ama yardım eden yoktu.


Tags: Untagged
Hits: 3637
Rate this blog entry
0 votes

Öğrenme Psikolojisi

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazar, 11 Mart 2007
in Yazi Ve Makaleler
Bireylerde öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini açıklayan bilim dalıdır.
Eğitim: Bireyin davranışlarında istendik yönde değişiklikler meydana getirme, istenmedik davranışları ortadan kaldırma sürecidir.
Öğretim: Okullarda bir plan dâhilinde yürütülen eğitim faaliyetidir.
Öğrenme: Tekrar ya da yaşantılar sonucu organizmanın davranışlarında meydana gelen oldukça kalıcı değişmelere denir. Sağ kolunu kopan bir kişinin sol elle yazı yazması. (Not: Sağ eli kırılan bir kişinin eli iyileşesiye kadar sol elini kullanması, iyileştikten sonra ise sağ elini kullanması öğrenme değildir.) Yolda giderken düşme öğrenme değildir. Çünkü kalıcı değildir.
Tags: Untagged
Hits: 15167
Rate this blog entry
0 votes

Zihin Maddeye Etki Eder Mi?

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Çarşamba, 14 Şubat 2007
in Yazi Ve Makaleler

Dr.Sultan Tarlaci
Özel Ege Sağlık Hastanesi
İzmir

Parapsikoloji bilimsel yöntemi ve uygulaması tartışılan birçok konuyu inceler. Bu alanda bilim insanlarından çok şarlatanların sesi çıkar. Toplum önünde genellikle popüler olmaları nedeniyle şarlatanlar bulunur. Bilim insanlarının sesinin az çıkmasından dolayı yanıtlardan çok sorulardan oluşan bir konudur. Parapsikoloji, tıpkı metafizik gibi kenarda olan ve tam bilim olarak olgunlaşmamış bir çalışma alanıdır. Kelime anlamı olarak psikolojinin ötesinde, ardında, kenarında bulunan manasındadır.

Yazının tamamını PDF olarak okumak için tıklayın.


Tags: Untagged
Hits: 3341
Rate this blog entry
0 votes

Ya Gördüklerimize İnandık veya..

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Cuma, 02 Mart 2007
in Vefa LÖK ün Yazıları

Ya Gördüklerimize İnandık Ya İnandıklarımızı Gördük

Hilenin sırrını arıyorsunuz, ama bulamazsınız.
Çünkü dikkatli bakmıyorsunuz.
Siz sırrı bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz.
(
Film : The Prestige - 2006)

Hepimiz defalarca emin olduğumuz konularda hata yapmışızdır.
Mutlaka hepimiz bir çok şeyi olduğundan farklı sanmış ve şanslıysak daha sonra gerçeği görebilmişizdir.
Nedense ve neredeyse hepimiz benzerliklere değil farklılıklara yoğunlaşmayı seçeriz.
Hep dolu kısmı değil, boş olanı; sağlam olanı değil, eksikleri ve kusurları görmekteyiz önce.


Tags: Untagged
Hits: 6529
Rate this blog entry
0 votes

İşitme Engelli Çocuklar İçin İyi Bir Gelecek

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Çarşamba, 07 Mart 2007
in Yazi Ve Makaleler

İŞİTME ENGELLİ ÇOCUKLARA DAHA İYİ BİR GELECEK NASIL SAĞLARIZ

ÖNEMLİ “3 E” :

1-ERKEN TEŞHİS 2- ERKEN CİHAZLANMA 3- ERKEN EĞİTİM


Tags: Untagged
Hits: 4862
Rate this blog entry
0 votes

BEYİNDE HASTALIKLARIN SANATA ETKİSİ

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 30 Ocak 2007
in Yazi Ve Makaleler
Beyinde bazı hastalıkların yetenekleri bozmayacak alanlarda ortaya çıkması halinde, eserlere olumlu katkı sağlayabileceği, dünya çapında bazı sanatçıların nörolojik veya psikiyatrik rahatsızlıklarını yaratım alanında kullanarak, ünlü yapıtları meydana getirebildikleri kaydedildi.

Dünya edebiyatının önemli isimlerinden Dostoyevski'nin epilepsi ataklarını eserlerine yansıtabildiği, en önemli 4 romanından biri olan Budala'daki kahramanının da sara hastası olduğu dikkat çekerken, aynı hastalığın yarattığı sanrıları, Alice Harikalar Diyarı'nın yazarı Lewis Carrol'un da kitabına aktarabildiği kaydedildi. 40'a yakın hastalıktan muzdarip Van Gogh'un da aldığı ilaçlar ve kullandığı metil alkolü yüksek içkinin meydana getirdiği tahribatın, sanatında tetikleyici rol oynamış olabileceği belirtildi.
Tags: Untagged
Hits: 3838
Rate this blog entry
0 votes

Ektiğin Dikeni Gül Bahçesinde Arama

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 27 Şubat 2007
in Vefa LÖK ün Yazıları
"Ektiğin dikeni gül bahçesinde arama" Mevlâna

Hiç kimsenin, hiç kimseye düşüncesini, hayallerini, planlarını zoraki şekilde dayatmaya hakkı yoktur.

Hiç kimsenin, sekiz milyon insan adına bir takım tanımlamalar yapmaya da hakkı yoktur. Hiç kimsenin, sekiz milyon insan için düşünüp, karar verip hatta eyleme geçilmesi gerektiğini söylemeye hiç hakkı yoktur. Bunu yapan kişi ve gruplarla, dilencilerin temelde pek farkı yoktur. Çünkü her ikisi de engelliği veya engellileri kendi çıkarları uğruna kullanmaktadırlar.
Tags: Untagged
Hits: 5161
Rate this blog entry
0 votes

Nihayet Beklenen Yağmurlar Geldi

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Cuma, 02 Şubat 2007
in Yazi Ve Makaleler
Bu sene alışılmadık bir kış yaşıyoruz.

Küresel ısınma üzerine kurulan felaket senaryoları giderek basında daha çok boy göstermeye başladı. 21.yy insanı olarak artık neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt etmek giderek zorlaşıyor. bilgi paylaşımı, iletişim olanaklarının giderek gelişmesiyle birlikte dünya küçülüyor adeta. Ancak yine de en büyük sorunumuz bireyselleşme ve güvensizleşme...


Tags: Untagged
Hits: 2382
Rate this blog entry
0 votes

Yarım

Posted by Emrullah Emin
Emrullah Emin
Emrullah Emin has not set their biography yet
User is currently offline
on Perşembe, 18 Ocak 2007
in Emrullah Emin YILMAZ
Yarım kalmışlığın coğrafyasıdır bizim coğrafyamız…
Yarım kalmış zaferlerin ve mağlubiyetlerin coğrafyası…
Savaşta tam zafer kazanıldığı düşünüldüğü anda ansızın yüzleşilir aslında hiç galip olmamış olmanın gerçekliğiyle…
Her şey bitti denilen zamanda ortaya çıkar birden aslında hiçbir şeyin bitmediği ve zaferin çok yakın olduğu…
Tags: Untagged
Hits: 2963
Rate this blog entry
0 votes

Zamansız Yazı

Posted by Emrullah Emin
Emrullah Emin
Emrullah Emin has not set their biography yet
User is currently offline
on Perşembe, 18 Ocak 2007
in Emrullah Emin YILMAZ
Zamansızdı bütün ölümler...
Bütün göçüp gitmeler, yer değiştirmeler...
Söylenen sözler, söylenmeyenler, beklemeler, bekletmeler zamansızdı...
Atılan adımlar, alınan kararlar, çıkılan beklenmedik yolculuklar...
Zamansızdı ağlamalar, gülmeler, alınan kararlar, kararsızlıklar...
Tags: Untagged
Hits: 3094
Rate this blog entry
0 votes

Üstün Yetenekli Çocuklar

Posted by Hayat
Hayat
Hayat has not set their biography yet
User is currently offline
on Cumartesi, 20 Ocak 2007
in Yazi Ve Makaleler

Üstün kabiliyetlilik(giftedness) :Beyin fonksiyonlarının yüksek düzeyde ve hızlı olarak çalışmasından ortaya çıkan, toplumun % 5 inde rastlanan üstün yetenek ve hüner özelliği.

Kabiliyet alanları:Üstün kabiliyetin ortaya çıktığı ve değişik yöntemlerle ölçülebildiği altı alan vardır.

1. yüksek zeka
2. mekanik hüner
3. yaratıcılık
4. sanatsal yetenek
5. fiziksel yetenek
6. liderlik kabiliyeti
Üstün kabiliyetli çocukların karakteristik özellikleri dört ana grupta incelenmektedir. bu gruplar:
a) düşünme boyutu
b) duygusal boyutu
c) fiziksel ve fizikötesi boyutu
d) sosyal boyutu


Tags: Untagged
Hits: 6290
Rate this blog entry
0 votes

Engellenmişlik, Engelli ve Bir Vikipedia Yorumu

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 20 Şubat 2007
in Vefa LÖK ün Yazıları

Bu yazıda, aşağıdaki terim başlığı olan "engelli" sözcüğü ve tanım içeriği arasındaki uyuşmazlığın nedenlerini göstermek için ayrıntılı bir çözümleme  yapıyoruz. Böylece bu gayriresmi tanımı deneyerek, "engelli kimdir, engellilik ve engellenmişlik nedir, engelli öbeğine kimler girer" gibi konuları ele alacağız. 

VikiPedia'da Engelli : [20/01/2007 itibarıyle]

Engelli, ?? 1-) Engelle karşılaşan 2-) Doğuştan veya sonradan meydana gelen hastalıklar, sakatlıklar (vücudun görsel/işlevsel/zihinsel/ruhsal farklılıkları) öne sürülerek, toplumsal/yönetsel tutum ve tercihler sonucu yaşamın birçok alanında kısıtlanan, engellerle karşılaşan kişi. ???


Tags: Untagged
Hits: 12670
Rate this blog entry
0 votes

Günlerin getirdiği / Senin yitirdiklerin olabilir!...

Posted by Emrullah Emin
Emrullah Emin
Emrullah Emin has not set their biography yet
User is currently offline
on Cuma, 08 Aralık 2006
in Emrullah Emin YILMAZ
Modern yaşamın takvimlere sıkıştırdığı duyarlılıklar vardır...

Sevgi, hatırlama ve pişmanlık üçgeninde pek çoğunda da kapital bir gizli niyet hissi mevcut olan bu günler sayesinde birey olarak kendi mevcudiyeti odaklı bir hayat süren modern insan, kendisini rahatsız etmesi muhtemel es geçmelerden kurtulur.

Annesini, babasını, öğretmenini, ülkesini, tanrısını, ikonunu hatırlamasına vesile olan günler ve haftalar medya denen saatli maarif takvimi ötesi curcuna marifetiyle aklına kazınır. Modern insan hangi vakitte kimi seveceğini, veya neye önem vereceğini bilen bir insan olarak donanımlıdır artık..
Tags: Untagged
Hits: 3101
Rate this blog entry
0 votes

BM Penceresinden Bakış

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Perşembe, 14 Aralık 2006
in Yazi Ve Makaleler
Yapılan araştırmalar dünyada yaklaşık 600 milyon engelli bireyin yaşadığını ortaya koyuyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 'dünyanın en büyük azınlık insan topluluğu' olarak adlandırdığı engelli bireylerin sosyal toplumda özgür ve tam katılımlı yaşamaları için BM bünyesinde birçok politikalar geliştirilip, çalışmalar yapmaktadır. Bu kapsamda 1992 yılında başlattığı 3 Aralık dünya Engelliler Günü ile bütün ülkelerin bu konuya dikkatini çekmeyi amaçlamıştır.
Tags: Untagged
Hits: 2812
Rate this blog entry
0 votes

Siz Ne Yaptınız Hünkarım?

Posted by Emrullah Emin
Emrullah Emin
Emrullah Emin has not set their biography yet
User is currently offline
on Çarşamba, 20 Aralık 2006
in Emrullah Emin YILMAZ
İstanbul, binbir çabayla, dua, gözyaşı ve gayretle, gerektiğinde gemiler karadan yürütülerek fethedilmiş, müjdelere erilmiş, övgüler yerini bulmuştu.

Fatih mutlu, onu yetiştirenler gururlu, halk huzurluydu.

Devlet-i alide sevinç, alem-i küffarda kıskançlık ve korku hakimdi.

Bir fetih için yapılması gerekenler maddi manevi yerine getirilmiş, yapılmaması gerekenlerin yapılmayışıyla zafer gelmişti.
Tags: Untagged
Hits: 3043
Rate this blog entry
0 votes

Ulaşılabilirlik Kılavuzu

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 04 Aralık 2006
in Yazi Ve Makaleler

ULAŞILABİLİRLİK KILAVUZU
Mimari Projelerde engelli ve Yaşlılarla İlgili Olarak Uyulması Gereken Temel Kurallar

Frame2Bu kılavuz, engellilerin ve bir kısım yaşlı insanların şehirsel ve mimari çevrelerde rahat edebilmelerine ve hayata daha kolay katılabilmelerine yardımcı olacak temel standartların tanıtılması için hazırlanmıştır.

Hangi insanlık durumunda bulunursa bulunsun, her insanın bütün toplumsal konumları, insan için ortaya konmuş değerleri ve mutluluk tablolarını kendisine açık ve elde edilmesi mümkün bulunması gerektiği gibi; hayata katılması sırasında fiziksel çevrenin, inşa edilmiş çevrenin de onu engellememesi gerekir. Çevrelere ve mekanlara engellenmeden ulaşabilmeyi girilebilirlik, ulaşılabilirlik (accessibililty, zuganglichkeit) kavramı ile ifade ediyoruz.


Tags: Untagged
Hits: 5019
Rate this blog entry
0 votes

Engelsiz Üniversiteye Doğru

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazartesi, 04 Aralık 2006
in Yazi Ve Makaleler
Yazar: Claire Özel,
ODTÜ Temel İngilizce Bölümü Öğretim Görevlisi,
Engelsiz ODTÜ Topluluğu Akademik Danışmanı,
Engelsiz Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Üyesi.
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Sekiz yıldır ODTÜ’de İngilizce dersi veriyorum. İlk anlardan beri “özel öğrencilerimiz” ile ilgileniyorum. O günlerde dört misli görme engelli öğrenci vardı, fakat koşulları tartışılırdı. Kimine göre iyi, kimine göre ise yetersizdi. Şimdi Engelsiz ODTÜ Topluluğu var ve onun akademik danışmanıyım. Buraya gelene kadar sabır, gözlem ve kimi başarıların yanısıra ilgisizlik, anlaşmazlık, direnç ve reddedilme gibi olaylar yaşadık. Her seferinde bir başka çukura düşsek de, tecrübelerimizden güven kazandık. Bütün bunlar sayesinde güçlenerek üniversitedeki engelleri kaldırma amacıyla çalışıyoruz.


Tags: Untagged
Hits: 3628
Rate this blog entry
0 votes

3 Aralık DİLENCİLER Bayramı

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazar, 03 Aralık 2006
in Vefa LÖK ün Yazıları

zzzzz TV Deki "cccccc vakfı" nın PARA TOPLAMA kampanyasına İLİŞTİ gözüm 3 Aralık Pazar günü.

Sinir katsayımız arttı..

Sadaka topluyorlardı.. BAŞINIZIN GÖZÜNÜZÜN SADAKASI..!!!!!

Bin yıl gerek, bın yıl bu kafaları düzeltmek için.

Yahu bütün tanıdık ünlü yüzler orada. "koca koca" adamlar, koca koca yaygara yapma güçlerine sahip imkanları kullanırken..... Vızıltı gibi gelir bazı şeyler.

Bin yıl gerek, bın yıl bu kafaları düzeltmek için
Veya O BİN YILIN ETKİSİNİ YARATABİLECEK ŞOK TECRÜBE VE BİLGİLER GEREK.

Umut tükenmez..

Biz avuç avuç atalım gemimizden suları..

Varsın onlar koca koca delikler açsınlar!

Batarsak beraber batacağız.

Ben 34 yıldır sakatım! Bu derneklerin azcık dişe dokunur faydası olsaydı, azcık ilerlemiş olsaydı peynir gemisi, BENİM YEDİ YILIM İŞSİZ GEÇMEMİŞ OLURDU, BİR İKİ YIL SONRA EMEKLİ OLURDUM...

Olmadı, daha bin yıl geçse olmaz da böyle!

Ne eksiğim vardı yahu benim! Sene 1991, ve BEN BİR BİLGİSAYAR PROGRAMCISIYDIM. İş aramak için doldurduğum formlar belki de HINDISTAN'a ulaştı.. ... O yıllar için Hesap verecek kimse yok... YOK.

Bari BU PARALARIN HESABINI VERSİNLER...

YAŞAM MERKEZİ KURACAKLARMIŞ.. OHOO.. ÇOK GÖRDÜK BUNLARI...

:)) Biz zaten yaşıyoruz be! ENGEL olunmasın yeter...


Tags: Untagged
Hits: 5177
Rate this blog entry
0 votes

Hayata Dahil Olmak

Posted by Emrullah Emin
Emrullah Emin
Emrullah Emin has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 31 Ekim 2006
in Emrullah Emin YILMAZ

MERHABA VE HAYATA DAHİLİZ ÜNLEMİ ÜZERİNE NOTLAR...

Merhaba sevgili dostlar...

Benzerlerinden farklı ve özgün olma çabası içinde olmasıyla dikkatlerimizi çeken, dikkat çekmekle kalmayıp bizi de içine çeken Hayata Dahiliz Biz sitesinde her hafta bu sütunda buluşacağız. Özürlü kimlik kartı veya muhtaçlık maaşının ötesinde, özürlü bireyin kimlik arayışları ve bu arayışların modern toplumdaki yansımaları üzerine yazıları sizinle paylaşma gayretinde olacağız. Umarım burada yazacağımız yazılar konuyla ilgili hayata dahil olma yolundaki gayretlere farklı bir bakış açısı sunabilir.

Sevgilerimle...


Tags: Untagged
Hits: 2909
Rate this blog entry
0 votes

Görme Engelliler İçin İnternet Olanakları

Posted by Hayat
Hayat
Hayat has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 21 Kasım 2006
in Yazi Ve Makaleler
BRAHİM ELİBAL (Oturum Başkanı)- Şimdi duyduk ki, “Türkiye'yi Internet’e taşıyalım” sloganıyla inet-tr bir sempozyum düzenliyor. Biz de arkadaşlarla birlikte dedik ki, “madem Türkiye'yi Internet’e taşıyorlar, biz de bir ucundan tutalım, belki bir katkımız olur; aynı zamanda taşırken biz de bulunalım ki, daha önce kente taşıdılar uygarlığı, biz olmadığımız için çarpık kentleşmeden çok çektik, en azından şimdi çarpık net’leşmeyelim ki sanal dünyada da kentsel yaşamda karşılaştığımız sorunlarla en azından gelecekte karşılaşmayalım diye.”
Biz kimdik, onu söyleyelim: Biz, TBKİ idik. TBKİ’nin açılımı neydi; tabii ki Tembel Beceriksiz Körler İnisiyatifi değil, Türkiye Bilişen Körler İnisiyatifi. Türkiye Bilişen Körler İnisiyatifi ne zaman doğdu; 2000 yılının 22 Nisanında Ankara’da yaptığımız bir toplantıda. Bu toplantı Internet Haftasında, kaçıncı Internet Haftası olduğunu hatırlamıyorum; ama 2000 yılında düzenlenen Internet Haftası kapsamında yapılmış bir toplantıydı. Sevgili Mustafa Akgül hocamız, Ethem Derman ve Sami Dönmez, Türkiye Internet Üst Kurulundan 3 kişinin de desteğiyle bu toplantıyı gerçekleştirdik. Amacımız, bilgisayar kullanan, bilgi teknolojilerinden faydalanan körlerin sayısının artırılması, körlerin bilgisayar kullanımı ve Internet erişiminin önündeki engellerin aşılması ve bununla ilgili gerekli olan hukuki ve sosyal düzenlemelerin yapılmasıydı. Bu amaçla yola çıktık ve şimdiye kadar bir dizi toplantı gerçekleştirdik. Sayımız gittikçe artıyor, bizi duyan ve bizi duymakla kalmayıp bizim taleplerimizi anlayan insanların sayısı; ama henüz istenilen noktada değiliz tabii ki.
Nereden çıktı bilgisayar ya da Internet? “Toplum henüz sağlam insanına bilgisayar kullanmayı ve Internet erişimini sağlayamamışken, siz nereden çıktınız” diyenler için, ki aramızda bulunan hiç kimsenin bunu söylediğini sanmıyorum; ama sevgili Engin Albayrak’a sözü bırakmak istiyorum. Sayın Albayrak, körler için neden bilgisayar ve Internet erişiminin elzem olduğunu, neden zorunlu olduğunu anlatmaya çalışacak.
Teşekkürler.
Tags: Untagged
Hits: 7605
Rate this blog entry
0 votes

8.5 Milyon Engelli Var, Farkında mıyız?

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Çarşamba, 22 Kasım 2006
in Yazi Ve Makaleler
Haşmet BABAOĞLU 
Tempo Dergisi’nin 16 Kasım 2006 tarihli sayısını günlerdir elimden düşürmüyorum.

İçini karıştırıyorum, kapağına bakıyorum.

Kapaktaki o siyah beyaz, o çok çarpıcı fotoğrafa bakıyorum sürekli...

Genç, güzel bir kadın mikrofonu tutmuş, şarkısına başlamak üzere...

Gözleri ışıl ışıl. Dudaklarında tedirgin bir gülümseme...

Derginin kapağında “Fotoğraftaki fazlayı bulun” yazıyor.

Bakıyorum; genç kadının dizlerinden aşağısı yok.

Fakat “fazla”yı buluyorum: Bu fotoğrafta HAYAT var. Başka hiçbir fotoğrafta görmediğim kadar... Hayat!...

Tags: Untagged
Hits: 2669
Rate this blog entry
0 votes

Nikola TESLA "Tekellerin afaroz ettiği mucit"

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Çarşamba, 04 Ekim 2006
in Yazi Ve Makaleler
ImageNikola Tesla... Bilim tarihinin elektrik ve elektronik alanında, 20. yüzyılda gerçekleştirlen tüm buluşların altındaki tek isim olan Tesla'nın üzerindeki giz perdesi ölümünün üzerinden 57 yıl geçtikten sonra yavaş yavaş kalkmaya başladı. Az sonra değineceğimiz gibi Tesla'nın üzerine FBI tarafından çekilen giz perdesinin altında 20.yy bilim tarihinin, sonuçları çok ağır olacak hesaplaşmaları yatıyor. Bir giriş olarak bu hesaplaşmanın notlarını şöyle aktarabiliriz.

Birincisi elektiriği hayatımıza sokan Micheal Faraday değil, Nikola Tesla'dır. Faraday'ın tek yaptığı kaleme aldığı önemli bir yapıt olan Elektrik Üzerine Araştırmalar adlı eserinde elektrik ve manyetizma arasındaki ilişkilerin deneylerini göstermiş olmasıdır. Elektriği başta ampul olmak üzere yaşantımıza sokan, radyoyu, radarı. florasanlı ampulü, bilgisayarı, faks makinasını, ve daha aklınıza gelebilen bütün elektrikli ve elektronik aletleri geliştiren Tesla olmuştur. General Electiric, Westinghouse, Marconi and Morgan gibi ABD endüstrisinin dev tekelleri Tesla'nın bu buluşları üzerine şekillenmiş, fakat kendisi hayatı boyunca hiçbir kurumsal ilişkiye girmemiştir. 


Tags: Untagged
Hits: 9066
Rate this blog entry
0 votes

Görme Engellilerle İlgili Özel Eğitim Sorunları

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Pazar, 08 Ekim 2006
in Yazi Ve Makaleler
Görme Özürlülerle İlgili Özel Eğitim Sorunları ve Çözüm Yolları Hakkında 1998 Yılı Değerlendirme Raporu

  Hazırlayan: Halil Köseler (Öğretmen)

  Ülkemizde görme özürlülerin gerçek sayısı tam olarak bilinmemektedir. Çünkü bu güne kadar bu sayının belirlenmesi için herhangi bir istatistik yapılmamıştır. Bu nedenle birbirini tutmayan rakamlar ileri sürülmektedir. Birleşmiş Milletlere bağlı Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından kabul edilen istatistiklere göre tamamen görme gücünden yoksun olanlar nüfusun binde ikisini oluşturmaktadır. Görme gücü yüzde onun altında olanlar "kör", olarak tanımlanmaktadır. Görme gücündeki yetersizlik nedeniyle ilave araçlara ihtiyaç duyan ve normal yazıyı okuma güçlüğü çeken kişiler de "az gören" olarak nitelendirilmektedir. Dünya Sağlık Teşkilatı'nın ön gördüğü istatistikler göz önüne alındığında ülkemizde tam körlerle az görenlerin nüfusunun dörtyüzbin civarında olduğu tahmin edilebilir.

Tags: Untagged
Hits: 49293
Rate this blog entry
0 votes

Boş Çuval Ayakta Durmazmış

Posted by KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl
KanatlıTırtıl has not set their biography yet
User is currently offline
on Salı, 22 Ağustos 2006
in Vefa LÖK ün Yazıları
"Gel, gel, her ne olursan ol, yine gel!" diye davet eden Hz.Mevlânâ'nın okyanusları barındıran mısralarına, bir yudumluk akılla talip olan ben! Ey süt dökmüş kedi gibi etrafına şaşkın şaşkın bakmakta olan ben! Kalk, az dolan da gel! Az dolan etrafımda bazen.
Tags: Untagged
Hits: 5021
Rate this blog entry
0 votes