HayataDahiliz.Biz

Haber, Bilgi ve Sevgiye UlaÅŸamayan Herkes Engellidir

  • Full Screen
  • Wide Screen
  • Narrow Screen
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

KuÅŸlara Su Verelim

sercee.jpgKüresel ısınma etkisiyle kavrulan dünyada ve ülkemizde yaÅŸanan kuraklık, tüm doÄŸal hayatı etkiliyor. Åžehirlerde bizimle yaÅŸayan dostlarımızın da bir yudum suya ihtiyacı var. Onları unutmayalım. Balkonlarımızı pencerelerimizi süslediÄŸimiz saksılarımızın yanına birer kap su bırakalım.

 

cansuyu.jpg

 

Serçenin öyküsünü bilir misiniz?

Kaza mıdır, kundaklama mıdır bilinmez; doÄŸanın çiçek açtığı, insanın, hayvanın soluk aldığı, börtü böceÄŸin yurdu ormanda yangın çıkar. Çevredeki göletten ormana gidip gelmekte olan serçe:
- Ne yapsam?
- Umarsızlığına tutsak insanoğlunun
- Nereye kaçsak?
- YüreksizliÄŸinde yitip giden hayvan oÄŸlunun gözünden kaçmaz; bir ağız olup sorarlar:
- Sen ne yaptığını sanıyorsun? Söylesene...
Serçe sakin, ağırbaÅŸlı, yaptığının bilincinde olmanın onuruyla yanıtlar:
- Gagamla su taşıyıp, alevlerin üstüne boÅŸaltıyorum...
- Gagadan taşınan suyla ÅŸu koca yangın söner mi hiç? ÅžaÅŸkın kuÅŸ! kıkırdamalarına serçenin yanıtı tokat gibi iner:
- Ben elimden geleni yapıyorum ya!

Evet, birçoÄŸumuz yaÅŸadığımız ülke için elimizden geleni yapıyoruz. Tarih boyunca ulus olarak da yaptık. Bizler, yani ÅŸairler, yazarlar, gazeteciler -istisnalar kaideyi bozmaz- olarak okuyucularımızı aydınlatmak için elimizden geleni yapmaya devam ediyoruz. Halkın ve haklının yanında olduÄŸumuzu herkes iyi bilir. Bunu bildikleri için bazıları bizi sevmezler. Fakirlik edebiyatı, doÄŸu batı ayrımı yaptığımızı söyleyerek, cahilliklerini açığa vururlar. Düzenin oluÅŸturduÄŸu çarkın diÅŸlileri olmadığımız bir gerçek. Bu çarkın kimleri ezdiÄŸi gün gibi ortada…

Bizi öyle bir duruma getirdiler ki, çevremizi görecek halimiz kalmadı. Günden güne yozlaÅŸmaya, bencil olmaya itiliyoruz. Bazı deÄŸerlerimiz yok olmak üzere. Eski dostluklar, arkadaÅŸlıklar, yardımlaÅŸmalar artık yok. Dini bayramlarda büyükleri, hasta insanları ziyaret etmekten çekinir olduk. Mutlu günlerinde yanlarında olmamız gereken insanları yalnız bırakıyoruz. O sıcak sarılmaların, o tatlı sohbetlerin, özlem gidermelerin yerini ahizede uÄŸuldayan duygusuz, renksiz, korkusuz bir ses aldı. Bir telefonla gönül alacağımızı zannedip, büyük bir iÅŸ yapmış gibi böbürleniyoruz. Ama kaybetmeye baÅŸladığımız deÄŸerler aklımıza bile gelmiyor.

"Ben insanım insan... Telefondaki yapmacık kahkahana, yarım yamalak öÄŸrendiÄŸin, çoÄŸu yabancı kelimelere ihtiyacım yok. Ben sarılmak, koklamak, tenine dokunmak istiyorum. Gözlerine bakmak, yüzünün ÅŸeklini beynime kazımak istiyorum. Ne kadar yaÅŸayacağım belli deÄŸil. Belki sizleri bir daha hiç göremeyeceÄŸim. Ey sevdiklerim, ey dostlarım, dost bildiklerim, beni hatırlayın ve kapımı çalın. Biz büyüklerimizden gördüklerimizi, yaÅŸadıklarımızı unuttuk mu? Bize bunlar öÄŸretilmedi. Bize enjekte edilmeye çalışılan batının soÄŸuk, samimiyetsiz, yapmacık ve yüzeysel davranışları hak etmiyoruz."

Dememek için yaÅŸlıları, dostları kucaklamanın, yardımlarına koÅŸmanın zamanıdır. İnsanlığımızı, yüreÄŸimizdeki sevgiyi, gözlerimizdeki pırıltıyı, sesimizdeki okÅŸayıcı yumuÅŸaklığı kaybetmeden bunu yapalım. Yürek gözümüzün, gönül kapımızın kapanmasına seyirci kalmayalım. Yanınızda yörenizde sizin her türlü yardımınıza muhtaç insanlar mutlaka vardı. Hem de çok yakınınızda... Bir düÅŸünün... YaÅŸlılarımızın buruÅŸuk yüzlerinden gözyaşı yuvarlanmadan, gün görmemiÅŸ körpecik çocuklar açlıktan aÄŸlamadan yanlarında olalım. Onlara yalnız olmadıklarını hissettirelim. PaylaÅŸalım, çoÄŸalalım...

Dünyadaki hiçbir ÅŸey için bir çocuÄŸu aÄŸlatmaya deÄŸmez, hiçbir ÅŸey onlardan deÄŸerli deÄŸildir. Elimizden geldiÄŸince, gücümüz yettiÄŸince birbirimize destek olalım, arka çıkalım. İçimizdeki bu duyguyu öldürmeye kimselerin, hiçbir teknolojinin gücü yetmez.

Gelin hepimiz birer serçe olalım ve elimizden geleni yapılım. Henüz geç kalmış sayılmayız. SöndüreceÄŸimiz bir yangın, birçok can kurtaracaktır.

Serçenin aÄŸlayınca öldüÄŸünü biliyor muydunuz?
O zaman aÄŸlamamak için övünülecek, gurur duyulacak ÅŸeyler yapalım ki, yaÅŸam anlamlı olsun.

Åžair Atilla Erdemli’nin yaÅŸanılası güzellikte ÅŸu dizeleriyle son verelim yazımıza:

daÄŸlar da düz olur bir gün
bilgiler eskir, gençlik kocar, güzellikler gider
her şey bittikten sonra ne kalır sanıyorsun;
ne parıldar, ne coşar;
yalnızca iyi olan
yalnızca içimizdeki insan.

* Serçe öyküsü, Gazeteci-yazar OKAN YÜKSEL'in "3F" adlı kitabından alınmıştır..

 

 

Küçük KuÅŸlar İçin Kutu Yuvalar.
Kaynak: RSPB
Çeviren: Hüseyin Karslı*

Bahçenize yuvalar asıp bu yuvaları kullanan kuÅŸları izlemek çok keyifli bir uÄŸraÅŸ olabilir. Özellikle bunlar kuÅŸlar için uygun yapılmış yuvalar olursa. Özellikle baÅŸtankaralar bu yuvaları kullanırlar.

Kutu yuvalar yaÅŸlı aÄŸaçlarda bulunan deliklerin mükemmel alternatifleridir. Çevremizde kuÅŸların yuvalayabileceÄŸi oyuklar olan yaÅŸlı aÄŸaçlar genelde bulunmaz. Bahçeler ve parklarda kuÅŸlar için çok miktarda yiyecek bulunur, fakat hiç yuva bulunmaz.

Hangi kuşlar kutu yuvaları kullanırlar?

60 tan fazla türün kutu yuvaları kullandığı biliniyor. Bunlar arasında ÅŸüphesiz mavi ve büyük baÅŸtankaralar da vardır.

DiÄŸer kuÅŸlar arasında, çam baÅŸtankarası, sıvacı, ev serçeleri ve aÄŸaç serçeleri, sığırcıklar, benekli sinekkapanlar, kızılgerdanlar, ev kırlangıçları, kerkenezler ve peçeli baykuÅŸlar kutu yuvaları kullanan kuÅŸlardandır.

Kutu yuvaları asmak için en uygun zaman sonbahardır. Pek çok kuÅŸ beslenmek ve tünemek amacıyla sonbahar ve kış ayları boyunca bu yuvalara girip çıkacak ve yuvaların farkına varacaktır.

Kutu yuva nasıl yapılır?

DoÄŸal yuva delikleri standart ölçülerde deÄŸillerdir. Bu nedenle aÅŸağıda verilen ölçüleri sadece referans olarak alın. 150 mm eninde ve 15 mm kalınlıkta tahtalar kullanın. Her bölümün ölçüsü resimde gösterilen ölçüde kesilmelidir. Kutunun iç kısmı 100mm kare ve giriÅŸ deliÄŸi tabandan 125 mm yukarıda olmalıdır. EÄŸer daha az olursa yavrular yuvadan düÅŸebilir ya da kediler tarafından avlanabilirler.

Galvanizli vidalar ve çiviler kullanın. İç kısmın ön yüzü kuÅŸların tırmanmaları için pürüzlü olmalıdır. Tabana mutlaka drenaj (su boÅŸaltma) delikleri açılmalıdır.

Yuvaların giriÅŸ delikleri her kuÅŸ türü için deÄŸiÅŸir ve aÅŸağıdaki gibidir:

  • 25 mm çam baÅŸtankarası ve mavi baÅŸtankara için.
  • 28 mm büyük baÅŸtankaralar ve aÄŸaç serçeleri için.
  • 32 mm sıvacılar ve ev serçeleri için.
  • 45 mm sığırcıklar için ve kutu yuvaları boyutları % 25-30 daha büyük olmalıdır.
  • 50 mm orman aÄŸaçkakanları için.

Kapak menteÅŸesini kutuya lastik bir ÅŸeritle monte edin (BİR BİSİKLET Ä°Ç LASTİĞİ BUNUN İÇİN UYGUNDUR). Kapağı kutuya çivilemeyin. Kapağı sabitlemek için iyi bir mandal kullanın. Kutuyu sonbaharda temizleyin.

Aynı kutunun üst yarısı açık olursa yani ön kısmın üst yarısı kesilip açık yapılırsa, bu kutu yuva kızılgerdan, ak kuyruksallayan ya da çıtkuÅŸları için çekici bir yuva olur. Benekli sinekkapanlar önü tamamen açık bir kutu yuvayı dahi tercih edebilirler.

Yuva yapımında su kontraplağı kullanabilirsiniz. YumuÅŸak kutular su bazlı koruyucularla iÅŸlemden geçirilebilir. Su bazlı koruyucularla kutunun sadece dış yüzeyini iÅŸlemden geçirin. Fakat giriÅŸ deliÄŸinin çevresine bunu sakın uygulamayın. İşlem için ne kullanırsanız kullanın mutlaka kutuyu kurutun ve içini kutuyu yerleÅŸtirmeden önce havalandırın.

Büyük halini indirmek için tıklayın.

 

KUTULAR NEREYE ASILMALMALI

BaÅŸtankaralar, serçeler ve kırlangıçlar için kutular aÄŸaç ve bina gibi sürekli korunak saÄŸlayan yerler yoksa, aÄŸaca ya da duvara 2 ila 5 metre yükseÄŸe, kedilerin eriÅŸemeyeceÄŸi, meraklı insanların ilgisini çekmeyeceÄŸi noktalara asılmalıdır. Kutuların yönü kuzey ve doÄŸu arasında bir noktaya bakmalı. Bu, kutunun güçlü güneÅŸ ışıklarına ve nemli rüzgarlara maruz kalmasını önler. Kutuyu hafifçe öne doÄŸru meyilli oturtun. Bu yaÄŸmur sularının çatıdan süzülüp gitmesini saÄŸlar. Ev serçeleri ve sığırcıklar, saçakların altına konmuÅŸ yuvaları hemen kullanırlar. Bu aynı zamanda bu kuÅŸları damınıza yuva yapmaktan caydırır. Fakat bu yuvaları ev kırlangıçlarının yuva yaptığı yerlerden uzak tutun. Kızılgerdanlar ve çıtkuÅŸları için yapılan önü açık kutular çok daha aÅŸağıya konmalı ve çevresinde bitkiler olmalıdır.

Kutu yuvanızı aÄŸaca çivi ile çakmak aÄŸacı yaralayabilir. Kutuyu aÄŸaç gövdesine bir telle monte etmek en iyi yöntemdir. TELİ BİR HORTUM İÇİNDEN GEÇİRİRSENİZ YA DA ALTINA ESKİ BİR ARAÇ LASTİĞİ KOYARSANIZ AÄžACIN YARALANMASINI ÖNLERSİNİZ. Unutmayın ki aÄŸaçların boyları kadar gövdeleri de büyür ve geniÅŸler. Bu nedenle bu kutu yuvalarının montaj noktalarını 2 -3 yılda bir kontrol edin.

Åžayet bölgede çok miktarda doÄŸal yiyecek varsa, aynı tip iki kutu yuva yan yana olsalar dahi kuÅŸlar tarafından kullanılırlar. Ancak baÅŸtankaralar çok saldırgan kuÅŸlardır ve 1 dönüm alana 2 yada 3 çiftten daha fazla yoÄŸunlukta yuvalarda barınmazlar. Farklı kutu yuvalar konuÅŸlandırmakla farklı türleri yuvalara çekebilirsiniz.

Kutu yuvanın bakımı

KuÅŸ yuvaları, pireler ve parazitleri barındırırlar. Bu parazitler bir sonraki kuluçka döneminde yumurtadan çıkacak yavruları enfekte ederler. Size eski kutu yuvaların Ekim ve Kasım aylarında yerlerinden sökülmelerini tavsiye ederiz. Kalan artık parazitleri yok etmek için kaynar su kullanın. Böcek ilacı yada pire tozu kesinlikle kullanmayın.

Yuva temizlendikten sonra içine bir miktar talaÅŸ ya da kuru ot atılırsa (saman deÄŸil) kış mevsiminde küçük memeliler ve kuÅŸlar tarafından kış uykusu için ya da tünek olarak kullanılır.

Genel Sorular
Burada aklınıza gelebilecek ve daha önce sorulmuÅŸ bazı soruların cevaplarını bulabilirsiniz.

Kutu yuvalarda neden ölü yavrular ve çatlamamış yumurtalar bulunur?
Bazı yumurtaların çatlamaması ve yavruların bir kısmının ölmesi çok normal bir durumdur. Mavi ve büyük baÅŸtankaralar bu türden kayıplardan dolayı yuvaya 14 kadar yumurta bırakırlar. SoÄŸuk havalar ve yiyecek miktarının azlığı bu durumun nedenlerinden biridir ve ayrıca yavruların sadece güçlü olanları hayatta kalırlar. Anne babaların ölümü ve bazı insanlar da bu durumun sorumlularıdır.

Kutunun içinde olanları izleyebilir miyim?
Kullanılan kutu yuvalarının rahatsız edilmemesini öneririz. En iyisi onları belli bir mesafeden izlemektir. Buna alternatif olarak, yuvalar için yapılmış olan kameralar kullanılabilir. Bu kameralar televizyonunuza baÄŸlanabilir ve kameralar yuvanın içinde ön kısmına yerleÅŸtirilebilir.

Yuvayı yağmacılardan nasıl korurum?
Yuva yaÄŸmacılarının baÅŸlıcaları ÅŸunlardır: kediler, sincaplar, fareler, sıçanlar, gelincikler, aÄŸaçkakanlar ve karga familyasının üyeleridir. Bu yaÄŸmacılar genellikle sabahın erken saatlerinde avlanırlar ve insanların çoÄŸu onların varlıklarından habersizdirler. DeliÄŸin çevresine yerleÅŸtirilen metal bir plaka aÄŸaçkakan ve sincapların giriÅŸini önler. Kutunun altına ve üstüne dikenli tel ve katırtırnağı yerleÅŸtirmek memelilerin çoÄŸunun yuvaya giriÅŸini engeller. Ayrıca ticari olarak satılan bazı özel korkuluklarda size yardımcı olabilir.

Türler arasındaki anlaÅŸmazlıklar (kavgalar).
Sığırcıklar ve serçe gibi kuÅŸlar sık sık baÅŸtankaralar tarafından kullanan yuvalara el koyarlar. BaÅŸtankaralar genelde yuvalarını iyi savunurlar ve yaÄŸmacıların girmesine izin vermezler. 25 mm lik bir delik daha büyük türlerin yuvaya giriÅŸini önler. Yuvanın önüne kesinlikle tünek ya da sırık koymayın, zira bu yaÄŸmacıları cesaretlendirir. BaÅŸtankaraların tüneÄŸe ihtiyacı yoktur. Unutmayın ki serçeler ve sığırcıklar arsında ciddi kavgalar vardır ve onların baÅŸtankaralardan daha fazla yardımınıza ihtiyacı vardır. Serçe kutu yuvalarını diÄŸer kuÅŸların kutu yuvalarından daha uzak bir yere yerleÅŸtirin.

BaÅŸtankaralar neden yuva deliklerini yontarlar?
Bu, erkeÄŸin deliÄŸi büyütmesinden ziyade diÅŸisine karşı bir gösteriden ibarettir. Daha sonra aile deliÄŸi zaman zaman gagalamaya devam edecektir. Zaten doÄŸal yuvalarının etrafına göz attığınızda yontmadan dolayı oluÅŸmuÅŸ aÄŸaç kabuÄŸu kırıntıları görürsünüz. BaÅŸtankaraların deliÄŸi gagalamasının nedeni, tahtanın sertlik derecesini ölçmek ve yavruları için orasının emniyetli olup olmadığını tayin etmektir. Mavi ve büyük baÅŸtankaralar da yuvanın iç kısımlarını ya da deliÄŸini yontarlar. Nedeni ise yine gösteriden ibarettir.

Baştankaralar neden yuvaları sonbahar ve kışın kullanırlar?
Bunun nedeni uyumak için uygun bir yer bulmak ve beslenmektir. Tünek yuvalar da sık sık yuva amaçlı kullanılır. BaÅŸtankaralar, Åžubat ya da Mart ayına kadar ciddi olarak potansiyel yuva alanlarının keÅŸfine çıkmazlar.

Böcek istilasını nasıl önlerim?
Bal arıları, eÅŸek arıları ve kulaÄŸakaçan böceÄŸi zaman zaman yuvayı istila eden böceklerdir. Bunları yuvadan uzak tutmak için sprey kullanmak olası bir yöntem deÄŸildir. Böceklerin çoÄŸu kuÅŸlar için faydalı olduÄŸu için onlara dokunmamanız da fayda vardır. Böceklerin çoÄŸu, kuÅŸlar yuvayı inÅŸa ettikten hemen sonra yuvayı talan ederler. Yuvada bulunan ölü yavruların ölüm nedeni doÄŸal nedenlerdir. Yuva temizlendikten sonra, aynı yıl aynı tür böceklerin yuvaya tekrar geldikleri pek görülen bir durum deÄŸildir. Dolayısıyla yuvayı olduÄŸu yerde bırakın ve diÄŸer yuvayı birkaç metre öteye yerleÅŸtirin. Böcek istilasından dolayı bir yuvayı kaybetmek pek olası bir durum deÄŸildir.

 

DoÄŸa DerneÄŸi üyesi ve gönüllüsü olan Hüseyin Karslı'ya katkılarından dolayı teÅŸekkür ederiz.

http://www.kustr.org

 

 

Kuş Sarayları




KuÅŸ Evleri, Serçe Saraylar tarihi bina ve mimari eserlerde yer alırken, günümüze gelen ince bir zevkin göstergesi olarak yapıları süslüyor.

Geleneksel mimarinin öÄŸeleri arasında dikkat çeken kuÅŸ sarayları veya kuÅŸ evleri baÅŸta serçe, saka, kırlangıç gibi kuÅŸlara barınak olması için yapılmış zarif mimarileri ile göz okÅŸuyor. İnce bir zevkin yansıtıldığı minyatür yapılardaki KuÅŸ evleri kullanım amacı ve yerinin düÅŸünülerek seçilmesi bu tür yapılara verilen önemi de yansıtıyor. GeçmiÅŸi 16. yüzyıla kadar uzanan kuÅŸ ev ve saraylarına genellikle camii, medrese, han, ev, köprü, kütüphane, türbe gibi taÅŸ ve tuÄŸla kullanılarak yapılmış büyük eserlerde rastlanıyor. İnsan elinin ulaÅŸamayacağı ve kuÅŸların kendilerini güvende hissedebilecekleri uygun yerlere yapılan bir tür estetik yuvalar, sert esen rüzgarlardan korunaklı yapıların güneÅŸ alan dış cephe yüzlerine konarak cephe estetiÄŸinin yanı sıra kuÅŸların yaÅŸantılarına da uygunluÄŸu düÅŸünülmüÅŸ. Osmanlı İmparatorluÄŸu'nun sınırları içinde yer alan eserlerde görülen kuÅŸ evlerine İstanbul baÅŸta olmak üzere Edirne den DoÄŸu Beyazıt'a kadar bir çok yerdeki yapılarda rastlanıyor. Örnekleri Filibe ve Tırnovada da görülen öÄŸeler sade olanlar ile daha gösteriÅŸli yapılanlar nedeniyle iki grupta toplanıyor.



Birkaç delikten meydana gelen bu tür sade kuÅŸ evlerine Süleymaniye, Yeni Cami ve Sokulu Mehmet PaÅŸa Köprüsü gibi İstanbul'da bulunan eserlerde görülürken daha süslü ve gösteriÅŸli olanlara yine İstanbul'da ki önemli eserlerden biri olan Topkapı Sarayının dış avlusu eski Darpane'nin iç avlusunda yer alan binanın dış duvar yüzünde rastlanıyor. Özenle yapılmış ince ve usta bir iÅŸçiliÄŸin sergilendiÄŸi kuÅŸ sarayında serçelerin korunacağı, içinde dolaÅŸabileceÄŸi, inip çıkabileceÄŸi yollar, gözler estetik bütünlük içinde sergilenmiÅŸ. Bir çok yapıda farklılıklar gösteren kuÅŸ evleri ve serçe saraylarında konsollar üzerine kurulmuÅŸ cumba biçimli çıkıntılar, balkonlar sütun kabartmalarla yükselirken, ön yüzleri kemerli pencerelerle tamamlanıp, çatılarla, kubbelerle kapatılmış. Türklerin hayvan, özellikle kuÅŸlara verdikleri deÄŸerin ve sevginin bir ifadesi olarak da yorumlanabilen kuÅŸ saraylarının ve içinde barınan kuÅŸların bazı inançları da beraberinde taşıdığına inanılıyor. Türkler kumruların sevdalıları koruduÄŸuna, kırlangıçlar yuva yaptıkları evleri yangından muhafaza ettiklerine, leylek, deniz kırlangıcı gibi göçmen kuÅŸların kutsal alanlara gittikleri düÅŸünüp, onları himaye ederek beslemiÅŸler. KentleÅŸmenin aşırı yapılaÅŸmanın artış göstermesine raÄŸmen günümüzde kent kuÅŸları hala İstanbul da tüm olumsuzluklara raÄŸmen yaÅŸamlarına devam ediyorlar.




Cami ve medreselerde görülenlerin dışında 18 ve 19. yy lar da bazı ev ve köÅŸklerde kuÅŸ evleri görmek mümkün oluyor, bazı yapılara ise restorasyon ve tamirat çalışmaları sırasında sonradan ilave oluyor. İstanbul Taksimde bulunan ÅŸehir suyunun kente taksim edildiÄŸi Taksim Maksemi'nde sonradan eklenmiÅŸ bir çift kuÅŸ evi örneÄŸine rastlanabiliyor.

Özenli iÅŸçiliÄŸi ile dikkat çeken kuÅŸ köÅŸklerinden bir baÅŸkası da Üsküdar Selimiye de bulunan Selimiye Camisi dış yüzeyinde görülüyor. 19 yy da taÅŸtan oyularak yapılmış kuÅŸ köÅŸklerinin iki yanına konulmuÅŸ olan minareleri ile adeta küçük bir cami maketini andırması ile dikkatleri üzerinde topluyor. Günümüzde bir çoÄŸu yağışlar dış hava etkenlerinin yaratmış olduÄŸu etki ile tahrip olan kuÅŸ evleri, serçe saraylar ilgisizlik ve biriken gübrelerin temizlenmeme bakımsızlık gibi nedenlerle su giderlerinin tıkanması sonucu çatlamalarla kırılma ve dökülmelerle karşı karşıya kalıyorlar. Yıllar önce ahÅŸap malzeme kullanılarak yapılanların izlerine ise hiç rastlanmıyor.

Üzerlerinde kuÅŸ evi ve sarayları barındıran mimari eserler

İstanbul: Süleymaniye, Bali PaÅŸa, Yeni Cami, Nuruosmaniye, Fatih, Laleli, Üsküdar, Ayazma, Selimiye camileri, B. Çekmece Sokulu Mehmet PaÅŸa Köprüsü, Kara Mustafa PaÅŸa, Amcazade Hüseyin PaÅŸa, Seyyid Hasan PaÅŸa, Feyzullah Efendi Medreseleri, Ragıp PaÅŸa, Amcazade Hüseyin PaÅŸa, I. Mahmut, Åžebsefa Hatun, Åžah Sultan Sıbyan Mektepleri, I. Mahmut kütüphanesi, 3. Mustafa Türbesi, Büyük Yeni han, ÇukurçeÅŸme Hanı, Hasan PaÅŸa Hanı, Eski darpane, Taksim Maskemi, Balat Ahrida Sinegogu, Yahudi Gasilanesi. Tokat ve Antakya da Ulu Cami, NiÄŸde Kığılı Camisi, Amasya Sultan Beyazıt camisi, DoÄŸu Beyazıt İshak PaÅŸa Sarayı Camisi, Hayrabolu Çorumi Mustafa Efendi Camisi, NevÅŸehir Damat İbrahim PaÅŸa Kütüphanesi, Merzifon Kara Mustafa paÅŸa Hanı, Zile Çarşı Hamamı, Kayseri Seyh ÇeÅŸmesi.


http://www.sihirlitur.com/belgesel/kus_saraylari/#

 

Çocuklar kuÅŸlara kol-kanat gerdi

H.SALİH ZENGİN
Daha çok tarihî eserlerde rastladığımız ve sayıları oldukça az olan kuÅŸevleri, iki öÄŸrenci ve bir öÄŸretmenin elinde yeniden hayat buluyor. KuÅŸları İstanbul’a davet etmek için kolları sıvayan ekip, 11 farklı kuÅŸ evi tasarladı.

1. Dünya savaşı’nın sonuna kadar tüm Avrupa’ya ‘’İstanbul Kanaryaları’’ ihraç eden İstanbul’un kuÅŸlarla iliÅŸkisi hiç ÅŸüphesiz çok eskilere dayanıyor. Öyle ki bu iliÅŸki sanat tarihimiz açısından ilginç örneklerin ortaya çıktığı medeniyet eksenli bir yapı ortaya konmuÅŸtur. Özellikle Osmanlı İmparatorluÄŸu döneminde daha çok camilerde görülen kuÅŸevleri, kuÅŸlar için saray nitelemesini hak edecek bir ihtiÅŸama sahipti. Serçe, saka, kırlangıç, güvercin, kumru gibi kuÅŸların barınması maksadıyla tasarlanan kuÅŸevleri, ÅŸekline göre “serçesaray, kuÅŸ köÅŸkü, kuÅŸ takası, güvercinsaray” gibi isimler almış ve Üsküdar Valide Sultan Camii, Eminönü Yenicami, Fatih Millet Kütüphanesi gibi mekânlar kuÅŸlara yüzyıllar boyunca ev sahipliÄŸi yapmıştır. Van’dan Kavala, Selanik ve Girokastra’ya deÄŸin özgün tasarım örnekleriyle kuÅŸları davet eden bu eserler, serçe, saka, kırlangıç, güvercin ve kumru gibi ÅŸehir kuÅŸlarının barınması ve konaklamasında büyük iÅŸlev görmüÅŸlerdir.

Bu güzel âdet ÅŸimdi iki öÄŸrenci ve bir öÄŸretmenin ellerinde yeniden hayat buluyor. Åžehirde barınamayan kuÅŸlara yeni bir yaÅŸam alanı oluÅŸturmak için kolları sıvayan Özel Florya Burç Koleji sınıf öÄŸretmeni Alaaattin Çankaya ile 4. sınıf öÄŸrencileri Ömer Faruk Bingöl ve Atahan Ataman isimli öÄŸrenciler, 11 farklı kuÅŸevi tasarlayarak İstanbul’un kuÅŸlarının yalnız olmadığını gösterdiler. Belediyelerin, mimar ve mühendislerin, ÅŸehir planlamacıların ve müteahhit firmaların ihmali sonucu ÅŸehrin betonlaÅŸtığını ve kuÅŸ seslerinden uzaklaÅŸtığımızı düÅŸünen ekip, cıvıl cıvıl ÅŸehir alanlarına yeniden kavuÅŸabilir miyiz düÅŸüncesinden hareketle bir araya gelmiÅŸ. Uygun ebatta plastik kalıplara alçı hamurunun dökülmesi ve bundan çıkarılan kalıbın iÅŸlenerek boyanması esasına dayanan yapım aÅŸamasından hepsi de keyif almış. Aynı zamanda binalara ve duvarlara estetik bir yapı kazandırma niyetindeki ekip, iÅŸi sıkı tutarak tam 11 farklı kuÅŸevi tasarlamış. Florya Burç Koleji’nin sınıf öÄŸretmeni Alaattin Çankaya yapılan eserleri “postmodern kuÅŸevleri” olarak tanımlıyor. Klasik kuÅŸevlerinin modernize edilmiÅŸ halini yansıtan eserlerin en az yüz yıl dayanabileceÄŸini belirten Çankaya, “14-15 senedir Osmanlı ve Selçuklu’dan kalma mimari dokular üzerine fotoÄŸraf çekiyorum. İlkin Amasya’da bir kuÅŸevi gördüm ve çok ilgimi çekti. Neden ihtiyaç duyuldu diye merak ettim. 800 yıl önce kuÅŸlar için ev tasarlanması çok ilginç geldi. Son yüzyıldaki yanlış ÅŸehir planlamaları sonucunda kuÅŸların alanları daraldı ve yok oldu. İnsanları rahatsız etmeden kuÅŸları tekrar ÅŸehirlere davet edebilir miyiz diye düÅŸündük. Binaların kör cephelerine uygun olarak tasarladık yuvaları.” diyor.

‘KuÅŸ sesleri duymak hakkımız’

ÖÄŸretmen Alaattin Bey’in bu ilginç çalışmasına iki öÄŸrenci de destek verince geniÅŸ bir arama tarama faaliyetine giriÅŸilmiÅŸ. İstanbul’daki kuÅŸevlerini gezerek, ansiklopedileri tarayarak bilgi toplayan üçlü; iki odalı, tek odalı kuÅŸevleri yanında mevsimlik kuÅŸlar için de kuÅŸ oteli tasarlamışlar. Okulun bahçesinde yapılan ilk uygulama baÅŸarılı olunca ve hatta buraya kuÅŸlar da gelmeye baÅŸlayınca çok sevinmiÅŸler. “Kâinatta her ÅŸey bir zincir, bu zincire müdahale etmek kaçınılmaz felaketlere sürükleyebilir. Hem kuÅŸlara yeni yerleÅŸim alanları verme hem de bu iÅŸe biraz çocuksu gözle bakma amacıyla bu projeye soyunduk. Çocukların dünyalarını biraz kuÅŸ cıvıltılarıyla renklendirelim istedik.” diyen Çankaya, yuvalarının İstanbul’daki kumrular, serçeler ve güvercinler için ideal olduÄŸunu belirtiyor. Bir kuÅŸevini 20-30 YTL arasında maliyete imal eden öÄŸrenciler, seri üretime geçilmesi durumunda bunun hem hızlanacağını hem de fiyatın 3 YTL’ye kadar düÅŸebileceÄŸini söylüyorlar.

“Biz bu kuÅŸevlerini 2010 İstanbul Avrupa Kültür BaÅŸkenti çerçevesinde belediyelere sunacağız. Sponsorlukta zorlanmayız. Binalara, viyadüklere, köprü altlarına, yüksek yol duvarlarına, villa-apartman kör cephelerine monte edilebilir. Bu ÅŸekilde 15 milyon tane kuÅŸevi yapılabilir. Sadece bir viyadüÄŸe bile 2 bin tane kuÅŸevi yerleÅŸtirilebiliyor.” diyen Çankaya’ya öÄŸrenciler “KuÅŸ seslerini yaÅŸadığımız ÅŸehirde duymak bizim de hakkımız.” diye destek veriyorlar.


İleride kuÅŸevi yapacağım ve çikolata fabrikası kuracağım

Atahan Ataman:Benim evde kanaryam var. Ama o kafeslerde yaşıyor, keÅŸke özgür ortamda yaÅŸayabilse… ÖÄŸretmenime kuÅŸumdan bahsedince o da beni bu projeye seçti. DoÄŸrusu çok sevindim. Çok eÄŸlenceli bir ÅŸey kuÅŸevi yapmak. En çok kapı ve pencerelerini yapmayı seviyorum. Yaptığım evde kuÅŸların yaÅŸayacağını bilmek hoÅŸ bir duygu. Dışarıda kalmıyor ve soÄŸuktan ölmüyorlar. Okulun bahçesindeki yuvamıza kuÅŸ girince herkes çok bağırdı ve kuÅŸ korkup kaçtı. Daha önce kuÅŸevi görmüÅŸtüm. ama ÅŸimdi daha dikkatle bakmaya baÅŸladım. Eski tarihî yapılarda kuÅŸevi var mı diye bakıyorum. İleride yine kuÅŸevi de yapacağım; ama çikolata fabrikası kurmak istiyorum.

 

KuÅŸevi yapmak çok keyifli

Ömer Faruk Bingöl:KuÅŸevi projesine gönüllü olarak katıldım. Daha önce bir iki tane kuÅŸevi görmüÅŸtüm ve onlar da ilgimi çekmiÅŸti. KuÅŸevi, yaparken çok eÄŸlenceli ve keyifli. Kabartma yapmaktan çok hoÅŸlanıyorum. KuÅŸevi yapmamı kıskanan arkadaÅŸlar bile oldu. Ben en çok kartal, ÅŸahin ve güvercini seviyorum. Tabii büyük kuÅŸlar için ideal deÄŸil yaptığımız evler; ama ÅŸehirde yaÅŸayan kuÅŸlar için harika bir barınma ortamı sunabilir. Onların o yuvalara gireceÄŸi günü sabırsızlıkla bekliyorum. Bu dünyanın en güzel mutluluklarından birisi. Lütfen kuÅŸlara sahip çıkalım.
 
Sayı: 24
Bölüm: Aktüel

[ZAMAN]

 

KuÅŸlar köÅŸklerini Åžehirler kuÅŸlarını kaybediyor

Osmanlı mimarisinin prestij ürünü, hayvan sevgisinin en güzel göstergesi 300 yıllık kuÅŸevleri, ÅŸehrin kuÅŸlarıyla birlikte yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Cami ve medreselerden, kütüphane ve türbelere kadar Osmanlı’nın birçok tarihi eserine, sokaklarına yansıttığı; mimari estetik ve insan inceliÄŸi ürünü olan kuÅŸevleri birer birer ilgisizliÄŸe, çetin doÄŸa ÅŸartlarına ve zamana yenik düÅŸüyor.

Osmanlı mimarisinde hayvan sevgisinin en güzel göstergesi 300 yıllık geçmiÅŸe sahip kuÅŸevleri, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Cami ve medreselerden, kütüphane ve türbelere kadar Osmanlı’nın birçok tarihi eserine, sokaklarına yansıttığı; mimari, estetik ve insan inceliÄŸi ürünü kuÅŸevleri birer birer ilgisizliÄŸe, çetin doÄŸa ÅŸartlarına ve zamana yenik düÅŸüyor. KuÅŸevlerinin zarar görmesi özellikle serçe, saka, kırlangıç gibi korunmaya muhtaç kuÅŸların bu mekanlardaki misafirliklerini de sona erdirmiÅŸ. Yani Osmanlı’nın sosyal hayatın ve mimarinin içine çektiÄŸi kuÅŸlar da artık İstanbul’un tarihi eserlerinden uzaklaşıyor.

Sadece insanları deÄŸil, her canlıyı koruma altına alan Osmanlı vakıf ruhu 15. yüzyıldan itibaren ÅŸehrin kuÅŸları için evler, köÅŸkler hatta saraylar yaptırmış. Halen, Mimar Sinan’ın Süleymaniye’si, Yeni Camii, Beyazıt Camii, Eyüp Sultan Camii, Üsküdar Yeni Valide Camii, Selimiye Camii ve Üsküdar Ayazma Camii, Laleli’de III. Mustafa ve III. Selim türbeleri gibi İstanbul’daki bir çok tarihi eseri süsleyen onlarca kuÅŸevi ve kuÅŸ sarayı var. Ancak küfeki taşından oyma yuvalar veya mimari maketler halinde yapılara sonradan monte edilen bu kuÅŸevlerinin çoÄŸu ÅŸu anda bakımsızlığın kurbanı.

İstanbul’da yaÅŸayan hemen herkesin hafızasına kazınmış ortak mekanlar vardır; önünde güvercinlerle fotoÄŸraf çektirilen Yeni Camii gibi. Åžehre bir kereliÄŸine bile olsa gelenler Eminönü veya Beyazıt meydanlarında soluklanıp, İstanbul’un güvercinlerine yem atmıştır. Güvercinler kadar, serçeler, sakalar, kırlangıçlar, leylekler, martılar tarihin derinliklerinden sıyrılıp yanı başımıza gelen Åžehr–i İstanbul’un yüzyıllardır misafiridir; tıpkı insanlar gibi. Åžehrin konukseverliÄŸinin ve hayvan sevgisinin bir kültür haline geliÅŸinin en güzel göstergesi 300 yıllık kuÅŸevleri, bugün İstanbul’un simgesi kuÅŸlarıyla birlikte yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

ÖrneÄŸin her gün binlerce insanı ağırlayan Eyüp Sultan Camii’nin 1800’lü yıllarda inÅŸa edilen giriÅŸ kapısının hemen sağında bulunan iki katlı kuÅŸevi iÅŸlemeleri tamamen dökülmüÅŸ, taÅŸları erimiÅŸ. Ama kuÅŸevini hâlâ iki saka kuÅŸu ve serçeler yuva olarak kullanıyor. Üsküdar Yeni Valide Camii’nde ise sadece 6 kuÅŸevi kalmış. Bunlardan 3’ü saÄŸlam diÄŸerleri hasar görmüÅŸ. Caminin üç cephesini de süsleyen küfeki taşından yapılmış kuÅŸevleri biri ev, iki tanesi ise ikiÅŸer minareli, kubbeli cami biçiminde tasarlanmış. Cami avlusunun denize bakan giriÅŸinde bulunan kuÅŸevlerinden biri tamamen yok olmuÅŸ, ikisi ise ağır hasarlı. Ama onlar da herÅŸeye inat sahiplerini ağırlamaya devam ediyor.

İstanbul’un en zengin kuÅŸevleri koleksiyonuna sahip eseri 1760’ta Sultan III. Mustafa tarafından Mimar Mehmet Tahir AÄŸa’ya yaptırılan Üsküdar’daki Ayazma Camii. Ayazma’da avlu giriÅŸleri ve cami yapısı üzerinde tek katlı ev, köÅŸk, çok katlı köÅŸk ve saray ÅŸeklinde yapılmış 11 kuÅŸevi var. Caminin kıble duvarındaki bir kuÅŸsarayı kırılmış, Kuzey Kapı’daki avlu duvarındaki iki kuÅŸevinin ise taÅŸları erimiÅŸ, ÅŸekilleri bozulmuÅŸ. Dernek binası olarak kullanılan medrese kısmındaki kabartma usulü ile yapılmış kuÅŸevlerinden biri de kırılarak tamamen hasar görmüÅŸ.

Süleymaniye Camii’nin muhteÅŸem kubbesini destekleyen, 4 küçük kubbe de Mimar Sinan tarafından gözetleme yeri ve güvercin odaları olarak inÅŸa edilmiÅŸ. Yıllardır Süleymaniye Camii’nin hizmetlisi olarak görev yapan Müslüm Yıldız, güvercinlerin 10–15 yıl önce kubbeleri yuva edindiÄŸi; ancak eskiden olduÄŸu gibi cami avlusunda yem satanlar olmadığı için terk ettiÄŸini söylüyor. Üsküdar Yeni Valide Camii’nin 30 yıllık hizmetlisi Tevfik Tarım ise, mimar, sanat tarihçi ve fotoÄŸrafçılar dışında turistlerin de kuÅŸevlerini ziyarete geldiÄŸini anlatıyor. Görenlerin hayranlıkla karşıladığı kuÅŸevlerini Tarım, “Atalarımız imanlarını, mimariye iÅŸlemiÅŸ.” diye deÄŸerlendiriyor.

Hasar gören kuÅŸevlerinin birçoÄŸunun plastik onarım yöntemiyle tamir edilebileceÄŸine dikkat çeken Mimar Sinan Üniversitesi öÄŸretim üyesi Prof. Dr. Ataman Demir, “Sadece binaların, kubbe ve alemlerin restorasyonu ve korunması deÄŸil, mimarinin inceliklerini sergileyen bu yapıların da korunması gerekir. Bunu taÅŸ ustalarına bırakmamak lazım. Restorasyonu heykeltıraÅŸ ve sanat tarihçi mimarların yapması gerekir.” diyor.

Mimarimizdeki kuÅŸevi örnekleri az da olsa modern yapıların bazılarında da bulunuyor. BaÄŸdat Caddesi’nde iki modern binadaki kuÅŸevleri ile Üsküdar Fethi PaÅŸa Korusu’na çıkan yan yollardan Nacak Sokağın duvarlarındaki 3 ahÅŸap kuÅŸevi de kuÅŸlara olan ilgi ve sevginin sürdüÄŸünün, özlemin göstergesi.

TARİHTE KUŞEVLERİ

Son dönem klasik dönem Osmanlı mimarisinde yoÄŸunlaÅŸan kuÅŸevleri, serçe, saka, kırlangıç, güvercin gibi kuÅŸların barınması, konaklaması amacıyla tasarlanmış küçük boyutlu mimari maket niteliÄŸinde konutlar ya da duvara oyulmuÅŸ yuvalar olarak inÅŸaa edilmiÅŸ. KuÅŸ köÅŸkü, güvercinlik, serçesaray isimleriyle de anılan eski binaların cephelerini kuÅŸevleriyle süslemek XVI. yüzyıldan itibaren görülmeye baÅŸlayan bir yeniliktir. Binaların en çok güneÅŸ alan, sert ve soÄŸuk rüzgârlardan muhafazalı cephelerinden yapılmıştır. KuÅŸevlerinin en güzel örnekleri İstanbul’daki abidelerinde bulunsa da, Anadolu’da Kayseri– Erkilet KurÅŸunlu Camii, Tokat Ulu Camii, Amasya Sultan Beyazıd Kervansarayı, İshakpaÅŸa Sarayı gibi eserlerde rastlanmaktadır. KuÅŸevleri, yöre halkının güvercin sevgisi nedeniyle Tokat, NiÄŸde, Bursa, TekirdaÄŸ, İzmir, Kırklareli, Urfa, Mardin, Diyarbakır gibi Anadolu ve Rumeli’nin eski taÅŸevlerinin birçoÄŸunun mimarisine girmiÅŸtir.

KuÅŸsarayı da denilen ve vakıf kuÅŸevlerinin bazıları minareleri, yüksek kenarlı kubbeleri, hilal biçimindeki alemleriyle birer selatin camiini andırmakta ve ince iÅŸçilikleriyle dikkat çekmektedir. Türk–İslam sentezinin mimariye hediyesi olan kuÅŸevleri Osmanlı’yı yakından izleyen yabancı misyon temsilcilerinde de hayranlık uyandırır. Hayvan sevgisinin mimaride ulvileÅŸtirilmesinin bir kültür haline gelmesini yakından izleyen ve 1550’lerde görev yapan dönemin Avusturya Sefiri Busbeck, Osmanlı’daki bu kuÅŸ sevgisini sefaret notları arasına “Türkiye’de her ÅŸey insanileÅŸmiÅŸ, her katı yumuÅŸamıştır. Hayvanlar bile...” sözleriyle kaydetmiÅŸtir.

FATİH UĞUR

15.06.2002 /TURKUAZ
...........................................




KUŞEVLERİ

Kimileri ‘niÅŸ’ içinde, kimileri eski ve tarihi yapılarımızın köÅŸelerini tutuvermiÅŸ, ‘KuÅŸevleri’… Tamamen insana özgü yardımseverliÄŸin tasarımlanmış halinin biçimlendiÄŸi, “KuÅŸevleri… Binalara amaçlandığı iÅŸlevselliÄŸin ötesinde sahici ve kalıcı bir etkiyle hoÅŸluk katan “KuÅŸevleri”… Onlarca renkli fotoÄŸraf ve ingilizce/türkçe metin.. Mimar/yazar Cengiz BektaÅŸ’ın yıllar süren araÅŸtırması BileÅŸim Yayınevi tarafından kitaplaÅŸtırıldı.
(…)
İnsanın cümle yaratılmışla
Dengede,
Sevgi ilişkisinde olması
Günümüzde
Her zamankinden daha
Önemliyken,
Bunca sevgisizliÄŸe,
Bunca yalnızlığa,
Bunca yabancılaşmaya
İtilişimiz neden?
Hiçbir çıkar gözetmeksizin,
Yalnızca karşısındakini
Korumak istediÄŸinden doÄŸan
“KuÅŸ evleri” üzerinde
düÅŸünmek bize kimi
unuttuklarımızı
anımsatabilir.


KUSEVLERI

 

KUŞ EVLERİ VE KUŞLAR

Bir vakitler İstanbul’da ahÅŸap yapılarda, saçaklar altında oyma kuÅŸ kafeslerini andıran kuÅŸ evleri bulunurdu. Bunlara türlü sanat biçimleri verilir, yapıların süsleri olurdu. Bu gün artık İstanbul’un o korkunç yangınlarından sonra bu eserciklere veda etmiÅŸ bulunuyoruz. Yalnız yangınların eriÅŸemediÄŸi taÅŸ ve tuÄŸla yapılarda pek azı saÄŸlam kalmak üzere kuÅŸ evlerine rastlıyoruz. Bunlar hem yapının süsü hem de kuÅŸlara yapılmış bir hayır eseridir.

Türk yapılarında heykel kabartmalarının yerini alan bu küçük süs evler, yapının en görünür bir yerine konur, bu oyuncak yapı oya ve dantel gibi iÅŸlenirdi. Eskiden duvarlarda görülen bu küçük kabartma yapılar büyük yapının küçük bir örneÄŸi, planı sanılırdı. Halbuki yapı ile iliÅŸiÄŸi olmayan bu güzel motiflerin Türk Sanatı’na mahsus bir hayal mimarisi olduÄŸu unutulmamalıdır.

Yer çekimi hesaba katılmadan üstü geniÅŸ altı dar köÅŸkler, camiler, ÅŸadırvanlar, sebiller yahut bunların karışımı biçimler, resme kaçan özellikler de alırlar. Böylece mimarlıkla hayal ve fantazinin son basamaklarına ulaşılır, baÅŸ aÅŸağı kubbeler (Kimyager DerviÅŸ PaÅŸa sokağında Hasan PaÅŸa Medresesi’nde olduÄŸu gibi) daha nice alışılmış biçimler bunlarda görünürdü. Eski hayır sahipleri kuÅŸlara mahsus taÅŸ, tuÄŸla yuvalar yapmakla yetinmeyip bunların bir de zarif ve güzel olmasına önem verirlerdi.

Ahmet HaÅŸim, Gurabahane-i Laklakan kitabında, “Bursa’da Haffaflar Çarşısı’nın (YN1) ortasında bir meydan var. Bu meydan malul hayvanların düÅŸkünler yurdudur. Kanadı bacağı kırık leylekler, bunamış kargalar, halkın sadakası ile yaÅŸarlar. Haffaf esnafının aylıkla tuttuÄŸu belki yüz yaşında, baktığı leylekler kadar amelimanda bir ihtiyar toplanan sadaka parası ile her gün iÅŸkembeler alır, onları bu zavallı kuÅŸlara dağıtırdı” diyor.

Müslüman dini, kuÅŸlara özel bir yer ve deÄŸer vermiÅŸ, hatta Kuran’da Nur Suresi’nde kuÅŸların Tanrı’ya dua ve tesbih eyledikleri zikr edilmiÅŸtir. Efsanelere karışmış Tekke-i Murgan’ı Süleyman Peygamber yapmış, dünyanın her tarafından gelen kuÅŸlar bir hafta burada yiyip içip bu peygambere dua ederler, diye bir inanç ta vardır. İstanbul halkı, cami avlularında kuÅŸlara mısır ve buÄŸday verirken bunların, hu ! hu ! diye ses çıkartmalarını Allah adını zikr etmeleri manasında aldıklarından güvercinlere dokunulmazdı. Kumru da böyledir.

Masallarımızda bir genç kız hayvan olma bahtsızlığına düÅŸtüÄŸü zaman seçeceÄŸi bir yaratık kumrudur. Öyle ki, genç kız üvey anasına yaÄŸ götürürken ÅŸiÅŸesini kırıyor, korkusundan Tanrı’ya yalvarıyor, kumru olmasını diliyor. Duası kabul olunuyor, kumru oluyor. Nuh Tufanı’nın sona ermesinin müjdecisi aÄŸzında zeytin dalı tutan güvercindir. Åžark edebiyatında geçen gül ile bülbül efsanesi, hayat aÄŸacı ile can kuÅŸu efsanesinin deÄŸiÅŸmiÅŸ bir ÅŸekli olabilir.

Türk Sanatı’nın bir özelliÄŸi de daÄŸ gibi büyük eserler yanında gözle görülemeyecek küçük eserlerin bulunuÅŸudur. Bir pirinç tanesi üzerine “Euzübesmele” yazmak ne ise, dev eserlerin duvarları üzerine bir karış büyüklüÄŸünde kapıları, pencereleri, kafesleri, ÅŸehniÅŸleri ile birlikte kuÅŸ evleri, köÅŸkleri yapmak ta böyledir. KuÅŸlar yer çekimine karşı geldikleri, yükseklerde dolaÅŸtıkları için Tanrı’ya yakın varlıklar olarak düÅŸünülmüÅŸler, kanat takmış güzel kızlar ÅŸeklinde göründükleri için de Cennet KuÅŸu veya Melek adını almışlardır.

Bir vakıtlar günahlarını affettirmek veya sevap kazanmak isteyenler esir azat ederlerdi. Böylece köleler efendilerinin azatlı köleleri olurlardı. Hatta bunlar içinde mevki ve makama geçenler de bulunurdu. (1) Esir azat edemeyenler ise kuÅŸ pazarlarından kuÅŸ satın alarak azat ederlerdi. Bunlara adak kuÅŸları denirdi. TuttuÄŸu niyetin yerine geldiÄŸini görenler adadığı sayıda kuÅŸ satın alıp, bunları elleri ile havaya salarak “Azat mezat beni Cennet Kapısı’nda gözet” diye bir çeÅŸit celcelutiyeler tekrarlarlardı ki, bunlar çocuk oyunlarına geçmiÅŸtir.

KuÅŸlara ait eserler düÅŸünülecek olunursa, ilkin onların özgürlüÄŸüne engel olan kafesleri hatırlamak gerekir. Bunların gümüÅŸten cami, köÅŸk, sebil, ev biçiminde olanları pek çoktur. Kafes denilince sadece kuÅŸların deÄŸil, kadınların da kuÅŸlar gibi kafesler arkasında oldukları unutulamaz. Bir devir kadınlar günahkar gibi saklanır, boyunu bosunu belli eder diye elbisesi bile bile ortaya konulmazdı. Bununla beraber her kuÅŸun bulunduÄŸu yerde kafes olmasa da, her kadının bulunduÄŸu yerde kafes vardı. Kadınların gittiÄŸi tekkede, camide, muhallebicide, hatta ortaoyununda...

Asıl burada üzerinde durulması gereken Türk Mimarlığı’nın bugün yüzüstü bırakılan bir yanı kuÅŸ evleri veya köÅŸkleridir. Tarihi yapıtlarımızın ciniler ve yazıtlardan sonra akla gelen bir süsü de budur. Hatta tek kabartma süs kuÅŸlara iyilik etmek, sevap kazanmak için yapılmıştır. Bu düÅŸünce bu eserlerde açıkça belirdiÄŸi gibi, bu zarif, fakat o nispette dayanıksız bu minyatür köÅŸkler, evcikler, bu yapılarda her ÅŸeyden önce yıpranmaktadır. Eski ahÅŸap evlerin bütünü kuÅŸlar için barınak halini aldığı kadar insanlar küçük, büyük yaratıklar, adeta akraba idiler. Evlerin üst kısımlarında hafif yaratıklar, alt kısımlarında ağır yaratıklar. Bu tıpkı Süleyman Peygamber’in resimlerine bakıldığı zaman üstte “ervah-ı latife” nin, uçan meleklerin; altta “ervah-ı sakile”nin, dev ifrit ve zebanilerin göründüÄŸü gibidir.

Evlerde sade görünenler deÄŸil görünmeyenler de bulunurdu. Bunlara “iyi saatte olsunlar” denirdi. Bunlar bazen izbe yerlerde kendi kılıklarını alırlar, bazen hayvan veya insan kılıklarına girerlerdi. Bu yüzden eskiler hayvanlara kötü davranmaktan sakınırlardı. Artık modern yapılarda ne görünen ne de görünmeyen yaratıklar yer almak istiyor. Sadece köÅŸe minderde uyuÅŸuk bir kedi, bir kafese hapsolmuÅŸ sıkıntıdan çırpınıp feryat eden bir kanarya, bir iskete, bir ispinoz veya flürya...(YN2) İnsanlar apartmanlarda yalnızlıklarıyla baÅŸbaÅŸa kaldıklarından o eskiden adından korkup ÅŸeker ÅŸerbeti döktükleri cinlerin, perilerin dahi hasretini duyuyor. Eskiden cin çarpmış, peri tutmuÅŸ insanlara ne çok rastlanırdı. Bugün bunlar artık masalların konuları olmaktan pek ileri gidemiyorlar.

Modern yapılardan kuÅŸ evleri kaldırıldığı gibi modern ÅŸehirlerden de kuÅŸlar uzaklaÅŸtı. Bir zamanlar halkın hayvanlara karşı sevgi ve merhameti bugünkünden daha doÄŸrusu hayvanları koruma kurumlarının kurulmasından önce daha güçlü idi. Üsküdar’daki kediler hastanesi belki de bu saha da dünyanın biricik hastanesiydi. Güzün halk güzel sesli kuÅŸları dinlemek için kuÅŸları bol, manzarası güzel yerlere giderdi. Aslında kuÅŸlar o devrin insanları gibi bahçeli köÅŸkleri, çaÄŸlayanları eÄŸlence ve cıvıltı yeri olarak seçerlerdi.

PadiÅŸah Sultan Aziz dahi Hidiv Abbas Hilmi PaÅŸa’nın Kanlıca’daki korusuna ÅŸafakta bülbül sesi dinlemek üzere giderdi. Böyle bülbülü meÅŸhur yerler olduÄŸu gibi, halk aÄŸaçlar ve kaynak suları ile bezenmiÅŸ Flürye’de, Fülürye kuÅŸlarının sesini dinlerdi. O vakıtlar çınarlarla süslü mesire yerinin adı da çıplaklar diyarı olduktan sonra deÄŸiÅŸti. Florya oldu. KuÅŸ deyince onu dünyamızın üstünde gösteren kanatlar akla gelir. Hatta melekler, kanatlı güzel kızlar ÅŸeklinde düÅŸünülürler. Halk geleneklerine göre yemek sofrası açık kaldığı zaman, melekler üzerine kanat gererler, denilirdi. Bu sebepten melekler yorulmasınlar diye sofra yemek yenir yenmez toplanır. Böylece kuÅŸlar ile meleklere arasında baÄŸlantı kurulurdu.

KuÅŸlar müjdeleyici haber getiren varlıklardır. Hazreti Süleyman’ın Saba Melikesi Belkıs ile haberleÅŸmesi Hut Hut KuÅŸu (YN3) sayesinde olmuÅŸtur. Bu yüzden bir çok yerde kuÅŸ resim ve iÅŸaretlerine suret gözüyle bakılmazdı. Eski kartpostallarda gagasında mektup ve üzerinde yürek iÅŸareti bulunan bir kuÅŸ resmi görülürdü. KuÅŸların her davranışlarına bir mana verildiÄŸinden uçarken insanın üzerine pislemesi dahi uÄŸura, talihe yorulurdu. Kısmete iÅŸaret sayılırdı. Hastalıktan kurtulanlar, hasretlisine kavuÅŸanlar, kuÅŸlara yem dağıtırlar, hatta çocuÄŸunun yürümesi, abdestini söylemesi için adaklarda dahi bulunulurdu.

Yine bir vakıtlar Bayezıt Camii meÅŸrutasında o derece kuÅŸlar türemiÅŸti ki, İstanbul’un en eski ahÅŸap evine kuÅŸlar evi denmiÅŸti. Yakın tarihimizde Ahmet Ziya Akbulut tarafından bu binanın ince ince resimleri yapılmamış olsaydı, bunun da diÄŸer bir çok eski eser gibi unutulacağı muhakkaktı. Daha doÄŸrusu güvercinler bu tarihi binayı köhne bir kuÅŸ kafesine çevirdikten, çökecek bir hale soktuktan sonra yıktırılmasına karar verilmiÅŸ... KuÅŸ hücumuna uÄŸrayan bu evden sonra kuÅŸlar cami avlusuna taşınmışlardır. Sahaflar çarşısı yanınca kitapçılar kitaplarını Beyazıt Camii iç avlusuna yaymışlardır. Güvercin pislikleriyle lekelenmiÅŸ kitaplar iÅŸte bu vaktın eserleridir.

İnsanların zaman zaman kuÅŸlara benzemek istemelerinin tarihi pek eskidir. Uçma özenci her milletin masallarında yer alır. Åžehnameye göre kuÅŸlar gibi insanların da uçtukları görülür. Keykavus’un uçtuÄŸunu ve sonra düÅŸerek Rüstem tarafından kurtarıldığını yine Åžehname’de buluruz. Hele Efrasyap ordusunda cadıların varlığı, yaÄŸmur yaÄŸdırdıkları ve havalandıkları esatiri olaylardır. KuÅŸlar masallarda daha doÄŸrusu folklorda yer aldığı gibi tarihte ve sanatta da yer alır. Selçuklarda çifte kartal, Konya Kalesi’nin sembolü, ayrıca atmaca denen çakır cinsinden kuÅŸ ta böyledir.

Bugün Osmanlı mimarlığı içinde kuÅŸlara mahsus ilk evcikler yahut kabartmalar Bursa’da görülmekle beraber, bunlar bazan maÅŸallah, kane, ya hıfız, tebarekallah yazılarıyla birleÅŸirler. Yine Bursa’da BeÅŸikciler caddesinde tahtadan dilimli veya çadırımsı, üzerinde yüksek bir alem görülen kuÅŸ evi vardır. Bu evcik pencereler sevri kemeriyle Türk Uslubu’nu belirttiÄŸi gibi dilimli bir feneri de hatırlatır. Yine Bursa’nın doÄŸusunda Umurbey mahallesinde Çıngıltı sokağında görülen eski bir konağın ön kısmında saçaÄŸa yakın bir yerde bulunan kuÅŸ evi, bu ÅŸehrin en güzel kuÅŸ evlerinden biridir. Bunu İstanbul Enstitüsü mecmuasının 5. sayısındaki yazımızda görmek mümkündür.

İstanbul’un hemen her semtinde kuÅŸ evleri bulunmakla beraber bunların çoÄŸunluÄŸu bozulmuÅŸ harap olmuÅŸtur. PerÅŸembe Pazarı’nda bulunan hanlarda görünenlerin çoÄŸu böyledir. Fermeneciler YokuÅŸu’nde hele Sandalyacılar sokağında, Büyük Yeni Valide Hanı çevresinde yine böyle harap pek çok yıkık dökük evcikler var. Laleli camii çevresi de büyük küçük harap kuÅŸevleriyle doludur. Eski Balık Pazarı, YemiÅŸ iskelesi ve tahmis’te kuÅŸ evlerinin türlü biçimlerine rastlanır. Pek çok kuÅŸ evleri arasında eÅŸine az rastlanan güzel eserlerden biri de Müftü Hoca Feyzullah Efendi Medresesi’nde görülen nispeten saÄŸlam kalmış bir kuÅŸ evidir. Bu medrese kitabesinde 1112 de tamamlandığına dair bir kayıt var. Bu eser Millet kütüphanesi adıyla anılan Ali Emiri Kütüphanesidir. Duvar üzerinde iki karış büyüklüÄŸünde bir hayal mimariye neler sığdırılmıştır. Türk mimarlığının yer çekimi zorunluluÄŸu ortadan kalkınca, eriÅŸilemez özelliklere varmış olduÄŸu kolaylıkla anlaşılıyor.

KuÅŸ evleri içinde sülüs “MaÅŸallah” yazısı, çiçek ve resimlerle bezenmiÅŸ harap bir kuÅŸ evi Yeni valide Hanı’ndadır. Ne yazık ki burada görülenler bu eserin son kalıntılarıdır. Bu muhteÅŸem eser kuÅŸ evi kendinden pek çok ÅŸeyler kaybetmiÅŸtir. Üzerinde 1177 tarihi okunan bu kuÅŸ evinde kuÅŸlara, güvercinlere ayrı ayrı yerler, yuvalar yapılmıştır. Aynı medresenin diÄŸer duvarlarında görünen kuÅŸ evleri yıpranmış, bunlardan bir ÅŸey kalmamıştır.

Bir de Darphani-i Amire binasında görünen ve yüksek bir ÅŸatoyu andıran zarif kuÅŸ evi de örnek eser olabilir. Bu kat kat iç içe ve olaÄŸanüstü bir mimari kompozisyonudur. Belki de bu çeÅŸitlerin en kıymetli örneÄŸidir. Bu eserde klasik mimarinin ötesinde romantizme vuran bir hayal, bir masal mimari buluruz. Basamak basamak yükselen bu yapıda baÅŸlangıç ve bitiÅŸ diÄŸer kuÅŸ evlerinden ayrı bir özelliktedir. Bu eser kuÅŸlar için düÅŸünülen ve yapılan eserlerin onlara en yakını, en uygunu da denebilir. Bunları yapan sanatçılar bilinmiyor. Aslında halk eserlerinin hemen pek çoÄŸunda imza yoktur. Bunlar da böyle. Adsız, fakat gerçek sanatçıların eserleri. Alçak gönüllülüÄŸü sanattan üstün tutan kimselerin eserleri...

(1) Her ne kadar kölelikten yükselenler olmuÅŸsa da latife yoluyla da olsa bunlara takılanlar bulunurdu. Nitekim; “Kölelikten müezzin olmaz minareyi yıkar sesiyle, Halayıktan kadın olmaz kurnayı kırar tasıyla” denilirdi.

Yazan: Malik Aksel

Yayına Hazırlayanın Notu: Bu yazı Türk Folklor AraÅŸtırmaları Dergisi sayı 225’de Nisan 1968 tarihinde yayınlanmıştır. Yazı aslına tamamen sadık kalınarak buraya aktarılmıştır. Sadece 3 baÅŸlık yayınlayanın notu olarak aÅŸağıya eklenmiÅŸtir.

YN1) Ayakkabıcılar Çarşısı
YN2) Florya KuÅŸu (Carduelis chlosis)
YN3) İbibik Kuşu (Upupa epops)

Yayına Hazırlayan: Yavuz İşçen

 



( 2 Votes )
Buradasınız: Ana Sayfa